Milli Eğitim Sistemimizin Temel Problemleri -1

Eğitim sistemimizi saran ve bir bakıma onu yeterince çalışamaz hale getirerek hedefine ulaşmasını engelleyen “temel problemler” vardır ki, bugüne kadar bunlar yeterince görülemediği ve çözüm yoluna gidilemediği için “problem doğuran problem”ler haline gelmişlerdir.

Eğitim sistemimizi saran ve bir bakıma onu yeterince çalışamaz hale getirerek hedefine ulaşmasını engelleyen “temel problemler” vardır ki, bugüne kadar bunlar yeterince görülemediği ve çözüm yoluna gidilemediği için “problem doğuran problem”ler haline gelmişlerdir.

Bunlar sadece bir okulun ya da bir sınıfın değil, eğitim sisteminin bütününe ait problemlerdir. Bu genel sorunlar çözülmeden özel ya da spesifik sorunları çözmek pek mümkün olmaz kanaatindeyim. Bu genel sorunların nasıl çözebileceği irdelenmelidir. Bu, “problem doğuran problemler” ve olası çözüm yolları şunlardır:
Eğitim sisteminin geliştirilmesinde, eğitim bilimcilerin yeteri derecede görevlendirilmemesi:

Sorun Nedir?
Eğitim bundan bir asır öncesine kadar, belli alanlarda yetişmiş bilim adamlarının ve filozofların ilgi alanında idi. Onlar her konuda yazdıkları ve düşünce belirttikleri gibi, eğitim alanında da çeşitli düşüncelerini ifade ederlerdi. Şüphesiz bunlar çok değerlidir, çok kıymetlidir. Fakat bugün artık böyle başka alanda yetişmiş, ama eğitime ilgi duyduğu için eğitimin problemlerini de çözmeye yönelik yazı yazmaya veya çözüm üretmeye çalışan birikimli insanların bu gayretli çalışmaları ile eğitim sorunları yeterince ve detayli olarak çözülemez. Nitekim zaten böyle olduğu için eğitim felsefeden ve diğer bilimlerden farklı bir bilim dalı haline gelmiştir. Hatta 19. asrın sonunda 20. asrın ortalarından itibaren de artık bir bilim dalı değil, 12–13 bilim dalı haline gelmiştir. Dolayısıyla eğitimi bir bilimsel süre olarak uzun zaman inceleyip, ona çeşitli açılardan bilimsel olarak bakabilme, sorunları bilimsel olarak görebilme ve sorunları bilimsel olarak çözebilme gücünde insanlar yetiştirmek esas alınmıştır. Çağdaş dünyada eğitim bilimleri fakülteleri bunun için kurulmuştur. Bizim ülkemizde de bu amaçla değişik üniversitelerde “Eğitim Bilimleri Fakülteleri” kurulmalı ve eğitime çeşitli açılardan bilimsel olarak bakabilme, sorunları doğru olarak görebilme ve gerçekçi çözümler üretebilme, ayrıca diğer alanlarda kendisini yetiştirmiş insanlarla da konuyu tartışabilme gücünde insanlar yetiştirmek esas alınmalıdır. Yetiştirilecek bu insanlar eliyle eğitimimiz önce revize edilmeli, sonra da herhangi bir ideolojik sapmaya düşmeden, bilimin, özellikle de eğitim bilimlerinin ışığı altında, kuramdan uygulamaya, sağlıklı bir eğitim süreci oluşturmaya gayret etmeliyiz. Bu yolla hem çağdaş bir eğitim sistemi kurabiliriz, hem de 21. yüzyılın insanlarını yetiştirebiliriz.
Fakat bizim ülkemizde eğitim fakülteleri, genellikle sadece öğretmen yetiştiren bir kurum halindedir. Günümüzde eğitimi bir bilim dalı olarak ele alıp, sosyal yönü, psikolojik yönü, program yönü, yönetim yönü ve ekonomik yönü gibi çeşitli yönlerinden inceleyen bilim adamları, eğitimciler az yetişmektedir. Dolayısıyla ülkemizde eğitimci kıtlığı çekilmektedir. Şüphesiz öğretmenlerimiz ve üniversitelerimizdeki öğretim elemanlarımız, hepimizin çok değer verdiği insanlardır. Fakat öğretmen ya da öğretim elemanı, diyelim tarih öğretmeni ise tarih hakkında geniş bilgisi vardır. Matematik öğretmeni ise, matematik hakkında geniş bilgisi vardır. Din kültürü öğretmeni ise din kültürü hakkında geniş bilgisi vardır. Öğretmenimizden milli eğitimi düzenleme ve problemini çözmeyi beklemek öğretmene haksızlık olur. Öğretmen, hazırlanacak sistemde kendi görevini en iyi şekilde yaptığında en büyük katkıyı sağlamış olur. Eğitimi bir sistem olarak ele alıp, onun çeşitli problemlerini bilimsel bakış açısıyla görüp çözecek olan, ayrıca yetiştirilecek olan eğitim bilimcilerdir. İşte bu, bugünkü koşullarda ülkemizde yoktur. Hatta bu öyle yoktur ki, bunun yokluğundan bile çoğu kimse haberdar değildir. Eğitimci diye isimlendirir/sıfatlandırır birçok kimse kendisini.. Mesela öğretmenlerimiz ve üniversitelerimizdeki öğretim elemanlarımız ben de eğitimciyim der. Evet, şu anlamda eğitimcidirler; Eğitim işi ile uğraşıyor; tarih anlatıyor, sosyal bilgiler anlatıyor, matematik anlatıyor… İşte çeşitli dersleri anlatanlar/aktaranlar eğitim işiyle uğraştıkları için bu anlamda eğitimcidirler. Ama bir de eğitim bilimci olmak vardır ki o ayrı bir şeydir. Bu yazıda bu konu işlenmek istenmektedir.
Çözüm Nedir?
Türk eğitiminin temel problemlerinden biri de eğitimi bir bilim süjesi olarak ele alıp, inceleyip, çeşitli yönlerden bakarak onun problemlerini doğru teşhis edecek, çözümlerini de objektif olarak ortaya koyacak uzman kişilerden yoksun oluşudur. Bu bağlamda en büyük sorun Millî Eğitim Bakanlarının belirlenmesinde yaşanmaktadır. Esasen Millî Eğitim Bakanlığına, eğitim bilimlerinde uzman olan ve bu gözle eğitim sorunlarına yaklaşıp çözüm üretebilen bir siyasetçiyi “bakan” yapmakla işe başlayıp, bakanlığa eğitim bilimcileri çekmeye gayret etmek yararlı olur diye düşünüyorum. Çünkü amaçlar doğru ve gerçekçi olarak ortaya konduğunda, gereksinim duyulan “ulusal eğitim politikaları” saptandığında, eğitimi, bilim ve insan yetiştirme süreci sanatı olarak algıladığımızda, bu konunun ucuz iç politika malzemesi olamayacak kadar önemli olduğu da anlaşılacaktır.

Yarın: Eğitim Yönetiminin İnsan Boyutu

Bu haber 207 defa okunmuştur

:

:

:

: