Küreselleşmenin eğitim sistemlerine etkisi ile geçmiş ve günümüz eğitim sistemlerinin karşılaştırmalı analizi(2.son)

Bilgi çağındaki eğitim modelinde, kapalı toplumlarda çokça görülen ve sadece eskiyi tekrarlayarak yoluna devam eden...

Bilgi çağındaki eğitim modelinde, kapalı toplumlarda çokça görülen ve sadece eskiyi tekrarlayarak yoluna devam eden ve dolayısıyla gelenekselin dışına çıkamayan bir yapının aksine, yeni değerlere açık olarak her türlü bilgiyle donatılmış ve bu yolla küresel gelişmeleri iyi okuyabilen/algılayabilen bireylerin yetiştirilmesi gerekir (Erdoğan, 1998). Bilgi toplumundaki bireyler, kendilerini eğitim merkezli bir düzlemde geliştirmeye çalışmalıdırlar. Bundan dolayıdır ki bilgi toplumunda okur/yazarlık oranları açısından mutlak bir üstünlük gerekmektedir (Drucker, 1996).

Çağdaş dünya sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel alanlardaki ani ve hızlı değişim süreci ile tanımlanmaya başlanmıştır. Bilginin küresel düzeyde yayılması bilgiye dayalı ekonomik bir süreci başlatmış, bu süreç gelişmiş ülkelere üstünlükler sağlarken, gelişmesini henüz tamamlamamış ülkeler için de çeşitli engeller yaratmıştır. İnsanlar ve toplumlar bir kez daha tarihin önemli dönemeçlerinden birini yaşamaktadır. Hemen herkes ne zaman ne olacağını kestiremese de niçin öyle olduğunu anlamış görünmektedir. Büyük değişimin temelinde, bir yanda sistemli araştırma ve geliştirme çabaları, diğer yanda bilgi sektörünün istihdamdaki payının giderek artması yatmaktadır. Örneğin bugün, bilgisayar teknolojisinin bir sonucu olarak Amerika’daki iş gücünün yaklaşık %45’i bilgi işleme alanında, %25’i hizmet sektöründe, diğer %30’u da sanayide çalışmaktadır (Web ve diğerleri, 1992). Görüleceği gibi imalat sanayisine dayalı bir ekonomiden hizmet ve bilgi teknolojisine dayalı bir ekonomik yapıya doğru değişim yaşanmaktadır. Bu gelişmede, insanoğlu ve zekâsının bitip tükenmeyen potansiyeli ve yaratıcılığını da unutmamak gerekir. İnsanoğlunun yaratıcı zekâsı ile başlayan bu zor ve sancılı süreç, yine onun zekâsıyla inşa edilecektir (Slaus ve diğerleri, 2004).

Eğitimin içerik olarak nasıl bir yapısal dönüşüm geçirdiği incelendiğinde, eğitim için belirlenen genel çerçeve özetle şu şekilde olmuştur: Genel olarak kamunun /devletin egemenliğindeki eğitim nedeniyle kaynaklar rasyonel olmayan alanlarda kullanılmakta ve bunun sonucunda eğitim, kendisinden bekleneni verememektedir; gereksinimlere yanıt bulamamaktadır. Bu çerçeveyi destekleyen bir diğer değişken ise eğitimin birey için geleceğe yönelik bir yatırım olduğu yönündeki vurgudur. Dünya Bankası ve OECD uzmanlarının özellikle son zamanlarda dikkat çektikleri, eğitimin sermaye için yeni yatırım alanı olması yönüdür. Böylelikle eğitim-sermaye ilişkisi yönündeki tartışmalar, sermayenin yeniden üretim krizine karşı yeni değerlendirme alanı olarak eğitimin metalaşmasını gündeme getirmiştir. Eğitimin bireysel getirisinin toplumsal getirisinden daha fazla olduğu yönündeki açıklamalar, daha sonrasında beşerî sermaye kavramlaştırması ile daha kuramsal bir çerçeveye oturtulmuştur (Ercan, 2005). Ancak unutulmamalı ve bilinmelidir ki bir toplumda nasıl bir insan yetiştirileceği sorunsalı toplumsal beklentilerle uyumlu bir şekilde yürütülmeli, devletin eğitimdeki yatırımları da bu nedenle daha etkili bir şekilde sürdürülmelidir sosyal devlet anlayışı içerisinde.

Eğitim, her birey ve toplum için özel önem taşıyan bir süreçtir. Çünkü eğitim, bireyin ve toplumun geçmişine, bugününe, geldiği yere/gösterdiği gelişime bakarak geleceği kurmaya olanak sağlamaktadır. Eğitimin bünyesi canlı bir mekanizma olarak ele alınırsa, zaman içindeki gelişmelere koşut olarak eğitsel yapılanışlar ve anlayışlar da güncellenme gereksinimi gösterecektir.

Küreselleşme ile beraber yaşanan hızlı teknolojik gelişmeler, dünyada var olan değişik toplumları/toplulukları, farklı sosyal ve kültürel gereksinimleri, yeni yaşamları, özgün gelenekleri, farklı alışkanlıkları, farklı algılayışları, günlük yaşamımıza taşımıştır. Dünyadaki yaşam giderek çeşitlenen, farklılaşan bir yaşama doğru yön değiştirmektedir. Bu dönüşüm süreci bir anlamda çevresel belirsizliğe neden olmaktadır çünkü günümüzde coğrafî sınırlar görece hâle gelmiştir. Balcı’ nın (2001) belirttiği gibi çevre ne denli belirsiz ve kestirilemezse o ölçüde farklılaşma ve bütünleşme gereklidir. Ancak bütünleşme ve farklılaşma ters yönlü süreçlerdir. Farklılaşma ne denli fazlaysa, bütünlüğü sağlamak da o oranda zor olmaktadır.

Kültürel açıdan bakıldığında da küreselleşmenin iki karşıt olguyu bir arada tuttuğu görülmektedir. Bir yandan giderek farklılaşan bir dünya, öte yandan bu farklılaşma ya da dağılma eğilimini dizginlemeye çalışan standardizasyon çabaları. Bir yandan toplumların yaşam biçimleri artan oranda birbirine benzer hâle gelirken, diğer yandan farklılaşma ile toplumun çoklu kimlikleri ve özellikleri öne çıkmaktadır. Böylece küreselin içinde yerelin daha fazla üretimi yapılırken, aynı zamanda bu “çoklu yüzlerin” benzeştirilmesi çabası devam etmektedir (Kurul Tural, 2004). Bu bağlamda dengeyi sağlayarak toplumun değerlerini dönüşüm sürecinin bilinciyle korumak, eğitimin içsel misyonudur. Eğitim programlarının bu temel hedef bazında yeniden ele alınmaları gereklidir. Çünkü eğitim programlarının, insanların birbirini, toplumların özelliklerini daha nesnel tanımalarını destekleyen, birbirlerini öğrenmeye çalışan bu karşılıklı süreçte ön yargısız olmaya önem veren, farklılıklara saygılı olmanın, ayrımları (biz/onlar) azaltabileceğini ön gören biçimde düzenlenmesi; işlevsel ve performansı yüksek olması sağlanabilir.

Gelinen bu noktada, gelişmeleri sorgulayan, araştırma yapabilen, teknik yetkinliğe sahip, hızlı algılayıp, sorun çözebilen bireylere gereksinim vardır. Küreselleşme ile beraber yerelleşmeyi ve yereli, küresel süreçlerle uyumlu ve işlevsel hâlde kaynaştırıp bütünleştirebilmek önemle üzerinde durulması gereken bir konudur. Küryerel olarak adlandırılan bu olgu, öncelikle eğitim ve toplumsal diğer yapılanışlardaki değişim/dönüşüm süreçlerinde, küreselleşmenin olumsuz sayılabilecek kimi etkilerini azaltabilir. Bu zorlu süreçte başarılı olabilmenin ve birey olarak/toplum olarak/ulus olarak ayakta kalabilmenin yolu, günümüzde, eğitimin yalnızca okulda verilmediğinin, eğitimde mekân sınırlamasının kalktığının bilincinde olarak, çağın koşullarının farkında ve fırsatlardan yararlanmak isteyen, hedeflerini belirlemiş küryerel yapılanışları özümsemiş bireylerin yetiştirilmesidir.

Ancak unutulmamalıdır ki fizikî mesafelerin kapanması, insanlar arası iletişimin salt araçlarla gerçekleşir olması, ruhsal, duygusal ve benlik gelişimleri açısından insan yapısına çok da uygun değildir. Bu durum ilerleyen zamanda daha derin sosyal zedelenmelere yol açabilir.

Nüfus çeşitlenmesi, okullarda görev yapan eğitimcilerin, öğretmenlerin, yöneticilerin çok kültürlü, farklı sosyo-kültürel yapıları tanıyabilen, deneyimli ve bilgili olmalarını gerektirecektir. Çünkü bu yeni sistemin amacı sadece diploması olan eleman yetiştirmek değildir.

Görülmektedir ki değişen öğrenme süreçlerinin etkileriyle bireyler gruplar içinde yer alacaklarından, bireysel olarak sorun çözme becerileri zayıflayabilir. Ancak iş birliği yapabilme ve iş birliğine dayalı sorun çözebilme, aranan niteliklerden biri olarak gündeme gelebilecektir. Bireylerin çalışma stratejileri tek disiplinli yaklaşımla değil disiplinler arası yaklaşımlarla, eş güdümlü, benzer yetenekleri örgütleyerek çalışmanın, kazanılan kavram ve bilgilerin paylaşılması esası önemli hâle gelecektir. İnsanlar arası teknolojik iletişimin artması, diyalogu azaltacağı için eğitim sistemlerinin sözel ve sözel olmayan iletişim becerilerinin öğretilmesini amaçlarına dâhil etmesi gerekecektir.

Son söz olarak, küresel dünyanın gerektirdiği bilgi, beceri, değer, tutum, davranış ve küryerel bilince sahip bireyler yetiştirmek; eğitim sistemlerinin küresel değişim ve dönüşüm süreçlerinde bireye önem veren, öğreneni merkeze alan, insanî ve evrensel değerlerin kazanılmasını hedefleyen eğitim programları ve politikaları üretmek, eğitim vizyonu olarak önem kazanmaktadır; diyebiliriz.

Bu çerçevede Kıbrıs Türk Eğitim Sisteminde ivedilikle ele alınması gereken konular belirlenmeli ve gerekli düzenlemeler yapılarak işe koyulmalıdır. Son yıllarda eğitim sistemimizde atılan adımlar kayda değer görülmekte ancak sonuçları değerlendirilmeden yeni değişiklikler yapılmaya çalışılmaktadır ki bu da eğitim sistemine olan güveni giderek azaltmakta ve, belirsizliklerin önünü açmaktadır. Hele son haftalarda partisel ve popülist yaklaşımlarla ve hiçbir bilimsel değerlendirme ve analiz yapılmadan gerek kolejlerle ilgili atılan adımlar, gerek zorunlu din dersleri ile yaratılan fırtına ve kuran kursları kaosu insanlarımızı giderek daha da bir tedirgin yapmakta eğitim sistemine olan güvensizliği körüklemektedir.

En son söz olarak da laik eğitime karşı Eğitim Bakanlığı ve Din İşleri Dairesinin yarattığı kuran kursları krizi bağlamında gelişen dinler ve mezhepler arasındaki ayırımcılığı körüklediğinden ve toplumun belli bir kısmını ötekileştirmesinden ötürü almış oldukları kararlardan dönmelerini ve sarf ettikleri sözlerden dolayı ya halktan özür dilemeleri ya da derhal istifa etmeleri gerekmektedir.

Kaynakça

BALCI, A. (2001). Etkili Okul ve Okul Geliştirme. Ankara: Pegem A Yayıncılık.

DRUCKER, P. F. (1996). Yeni Gerçekler. Çev. B. Karanakçı. (5. Baskı). Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. sayfa: 293.

ERCAN, F. (2005). Neo Liberal Eğitim Politikalarının Anatomisi İçin Alternatif Bir Çerçeve. (http://www.metu.edu.tr/home/wwwoes/yaz4.html).

ERDOĞAN, İ. (1998). Enformasyon Bilgi Toplumu Dosyası; Bilgi Toplumu Olmanın Gerektirdiği Eğitim Paradigması. Bilgi ve Toplum Dergisi. Cilt 1.

KURUL TURAL, N. (2004). Küreselleşme ve Üniversiteler. Ankara: Kök Yayıncılık.

SLAUS, I. ; KOKOTOVIC, A. S. and MOROVİC, J. (2004). Education in countries in transition globalization- A Case Study Croutia. International Journal of Educational Development. 24: 479–494.

WEB, L. D. ; METHA, A. and JORDAN, K. F. (1992). Foundations of American Education. New York: Mac Millan Publishing Company.
Bu haber 124 defa okunmuştur

:

:

:

: