Atatürk ve Din

Atatürk'ün din anlayışı ve din konusunda izlediği politika, hem gemişte hem de günümüzde yanlış anlamaların odağı olmuş bir konudur.

Atatürk'ün din anlayışı ve din konusunda izlediği politika, hem gemişte hem de günümüzde yanlış anlamaların odağı olmuş bir konudur. Yobazlığa varan tutucu dindarlar da kimi materyalist çevreler de aşırı fikirlerini Atatürk'e mal ederek meşrulaştırma çabası içine girerek laiklik ilkesini 'din aleyhtarlığı' gibi yorumlamaya çalışmışlardır ve halen de bu çabayı sürdürmektedirler. Oysa tarihsel gerçekler, Atatürk'ün dine bakışı ve uyguladığı din politikasını incelediğinde, çok daha farklı bir tablo ile karşılaşılmaktadır. Atatürk, hem son derece samimi bir dindar, hem de Türk milletini ayakta tutan değerlerin başında gördüğü dinin toplum tarafından anlaşılması ve doğru uygulanması için büyük çabalar gösteren bir liderdir.


Atatürk'ün kişisel inançları, uyguladığı din politikasında da etkili olmuştur. Büyük Önderin, Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye'yi yönettiği 15 yıllık sürece bakıldığında, dinin doğru anlaşılması ve yaşanması için ciddi bir çalışmalar yaptırdığı görülecektir.
Atatürk bu amaçla Diyanet İşleri Başkanlığı'nı oluşturmuştur. Müslümanların dini hizmetini yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı, bugün onbinlerce kişilik kadrosuyla, müslümanlara yıllardan beri dini esasları öğretmektedir. Atatürk, Kuran'ın Türk toplumu tarafından anlaşılması ve dolayısıyla uygulanmasını istemiştir. 1924–1938 yılları arasında, Kuran tefsiri ve meali olarak 9 büyük eser hazırlanmıştır. Dönemin en önde gelen din âlimlerine hazırlattırılan (Elmalılı Hamdi Yazır; 12 ciltlik Buhari tercüme ve şerhi gibi) ve çok titiz çalışmaların ürünü olan bu eserlerin hepsi, bugün de en saygın en güvenilir kaynaklar arasında yer almaktadırlar. Bu çalışmaların, dini ortadan kaldırmak değil, aksine dini inancı toplumda yaymak ve güçlendirmek, öte yandan din adına yapılacak yanlış yorumları engellemek amacı güttüğü tarafsız ve art niyetli düşünmeyen herkes açısından açıktır. Atatürk'ün 'dini kurum' olarak tanımlanan merkezlerin kapatılması 'tekke, türbe ve zaviyeler' yönündeki girişimlerinin amacı da, bu kurumların yozlaşmış olması ve dini inançlar yerine hurafeleri savunur hale gelmiş olduklarını görmesidir. Yıpranmış, çağın gerisinde kalmış, köhne kurumların tasfiyesi, dine destek olmak amacıyla yapılmış hareketlerdir. Atatürk, İslam'a inanan samimi bir dindar olarak, laikliği din ve vicdan özgürlüğünün temeli, insana insanca saygı göstermek olarak kabul etmiştir. 'Gericilik' olarak tanımlanan tehlikenin ise dinin kendisinden değil, dine sokulan hurafelerden, batıl inanışlardan ve çarpık yorumlardan kaynaklandığını görmüş ve bunları dinden temizlemek ve yurttaşlarında bu bilinci oluşturmak için çalışmalar sürdürmüştür. Atatürk, Tanrı'yla kul arasındaki yola dikilen akıldışı engelleri yıkmıştır. Mezhep, tarikatlaşma, inanç ayrılığından doğan düşmanlıkları ortadan kaldırıp ulusal bütünlüğü sağlamıştır.

Konuya verdiği önemin anlaşılması açısından burada, Atatürk’ün Nutuk’taki açıklamalarına değinmek yerinde olacaktır; şöyle söylemektedir Atatük:
“23 Şubat 1924 günü Ankara'ya dönmüştük. Burada da gereken kimselere kararımı bildirdim. Mecliste bütçe görüşmeleri yapılıyordu. Hanedan'ın ödeneği ile Şer'iye ve Evkaf Vekâletleri'nin bütçeleri üzerinde durulmak gerekiyordu. Arkadaşlarımız bu maksada göre görüşme ve tenkitlere başladılar. Görüşme ve tartışmalar devam ettirildi. 1 Mart günü, Büyük Millet Meclisi'nin beşinci çalışma yılı dolayısıyla verdiğim nutukta, şu üç noktayı özellikle belirttim:
1-Millet, Cumhuriyet'in bugün için ve gelecekte bütün saldırılardan kesin ve ebedî olarak korunmasını istemektedir. Milletin isteği, Cumhuriyet'in denenmiş ve olumlu sonuçları görülmüş olan bütün esaslara bir an önce ve tam olarak dayandırılması şeklinde ifade edilebilir.


2-Millet kamuoyunda tespit edilen eğitim ve öğretimin birleştirilmesi ilkesinin bir an önce uygulanmasını gerekli görüyoruz.


3-Müslümanlığın, yüzyıllardan beri yapılageldiği üzere bir siyaset vasıtası olarak kullanılmaktan kurtarılmasının ve yüceltilmesinin şart olduğu gerçeğini de görmüş bulunuyoruz” ( Nutuk, II. Cilt, s. 619-620-621., TDK Yayınları, 1978.).
Atatürk, öncelikle ehliyetsiz kişilerden, yetkin olmayan kurum, kuruluş ve örgütlenmelerden dini kurtarmak ve bilimsel temele oturtmak istemiştir. Atatürk, reformlarıyla insanları ibadetlerinde özgürleştirmiştir. Bu bağlamda, ezanın Türkçeleştirilmesi, Arapça’dan Türkçeye açıklamalı çeviriler ile okuduğunu anlamak, bildiği ve anladığı dilde ibadet etmek, aracılardan kurtulmak din özgürlüğünün öznesi ise taassubun da ölüm fermanıdır.


Atatürk’ün Din konusunda ve laiklik ile laik eğitim hakkındaki düşüncelerini de dikkate alarak, özellikle Atatürk’ün Din konularında istismar edilmemesi, laik eğitimin de çağdaş normlar ışığında ve hem toplumsal hem de evrensel değerler dikkate alınarak öğrenci merkezli bir temele oturtulması gerekmektedir.


Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanı’nın, Ağustos ayında başlatılmasını protokole bağladıkları Kuran Kursları ya da Din İşleri Başkanlığının deyimiyle Yaz Dönemi Dini Bilgiler Kurslarını, Kıbrıs Türk Halkının sosyal ve kültürel yapısını dikkate alarak, laiklik ve çağdaş eğitim sistemleri temelinde yeniden değerlendirmesini, eğer böylesi bir ihtiyaç olduğu iddiaları varsa bunun ihtiyaç analizlerini bilimsel yolla yaptırarak gözden geçirmesini, ihtiyaçları da belli hoşgörüler ve laiklik temelinde okul programlarına aldırarak öğrencilere sunmasını ama ancak böylesi bir inanç ve din kültürü ve ahlak bilgisi dersini hem zorunlu tutmamasını hem de bu dersin karnede ve diplomada görülmeyecek bir şekilde verilmesini düşünmesini önermek istiyorum.
Perşembe günü “imam hatip liseleri ve meslek eğitimleri” başlıklı bir yazı ile sizlerle yeniden buluşmayı diliyorum.


Sevgiyle, dostlukla ve hoşgörü ile kalın...

Bu haber 146 defa okunmuştur

:

:

:

: