Bilindiği gibi günümüzde, her alanda ve her koşulda, yüksek nitelikli ara kademe insan gücüne ihtiyaç duyulmaktadır. Son yıllarda mesleki ve teknik eğitim sisteminde modüler sisteme geçiş gibi olumlu adımlar atılmasına bir anlamda koşut gelişen, kamuoyunda mesleki ve teknik eğitimin önemiyle ilgili farkındalığın geliştiği ve öğrencilerin bu okullara yönlendirilmesi ile ilgili çabalarda artış gözlenebileceği yorumu yapılabilir. Bu nedenle, mesleki ve teknik okulların kalitesinin iyileştirilmesi, işgücü piyasasının ihtiyaçlarına uygun olarak yapılandırılmaları ve mezunlarının doğrudan iş hayatına atılmalarının desteklenmesi öncelikli bir konudur. Mesleki ve teknik lise eğitiminin genel lise eğitiminden daha maliyetli olduğu da dikkate alındığında, mesleki ve teknik liselerden mezun olanların yüksek öğretime geçişinde öncelikle mezun oldukları alana yönlendirilmeleri, kaynakların verimli kullanımı ve ihtisaslaşma bakımından önemlidir. Yönlendirici düzenlemenin nasıl ve ne kapsamda olması gerektiği, Eğitim Bakanlığı ve ilgili sivil toplum örgütlerinin ortak çalışması ve eğitim camiasının katkılarıyla belirlenmelidir.
Meslek liseleri kapsamında Türkiye’de en çok gündemde olan ve pek çok anlamda önemli tartışmalara özne ve temel olan hiç kuşkusuz ki İmam-Hatip liseleridir. Elbette ki Müslüman bir ülkenin imam-hatip gereksinimini karşılamaya yetecek sayıda imam hatip lisesinin eğitime devam etmesi ve mezunların arzu ettikleri takdirde kendi alanlarında ilahiyat fakültelerinde yüksek öğrenime devam etmeleri düşünülebilir, ya da bu gereksinim doğrudan üniversite eğitiminde ilahiyat fakültelerinde lisans ve ön-lisans verilerek giderilebilir. KKTC’de var olan bu ihtiyacın da Devlet Planlama Örgütü ve Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı ile birlikte belirlenerek bu alanda ihtiyaç sayısı kadar gencimizi kontenjan alarak TC Üniversitelerine göndermelidir. Böylelikle de TC’den görevli gelen imam ve hocaların yerine KKTC vatandaşlarının istihdamı da yaratılmış olabilir. Bunun yanı sıra ailelerin çocuklara kazandırmak istedikleri din kültürü ve ahlak ile ilgili davranışların okullarımızda kazandırılması laik devlet anlayışı bakımından da önemlidir ki zaten ilkokul, ortaokul ve liselerde, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri de vardır ve isteyen ailelerin çocuklarına dinini öğretme gereksinimi anlamında yanıt vermek bakımından da yararlıdır.
Hızına yetişilemeyen dünyamızın Bilgi Çağı’ndaki yapılanışlarında, ülkeler bir taraftan genç nüfusunu eğitirken diğer taraftan bilim ve teknolojide dünyadaki gelişmişlikle rekabet etmek durumundadır. Nitelikli insan gücü yetiştirmek için mesleki eğitimde yeniden yapılanmanın yanı sıra yüksek öğretim sisteminin nicelik ve nitelik sorununun da ele alınması gereklidir. Hem orta öğretimi hem de yüksek öğretimi etkileyen kararlar alınırken bu bakış açısıyla hareket edilmelidir. Günü birlik, araştırma temelinden yoksun, hızlı ve sonuçları hesaplanmadan alınan eğitim içerikli kararlar, değişiklikler, mesleki eğitimin sorunlarını çözmeyecek, istihdamın gelişmesine ve işsizlikle mücadeleye de hizmet etmeyecektir. Çünkü mesleki eğitimin en önemli paydaşı, mezunları istihdam edecek olan iş dünyasıdır.
Ancak açıkça bilinmekte ve her fırsatta ifade edilmektedir ki eğitimi ve dünya görüşünü laiklik fikri eksenine oturtan kesim, Türkiye’deki imam-hatipleri bir meslek lisesi olarak görmemektedir. Bunun yanı sıra ihtiyaç fazlası imam-hatip yetiştirildiği de savunulmaktadır. Ayrıca, imam-hatiplerin genel liselere alternatif bir kurum haline dönüşmesinin endişesi de yaşanmaktadır. Bu endişelerde, bir zamanlar Millî görüşçülerin liderinin söylediği 'İmam-hatipler bizim arka bahçemizdir' cümlesi sanılandan daha da etkilidir. İmam-hatiplilerin Türkiye’deki eğitim sisteminde, 'katsayı' engelinden kurtulup, hukuk ve kamu yönetimi bölümlerini öncelikle tercih etmeleri laik çevrelere yönelik büyük rahatsızlık yaratmaktadır. Çünkü bu bölümlerin tercih edilmesinin altında devlet bürokrasisini ele geçirme amacının yattığı düşünülmektedir. Bizim konumumuzda KKTC özelinde ise Kuran kursları adı altında, gerçek anlamda bir devlet denetiminden yoksun, gelecekteki yolu, yönü ve açılımları ile etki alanlarını ön görebilmenin hayli zor olduğu bu yapılanışlar “anlamsızca” ancak sistematik bir şekilde meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Bunun bir sonraki aşaması İmam-Hatip liseleri mi olacaktır diye düşünmemek mümkün değildir. Tam da bu noktada şu sorunun sorulması önemlidir: Ne yapılmak istenmektedir? Neden?
Kuran kursları için de İmam-Hatipler için de bunları savunanlar tarafından söylenebilecek en temel söz kuşkusuz ki bu ve benzer yapıları ailelerin tercih ettiği yolundadır ve isteksiz olan çocuk ya da öğrencilerin zaten bu çatı altında barınamadığıdır. Bu tercihin en sağlam çıkış noktası ise ailelere göre, çocuklarının pozitif bilimle birlikte dini eğitim almasını istemeleridir. Elbetteki bu tercih her ailenin kendi bakış açısıyla ilgilidir ve toplumun en birim nüvesi olan aile kurumunda ebeveynler çocuklarını nasıl ve ne doğrultuda yetiştirmek istediklerine kendileri karar verirler. Burada bir satır altına dikkat çekmekte fayda vardır.; bu ve benzer oluşumları destekleyen aileler bu seçime hangi fikirlerle gelmektedirler? Burada empoze edilen, İmam-hatiplerden ve kuran kurslarından 'terörist, hırsız, hortumcu' çıkmayacağı, imam-hatiplerde ve kuran kurslarında yetişen çocukların “daha ahlaklı” ve “maneviyatlarının kuvvetli” olacağıdır. Diğer okullara giden çocukların uyuşturucu, sigara, ahlaksız durum (başta fuhuş) batağına saplandığının iddia edildiği de bilinmektedir. Daha da önemlisi hem çocuklar hem aileler, imam-hatipler ve kuran kursları sayesinde 'kötü alışkanlıklardan' uzak kaldıklarına inandırılmaktadırlar. Ancak bu fikirlerin ne derece doğru olduğu bilimsel verilerle doğrulanmadığından tartışma götürmekte ve bu fikirlerin genelleştirilemeyeceği Türkiye’deki Deniz Feneri olayı; Hüseyin Üzmez vakası ve geçmişteki “Adnan Hoca ve müritleri” ile ilgili basındaki manşetler anımsandıkça ortaya çıkmaktadır.
Aslında Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi ile temel din bilgisi eğitimi zaten denetimli olarak verilmektedir. Eğitim sisteminde günümüzde okutulan derslerin, dünya yurttaşları yetiştirmek için yetmediği ve bu sistemlere alternatif düzenlemeler yapılması gerektiği tartışılmalıyken, gündemi belirleyen “sanal gündem mühendisleri” şimdi de kuran kurslarını ve zorunlu din derslerini olay haline getirerek bir damla suda fırtına yaratmaya çalışmaktadırlar.