LAİKLİK, ATATÜRKÇÜLÜK VE KURAN KURSLARI

Kuşkusuz ki din kurallarına dayalı bir devlette olduğu gibi bütün totaliter rejimlerin de temel çıkış noktalarından biri, yöneticilerin kendilerini tek ve değişmez gerçeğin temsilcisi saymalarıdır.

Kuşkusuz ki din kurallarına dayalı bir devlette olduğu gibi bütün totaliter rejimlerin de temel çıkış noktalarından biri, yöneticilerin kendilerini tek ve değişmez gerçeğin temsilcisi saymalarıdır. Bu koşullarda da zaten düşünce özgürlüğünden ve gerçek demokrasiden söz edilemez.

Buna karşın, teokratik olmayan, lâik bir devlet yapısı demokrasinin ön şartıdır. Bir ülkenin tarihî, siyasî ve sosyal koşulları, ilgili ülkede yaygın olan dinin özellikleri, o ülke için gerekli ve geçerli olan lâiklik anlayışı ve uygulamasını geniş ölçüde etkiler. Lâikliğin unsurlarını şöyle sıralamak olasıdır:

a) Laiklik, din ve vicdan hürriyetidir.

b)  Lâiklik resmî bir devlet dininin bulunmamasıdır.

c) Lâiklik, devletin, din ve mezhepleri ne olursa olsun yurttaşlara eşit işlem yapmasıdır.

d) Lâiklik, devlet yönetiminin din kurallarına göre değil, toplum ihtiyaçlarına, akla, bilime, hayatın gerçeklerine göre yürütülmesidir; dinle devletin ayrılmasıdır.

e) Lâiklik, eğitimin lâik, akılcı ve çağdaş esaslara göre düzenlenmesidir. Bu kapsamda “Tevhid-i Tedrisat” (Öğretim Birliği) ilkesi lâikliğin ayrılmaz bir parçasıdır.

Bu bağlamda laikliği KKTC Anayasasından da yararlanarak şöyle aktarmak olasıdır:

Ø Lâik devlet, dini zararlı bir afyon, tehlikeli bir düşman olarak görmez.

Ø Her türlü din ve Allah inancını reddeden ideolojilerin gereği olarak, vatandaşlarına dinsizliği telkin eden, din aleyhtarlığı yapan bir devlet lâik devlet değildir. Tıpkı bunun gibi, dine dayalı teokratik devlet de lâik devlet değildir.

Ø Lâik devlet, belli bir dinin kurallarını vatandaşlarına benimsetmek ve uygulatmak için zorlayıcı kurallar koymaz. Lâik devlette, din, bir kişisel vicdan sorunudur.

Ø Devletin resmî bir dini olmamasının sonucu olarak kimse ibadete, dinî âyin ve törenlere katılmaya, dinî inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dinî inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

Ø Herkes din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin yasalar önünde eşittir. Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasî veya hukukî temel düzenini, kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasî veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

Atatürk, “bugünün ihtiyaçlarına uygun kanun yapmak ve onu iyi tatbik eylemek refah ve ilerleme vasıtalarının en önemlilerindendir” demiş ve kanunların çağın ve milletin ihtiyaçlarına göre yapılması gerektiğini anlatmıştır; Ankara Hukuk Fakültesi’ni açarken yaptığı özlü konuşmada bu konunun önemini ısrarla vurgulamış ve özetle şöyle devam etmiştir:  “Bu yüzyılın milletleri arasına geçebilmek için en esaslı şart millî hukukun bütün şubelerini teokrasi ve klerikalizm artıklarından büsbütün kurtarmaktır. Çağdaş devletlerde kanun yapmak ve memleketi idare etmek yetkileri doğrudan millete aittir. Özellikle İslâm dünyasında, lâik devletle, millet egemenliği ilkesi ve millet temsilcilerinin hakları arasında sıkı ilişki vardır. Lâik devlete karşı olanlar, şer’î kanunlar dışında, herhangi bir kanun çıkarma hakkını kimseye tanımazlar.”

Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz. Lâikliğin yukarıda sıralanan unsurlarından hiç biri görmezlikten gelinmemelidir. Çünkü hukukta lâiklik, eğitimde lâiklik, kadın haklarıyla lâikliğin ilgisi ayrı ayrı önemsenmelidir. Ulusal Kurtuluş Savaşı ile Atatürk’ün önderliğinde Türk milleti yalnız kendi bağımsızlığını kurtarmakla kalmamış bütün İslâm dünyasının ve ezilen ulusların kurtuluş yolunu göstermiştir. Bununla da kalmayarak; dogmaların esiri olmuş, geri kalmış toplumlara aklın, çağdaş ilmin ışığında yükselip ilerlemenin yollarını göstermiştir.

Günümüzde ise lâiklik, çoğu zaman, bir tek yönü, bir tek unsuru öne sürülerek tanımlanmaya çalışılmaktadır. Kimi, lâikliği kısaca “din ve vicdan özgürlüğü” diye; kimi “din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması” diye; kimi “yurttaşlar arasında din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmemesi” diye tarif eder. Kuşkusuz her tanım birbirini tamamlayarak doğru ve işlevseldir. Ancak Atatürkçü düşünce sisteminin temel ilkelerinden biri ve KKTC hukuku ile KKTC Anayasası’nın temel ilkesi olarak, lâiklik bu kısa tanımlardan hiç birine sığmamaktadır. Çünkü bunların hepsini birden içermektedir. Din eğitimi ve öğretimi bugüne kadar Kıbrıslı Türklerde bir sorun yaratmamıştır ve bugün de böylesi bir konuyu laiklik öncesi eski çerçeve üzerinden düşünmek ülke için gerçekten sıkıntı vericidir. Demografik yapının giderek hızla değiştirilmesinin ardından günümüzde artan bir şekilde milliyetçilik ve köktendincilik rüzgarlarının estirildiği, Kıbrıslı Türklere çeşitli yollarla dayatılmaya çalışıldığı gözlemlenmektedir.

Yaz döneminde Din İşleri Başkanlığı Dairesi tarafından açılması planlanan Kuran Kursları, uygulanması düşünülen yöntem ve teknikler ne kadar modernize edilirse edilsin pedagojik olarak etkin ve pozitif sonuçlar veremeyecek kadar “ilkeldirler”. Devlet, dışardan gelebilecek çeşitli müdahalelelere, risklere karşı örgün eğitim kurumlarında laiklik bilincini yerleştirmeye çalışmalıdır. Eğitim her şeyden önce bir kamusal hizmettir. Bu hizmet fiilen devlet eliyle görülür ve/veya devletin gözetim ve denetiminde bulunur. Eğitim, kişilere, doğal, toplumsal, sosyal çevrelerini tanımak ve geniş ve derin dünya görüşüne sahip, bilinçli hareket etme olanağını vererek onların birey olarak refah ve mutluluğunu artırmalıdır. Eğitim, kişileri toplum yaşamına ve koşullarına uygun insanlar olarak yetiştirir ve onların toplumsal ve siyasî yaşamda yapıcı bir unsur olarak görev almasını sağlar.

Dinî eğitim ile ulusal eğitim arasında belirli ve önemli farklar vardır.

Dinî eğitimde, öğretim, Allah ile kişi arasındaki ilişkilere hizmet amacına yöneliktir. Dinî eğitim, yalnızca manevî bir heyecan ve his doğurmak ister, maddeyi inkâr eder. Kayıtsız koşulsuz itaat önerir.

Ulusal eğitim, gerçek ve ideal bir şekilde yurttaş eğitimidir. Ulusal eğitimde kişinin Allah’la ilişkileri kendi vicdanına ve takdirine bırakılmıştır. Ulusal eğitim, insan, vatan ve dil gibi objektif ve maddî esaslardan doğan bir ruh telkin eder. Ulusal eğitim lâik bir eğitimdir.

