Geçen gün uzun bir süredir görüşemediğim bir arkadaşımla buluşacaktık.
İki gün önce telefonla aradım. Lefkoşa’da küçük bir iki işim vardı. Toplasan iki saat. Hazır gelmişken, uydurabilirse yarım saat da olsa bir kahve içimlik süre görüşmek istediğimi söylemiştim.
O, uygun saati geniş tuttu.
Saat 11:00 den sonra boş olduğunu söyledi.
İstediğimiz kadar sohbet edebilirdik. Sözleştiğimiz saatte sözleştiğimiz yerdeydim.
Bir kafe idi. Hani yeni moda herkesin istediği kahveyi içebileceği ama benim bir türlü dilimin adlarına, damağımın da tatlarına uyamadığı kahvelerin satıldığı bir yerdi.
Ben kahve diye gençlik yıllarımda alıştığım kahveyi içerim. Sade, köpüklü ve biraz koyu olacak.
Her halde buluştuğumuz mekânda da normal kahve satılırdı.
İkili dörtlü masalar, sandalyeleri ile serpiştirilmiş genişçe bir kapalı alanı ve dışarıda oldukça geniş bir terası vardı. Terasta iki üç yerde büyükçe vantilatörler çalışıyordu. İç mekânda ise kapılar genellikle otomatik kapanırdı ve klima çalışıyordu.
Terastan geçerken etrafıma bir bakayım dedim. Olur ya belki dışarıda bekliyordur.
Sigara içenler dışarıyı kullanıyorlardı. Enteresan olan sigara içmeleri değil, hemen herkesin elindeki telefonlara gömülmüş olmalarıydı.
İçeri girdiğimde kendimi bir gerilim filminde hissettim.
Oturanlar, kahve almak için sırada bekleyenler, sipariş verip az geride bekleyenler. Herkes elindeki telefonla ya konuşuyor ya da bir şeyler izliyordu. Kalabalığa göre tenha sayılacak bir gürültü bile denmeyecek ses vardı.
Arkadaşım içerideydi. Havadan sudan bir şeyler konuşup ayrıldık.
Aklıma düştü. Sosyal medya üzerimizde ne kadar ve nasıl etkili oluyor?
Eve vardığımda sosyal medyada hızlıca dolaştım, düşündüm.
Hızlı ve nispeten kısa içerikli videolar daha çok izlediklerim oldu. Özellikle de bu stresli yaşamdan farkında olmadan yorulanlar için sanırım komik videolar bire birdir. Bunlar devamlı izlenirse dikkat süremizi kısaltma yönünde aşırı etkili oluyorlar.
Bu davranışımız geliştikçe derin ve uzun okumamız zorlaşır. Bu olumsuz bir etkidir. Giderek uzun ve sabır gerektiren kitapları okumaktan uzaklaşıyoruz.
Sosyal medyanın önemli bir başka kötü etkisi de metinleri anlama ve analiz etme yeteneğini de zayıflatıyor olmasıdır. Bilgiyi derinlemesine okuyarak değil ancak başlıklar halinde tüketmeye yatkın oluyoruz. Bu bilgi benim değil. Google dedem söyledi ama ben inandım.
Bir de zamanı boşuna tüketiyoruz ve zaman yetersizliği, yapılmayan her işin gerekçesi oluyor. Kitap okumaya ayrılması gereken boş zamanlar, sosyal medyadaki sonsuz kaydırma döngüsüne gidiyor. Hatta o kadar ki ocakta yemek yanar, tencerede kaynayan süt taşar.
Olumlu etkileri de var muhakkak. Kitaplara erişim reklamları, yazarların kısa kitap değerlendirmeleri daha geniş kesimlere daha hızlı ulaşabiliyor. Ama bunlar daha çok kitap okuyanlara ve yazanlara yönelik etkiler.
Oysa okumanın faydalarını sayarak bitiremezsin.
Okumak, beyin fonksiyonlarını geliştiren, stresi azaltan ve genel yaşam kalitesini artıran en etkili kişisel gelişim faaliyetidir. Düzenli okuma alışkanlığı, zihinsel kapasiteyi artırmanın yanı sıra bireyin duygusal zekasını ve sosyal ilişkilerini de güçlendirir.
Akılda kalması için madde madde yazayım. Google dedem sağ olsun, diyor ki:
1. Zihni Uyarır: Beyni aktif tutarak nöronlar arası yeni bağlar oluşturur ve zihinsel kapasiteyi korur.
2. Hafızayı Güçlendirir: Karakterleri, olay örgülerini ve bilgileri akılda tutmak, hafıza işlevlerini geliştirir.
3. Analitik Düşünmeyi Geliştirir: Olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkilerini çözmek problem çözme yeteneğini artırır.
Bir de küçük araştırma yaptım. Kısa hızlı bir araştırma.
KKTC’de Kültür Dairesi’ne bağlı olarak hizmet veren dokuz adet kütüphane bulunmaktadır. Milli kütüphanesinin alanı 1650 metre kare. Okuyucu kapasitesi 124.
Namık Kemal’in okumak ve insan olmak üzerine söylediği bir söz vardır. Diyor ki şair; “Âdemin hayvaniyeti yemekle, insaniyeti okumakla kaimdir.”
Okumak şaire göre insanı insan yapan en temel unsurdur.
Ne diyorduk? Gülü verenin elinde az da olsa kokusu kalır.
Hoşça kalın