2 Haziran tarihli Vizyon köşemde “Laiklik ve Laik Eğitim” başlıklı makalemde detayları ile Anayasamızda, Milli Eğitim Yasamızda ve Uluslararası sözleşmelerde yer alan şekliyle “Din Eğitimi” konusunu ele almış ve “İnsan hakları bağlamında Din ve Vicdan Özgürlüğü” olgusu ile ilgili görüşleri paylaşmıştım sizlerle.
Tekrar altını çizebilmek amacı ile, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Anayasasının 1. maddesinde “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti, demokrasi, sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Cumhuriyettir”; İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No’lu protokolünün 2. maddesinin ikinci cümlesinde de “ Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir” denmektedir.
Milli Eğitim ve Kültür Bakanı Sayın Dürüst ortaokullara “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi koyacağını ve bunun da zorunlu olacağını söylemekte ancak gerek bu dersin müfredatının ne olacağı konusuna, gerek bu dersi kimlerin okutacağına, gerekse de farklı inanışlara sahip bireylerin bu dersi almalarının zorlanması durumunda anayasamıza ve insan haklarına aykırılık konularına açıklık getirmemektedir. Aslında bilindiği üzere 2004 yılından itibaren “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi ortaokullarımızda seçmeli ders olarak okutulmaktadır. Bu bir gerçeklikken bu dersin zorunlu olarak okutulmak istenmesinin gerekçeleri de açıklanmamaktadır.
Eğer zorunlu olarak okutulması düşünülen bu ders bazı kişilerin iddia ettiği gibi dini vecibelerini yerine getiren bir toplum yaratma ihtiyacından doğuyorsa, demek ki dersin müfredatı yalnızca bir inanışın doğrultusunda gerekli olan duaların ve ibadet usullerinin öğretisini içerecektir çıkarımında bulunulabilir. Bu ise inanç özgürlüğüne ve laikliğe aykırıdır.
Yok eğer gerçekten de din kültürlerini eşit bir bakış açısı ile anlatacaksa o zaman da bu dersi hem kimlerin vereceği öne çıkmakta hem de müfredatın hazırlanmasının önemi. Ancak özellikle geçtiğimiz günlerde Din Dairesi Başkanı Dr. Yusuf Suiçmez’in gerek Kuran Kursları gerekse de Din Dersleri ile ilgili yaptığı açıklamalardan da anlaşılmaktadır ki Sayın Dürüst’ün bahsettiği zorunlu din dersleri farklı inançlara sahip kişilere yönelik bir müfredat hedeflememektedir.
Din Bilgisi ve Ahlak Eğitimi ile Din Kültürü ve Eğitimi okullardaki eğitim ve öğretim kapsamında gerekli ve önemlidir. Ancak zorunluluk devreye girdiği zaman zorlamadan söz edilmektedir ki dinde zaten zorlama yoktur.
Laik bir devlet olduğu anayasasında da belli olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Eğitim Sistemi içerisinde tartışılan bu konunun, Anayasamıza ve İnsan Haklarına aykırı olmayacak bir şekilde ele alınması istekleri gözardı edilmemelidir. Ayrıca, “Din Eğitimi”, “Dini Eğitim”, “Din Kültürü”, “Din Felsefesi”, “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” derslerinin birbirinden farklı içerik ve hedeflerle donanmış dersler olduğu da bilinmektedir.
Ülkemizde Din Dersleri ile ilgili konular tartışılırken, Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’de okutulan Din Kültürü Dersi’nin ya herkes için isteğe bağlı yapılması, ya da bu dersin gerçekten bütün dini kültürleri kapsayacak biçimde ve artık özellikle İslamiyet’in ve İslamiyet’in de bir mezhepinin öğretildiği bir ders olarak algılanmayacak şekilde içeriğinin düzeltilmesi gerektiği konusundaki görüşleri de dikkate alınmalıdır kanaatindeyim.
Toplumların temel kurumlarından olan ve insan yaşamının çok önemli bir parçasını oluşturan din, evrende oluşan madde ve duyumsanan olayların ötesindeki, ilmin sınırı dışındaki gerçeği ve olağandışı durumları insanların alması, kişisel tercihlerine göre yaşama çabasıdır. En yalın tanımıyla, insanlar sosyal birer varlık olarak yaratılmıştır. Toplum içinde ve toplumsallaşarak yaşamak zorundadırlar. Dinler, aynı zamanda gönderildikleri çağa ve toplumun sosyal seviyesine göre insanlar arasındaki ahlaki ilişkileri düzenleyen kurallar da getirmiştir. Fakat bunun amacı, insanları ve toplumları yönetmek değil, iyi ahlak sahibi olmaya yönlendirmektir. Sosyal, siyasal, askeri, teknolojik ve eğitimle ilgili faaliyetler, dini kurumların dışındadır ve din tarafından yönlendirilip, kontrol edilemez. Bu tür etkinlikler, toplumu ve ülkeyi yönetip, geleceğe taşıyan devlete aittir. Bu konuda Hz.Muhammed’in şu sözleri dikkat çekicidir “ Ben dine ilişkin bir şey emredersem ona uyunuz. Dünyaya ilişkin işlerinizi siz benden daha iyi bilirsiniz. Onları bildiğiniz ve tecrübeniz üzerine yapınız.”
Atatürk’ün 1930 yılında bu konu ile ilgili söylediği sözlerle bitirmek doğru olur inancındayım: “Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Tüm yurttaşların vicdan, ibadet ve din özgürlüğü de demektir......Din ve mezhep herkesin vicdanına kalmış bir iştir. Hiç kimse hiçbir kimseyi, ne bir din, ne de bir mezhebi kabul etmeye zorlayabilir. Din ve mezhep hiçbir zaman politika aleti olarak kullanılamaz.”
Hoşçakalın ve sevgiyle kalın,