Atatürk’e göre, eğitimde lâiklik ilkesi, eğitimin dinî makamların etkisinden kurtarılarak, devletin denetimi altına alınmasını ve eğitim ve öğretimin amaçları ile muhtevasının da dünyevî gereklere uygun olarak düzenlenmesi anlamına gelmektedir.  Her ülkede uygulanan eğitim sistemi, o ülkenin geleceği ile ilgilidir. Bu bakımdan gelecek kuşakların eğitilmesi, önemli bir kamu hizmeti sayılarak, toplumun amacına uygun olarak yönlendirilir.

Mustafa Kemal Paşa, 16 Temmuz 1921’de ilk Maarif Kongresi’nde Sakarya Meydan Muharebesinin cereyan edeceği günlerde konuyu ele almış ve şöyle dile getirmiştir: “Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin tarihî tedenniyatında (gerileme) en mühim bir âmil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir millî terbiye programından bahsederken, eski devrin hurafatından ve evsaf-ı fıtriyemizle hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garbdan gelebilen bilcümle tesirlerden uzak, seciye-i milliye ve tarihiyemizle mütenasip bir kültür kasdediyorum. Çünkü dehayı milliyemizin tam inkişafı ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir”.  Atatürk, millî kurtuluşun da hedefini millî terbiyede bulmaktadır: “Efendiler; yeryüzünde üçyüz milyonu mütecaviz İslâm vardır. Bunlar, ana, baba, hoca terbiyesiyle terbiye ve ahlâk almaktadırlar. Fakat maalesef hakikat şudur ki, bütün bu milyonlarca insan kitleleri şunun veya bunun esaret ve zillet zincirleri altındadır. Aldıkları manevî terbiye ve ahlâk onlara bu esaret zincirini kırabilecek meziyet-i insaniyeyi vermemiştir, veremiyor; çünkü hedef-i terbiyeleri millî değildir”. Atatürk’ün anlayışına göre millî terbiye, akılcı, gerçekçi, tecrübeci bir öze dayanır.

Yeni Türkiye kurulurken, devlet yapıları ile modern devlet yapısı kapsamında ulusal karakter taşıyan öğretim ve eğitim sistemine yönelmiştir. Türk kültürünün lâikleştirilmesiyle, hurafelerden, batıl itikatlardan uzak hür bir zekâ disiplini kurmak amaç edinilmiştir. Medrese zihniyetinden ve skoloastik düşüncenin dar kalıplarından uzak gerçekçi, tercübeye ve ilmî görüşe dayanan bir öğretim ve eğitim sistemi Cumhuriyet eğitiminin temel amacı olmuştur.

Kur'an'ı özgün metniyle okuyup anlayacak ve bunu bir bilimsel meslek olarak yürütecek insanların eğitileceği yer Kur'an kursu değil, İlahiyat Fakültesidir. Kur'an kursunun hedefi, çocuklara veya halka, Kur'an'ın temel mesajlarını tanıtmak ve belletmektir. Ancak Türkiye’deki çeşitli araştırmalar göstermektedir ki bunun yerine Arapçılık ve Arapçacılık eğitimi yapılmaktadır. Ülkemizde son yıllarda artarak devam eden demografik yapıdaki değişimlerle birlikte, özellikle Kıbrıslı Türklere yönelik olarak estirilen “Milliyetçilik ve Dincilik öğretilerinin” Kıbrıslı Türkler arasında endişeyle karşılandığı ve tedirginlik yarattığı gözlenmektedir. Eğitim sisteminde günümüzde okutulan derslerin, dünya yurttaşları yetiştirmek için yetmediği ve bu sistemlere alternatif düzenlemeler yapılması gerektiği tartışılmalıyken, gündemi belirleyen “sanal gündem mühendisleri” şimdi de kuran kursları ile yarattıkları bu durumu olay haline getirerek bir damlada fırtına yaratmaya çalışmaktadırlar.
Bu haber 174 defa okunmuştur

:

:

:

: