ÇAĞDAŞ EĞİTİM VE LAİKLİK

Bugüne kadar okullarda laiklik; “dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karıştırılmaması” şeklinde iki yanlı olarak öğretilmiştir. Fakat bilinmektedir ki zaman içinde “dinin devlet işlerine karışmaması” şeklinde tek yanlı olarak simgeleştirilmiştir.

Bugüne kadar okullarda laiklik; “dinin devlet işlerine, devletin de din işlerine karıştırılmaması” şeklinde iki yanlı olarak öğretilmiştir. Fakat bilinmektedir ki zaman içinde “dinin devlet işlerine karışmaması” şeklinde tek yanlı olarak simgeleştirilmiştir.

Ancak bu iki tanım da doğru değildir ve eksiktir.
Çünkü laiklik, ne bir yasa ne de bir yaşam biçimidir.
Laiklik, meşruiyet ile ilgili bir kavramdır.
Dünyanın, 1789 Fransız İhtilali’nden sonra ilk kez tanıştığı laiklik, yasama yetkisini halkın kullandığı bir yönetim anlayışını anlatan bir kavramdır.
Laiklik, ulus devletin yurttaşlarını eğitmesiyle mümkündür. Çünkü laik düzeni koruyan en önemli ve belki de tek silah eğitimdir.
Özgürlükleri bir bütün olarak algılamak gereklidir. Bu bütünü dikkate almayıp sadece kendi yandaş kesiminin dünya görüşünün yansıtılması, tamamlanmamış bir demokrasi anlayışıdır.
Eğer kurumsallaşarak din eğitimi verilmesi tartışılıyorsa bu noktada laiklik ve laik anlayış yapısı tartışılmalıdır.
Laiklik, kendini herhangi bir dinin iç kurallarına göre ayarlamaz; bu tarz bir ayarlama inançlara eşit uzaklıkta durma ilkesiyle örtüşmez. Çünkü dinler ve inançlar arasında ayrımcılık ve ast-üst ilişkisi yoktur eğer varsa orada laiklik yoktur.
Atatürk ilkelerindeki laiklik ve iz düşümü laik eğitimi bu bağlamda doğru okumak gereklidir kanımca.
Hangi kesim için olursa olsun, yaratılmak istenen ayrıcalık, ''hak'' olarak gösterilmemelidir. Politika, haklar mücadelesidir; çok sesli ve halk için bir mücadeledir. Demokrasinin bir nitelik meselesi olduğunu bilerek demokrasiye hakkını teslim etmek gereklidir.


Laik eğitim, demokratik olmalıdır.
Demokratik olmak, hoşgörüsüz ve saygısız olmak özgürlüğü değildir. Canım ne isterse onu düşünür onu yaparım diye “ahkâm kesmek” demek hiç değildir.
Demokratik olmak, ön koşulsuz olarak her düşünceyi selamlamak sonra da onu sosyal yaşamın kalitesini artıracak verilerle donatmak yani bilimselleştirmektir.
Verilerle bilimselleştirilemeyen bir olgu, anlayış, düşünce laik eğitime zarar verir. Laik eğitime zarar veren, insana ve sosyal yaşamın çeşitliliğine zarar verir.
Kuşkusuz burada bilimsel verinin ne olduğu önemlidir. Birey olarak, yurttaş olarak ve halkın seçtiği temsilciler olarak laik eğitime inanmak ve savunmak zorundayız. Laik eğitim her insanın gereksinimlerine yanıt vermek zorundadır.


Laik eğitim özgürleyici, kucaklayıcıdır.
Laik eğitim, felsefi olmalıdır.
Felsefe, bilimin (yanlışlanabilir) doğruları üzerinden gerçeğe ulaşmaya çalışır.
Bilimsel olmayan bir eğitim sisteminin felsefi olması da beklenemez.
Felsefe, dogmalara karşı, tarihsel bir varlık alanı olarak, insanın gerçeklerle donatılmasını sağlayarak, laik eğitimi yücelten, onu anlamlı ve değerli kılan vazgeçilmez ortak “insanlık değeri”dir.
Felsefeden korkan laik eğitimden de korkar.
İçinde bulunduğumuz zaman dilimi, bilimsel ve felsefi düşünce ile dogmatik düşüncenin savaş alanıdır.
Bu düşünce savaşını, normal koşullarda bilim ve felsefenin kazanması beklenir. Ama bilim ve felsefe alanına sızmış olan dogmatik düşüncelerin çokluğu, laik eğitimin geleceği açısından bir tehdit olarak göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu tehdidi ortadan kaldırmanın yolu, bilim ve felsefeye daha çok sarılmak, bilim ve felsefeyi kendi elimizle dogmatikleştirmemek olmalıdır.
Dinden arındırılmış, bireylerin dinsel inançlarına herhangi bir biçimde karışmayan ve öğretim kurumlarının eğitim etkinlikleriyle din ve devlet işlerini birbirinden ayrı tutan eğitim sistemine laik eğitim denir.

İnsanların, inanç, duygu, düşünce ve yaşayış biçimlerini belirleme özgürlüğü kapsamında kendi din eğitimleri için ve çocuklarına vermek istedikleri din eğitimini seçme, düzenleme özgürlükleri olduğu unutulmamalıdır.
Bu bağlamda laiklik ile zaten bağdaşmayan zorunlu din dersi eğitimi aslında yurttaşlık haklarına da uygun değildir.
Bu ayrım ile düşünüldüğünde, hem hıristiyanlık mezheplerine protestanlık, katoliklik, ortadoksluk veya müslümanlık mezhepleri kapsamında alevilik, sünnilik, hanefilik, şafilik gibi pek çok alt ayrımda hak talep edenin hakkını vermek zorunluluğu vardır.
Sevgi, saygı ve dostlukla...

Bu haber 120 defa okunmuştur

:

:

:

: