KAVRAM GELİŞİMİ VE DİL

Yaratıcı düşünmenin eğitimsel yapısında kavram gelişimi ve dil ayrıca irdelenmesi gereken çok önemli bir alandır.

Yaratıcı düşünmenin eğitimsel yapısında kavram gelişimi ve dil ayrıca irdelenmesi gereken çok önemli bir alandır.
Düşünmeyi öğrenmek, düşünme hiyerarşisinde ilk basamağı oluşturmaktadır ve yaratıcı düşünme bunun üzerine yapılanmaktadır. Yaratıcı düşünmenin tanımlanmasından önce düşünmeyi öğrenmek kavramı ele alınmalıdır.
Düşünmeyi öğrenmekte ilk adım, düşünce sistemindeki engelleri ortadan kaldırmakla başlar. Düşünce sürecinde karşılaşılan bir kısım kavramsal engeller, kişinin bir sorunu doğru bir biçimde algılamasını, tanımlamasını ve çözümünü engelleyen zihni duvarlar oluşturur. Bunlardan algısal engeller; kişiyi ya sorunu görmekten ya da sorunu çözmek için gerekli bilgiyi açıkça algılamaktan alıkoymaktadır. Bu tür algısal engeller, sorunu tecrit etme, tanımlama güçlüğü, sorun alanını gereğinden çok daraltma eğilimi, sorunu çeşitli bakış açılarından görme alışkanlığının yerleşmemesi gibi özel durumlarla açıklanabilir.
Düşünmeyi engelleyen duygusal engeller; düşünceleri araştırma ve değiştirme özgürlüğünü kısıtlar. Yanlış yapma, tehlikeye sokma ve başarısız olma korkusu; belirsizliklere dayanıklığın az olması; güvenlik isteğinin yoğun oluşu; düşünce yaratmaktan çok yargılamayı tercih etmek; düşünce yoğunluğunda beceriksizlik; başarıya çabuk ulaşma isteği ve gerçeği hayalcilikten ayırdedememe, başlıca duygusal engellerdir.
İfade engelleri, düşünce aktarımını ve iletişimi engelleyebilir. Çağrışım, düşünce ve ifade akıcılığını azaltabilir. Anlam veya kavramları taşıyan mesajlardan oluşan ifade eylemi, düşüncenin gelişiminden ayrılması olanaksız, psikomotor bir davranıştır. Doğru olmayan dil kullanılarak sorunu çözme yaklaşımı; düşünceleri açıklama ve kaydetmede dil yetersizlikleri; yanlış ve eksik bilgiye dayalı öznel ve göreceli kavramlar, düşünce sistemindeki ifade engelleridir. Düşünme hiyerarşisinde, düşünme engellerinin aşılmasıyla birlikte; yaratıcı düşüncenin esnek ufukları açılmış olacaktır.

Bireyin kültür değerleri, ilgisi, dikkati, duyarlılığı ve güdüleri, problemin seçici algıyla tanımlanmasında önemli etkenler olmaktadır. Bireyin, obje ve olayların uyarıcı etkilerini sınıflama veya birleştirme suretiyle tepkilerini belirleyen kavramsal temposu; uyarıcıları kaydetmesi ve daha önce kazanılmış kavramları transfer ederek yeniden tanımlamaya yönelmesi; algılama kapasitesini belirlemektedir. Birey, algılama kapasitesini geliştirdiği ölçüde, yeni bilgi formları ve kavramlara dayalı olarak problemleri algılaması ve tanımlaması olanaklı olur. Böylece, düşünmeyi tetikleyici ipuçları ele geçirilerek, zihinsel hiyerarşiyi güdüleyen başlangıç eylemi gerçekleşebilir.
Birey açısından yaratıcılık, bireyin mevcut bilgilerinden yeni bilgiler üreterek yeni bileşimlere erişmesi anlamı taşımaktadır. Organizasyon açısından yaratıcılık ise organizasyonun mevcut bilgilerinden yeni bilgiler üretilmesine işaret etmektedir.
Bu bağlamda, birey veya organizasyon, yeniliği ve özgünlüğü sadece kendi yaşam deneyimleri ve birikimleri bakımından değil, insanlık bilgisine yaptığı katkılar bakımından ele alarak düzenlemeye çalışıyorsa, gerçek ve işlevsel yaratıcılıktan söz edildiği söylenebilir. Yaratıcı düşünme süreçleri, birbirleriyle ilgili veya ilgisiz çağrışımsal öğeleri, belirli gerekleri yerine getirecek veya herhangi bir katkı sağlayacak şekilde yeni bileşimler içinde toplamak, yeniden anlamlandırmak, özgünleştirerek işlevsel yapıda (kuram ve/veya uygulama) sunabilmektir. Bu yeni durumda birleştirilen öğeler birbirlerine ne kadar uzaksa ve ne kadar işlevselleşebilmişse çözüm ve/veya devam eden süreçler o kadar yaratıcıdır.
Bu tanımlama çerçevesinde yaratıcı düşünme için dört süreçten söz edilebilir. Birincisi, belirli bir araştırma yaparken rastlantısal çağrışımlarla işe yarar yapılara ulaşabilmek; ikincisi birbirine benzer ve etkili çağrışımlarla çıkarsamalar yapabilmek; üçüncüsü, birbirleriyle çok uzak ilişkileri/ilgileri olan veya uzak ve klasik çağrışım bağları olan olayların bazı ortak özelliklerini ve/veya öğelerini bularak ortak paydalarla birbirine bağlayabilmek; dördüncüsü ise birbiriyle ilgisiz ve bağıntısız yapıları özgün formüllerle fade ederek yeni ve kuramsal sosyal kavram tanımlarıyla bir biçimde birbirleriyle uzlaştırmaktır. Eğer bu çağrışımlar yaratıcı bir bileşim oluşturmak üzere birbirine bağlanacaksa, bunlar kişinin çağrışım hiyerarşisinin kapsamı içinde bulunmalıdır. Ayrıca, yaratıcı bir kişide çok ve özgün yapıda çağrışımlar oluşurken; yaratıcı düşünme sistemi edinmemiş kişilerde, bilinen ve kalıplaşmış, düz ve değişime dirençli az sayıda çağrışım olacaktır.
Her hangi bir disiplin alanında, bilginin aktarımını yapabilme, problemleri çözebilme ve/veya üst düzeyde zihinsel etkinlikleri geliştirerek bilgi üretebilmek için ilgili alandaki temel kavramların öğrenilmesi gereklidir ve zorunluluktur.
Yaratıcı düşünme sürecinde, kavram gelişimi, eğitimin temel sorunlarından biri olarak görülmektedir. Çünkü kavram edinme işlemi, bireyin bir kavramı öğrenmek için hangi öğretimsel stratejileri kullandığına, nasıl ve nelere dikkat ederek plânlı bir şekilde inceleme yaptığına, incelemeleri sırasında kullandığı denencelere ve yönelimlere işaret etmektedir. Sosyal ve kültürel açıdan bakıldığında, bireyin düşünce ve duygu zenginliği, eğilimleri, duyarlılığı ve algılama yeteneği ile geliştirdiği değerlerin niteliği, kısaca yaşam biçimi ve yaşama yüklediği anlamlar, kavram oluşturma ve geliştirme sürecini, özellikle de kavramların nitelik ve niceliğini etkilemektedir. Bilindiği gibi kavramlar, insanlarla, onların algılama ve düşünme sistemleriyle var olmakta buna göre de yaşam alanları bulmaktadırlar. İnsanların ürettiği bu kavramlar sonuçta insanlar için yararlı olması amaçlanan, insanlar arası etkili ve kaliteli iletişimi sağlayan ilkeler geliştirmeye temel olan bir çeşit bilgi formudur.

Kavramların dille oldukça yakın bir ilgisi vardır. Her kavram sözcük ve/veya sözcüklerle ifade edilmektedir. Bireyin kültüründe, geliştirdiği kavram çeşitliliği ile dil zenginliği arasında olumlu ve doğrusal bir ilişki vardır. İfade becerisinin özü olan dil, düşüncenin üstünde saydam bir yapıdır. Bireyin gelişen duygu ve düşüncelerini yansıtmasına destek ve aracıdır. Dili etkili ve özgün, kullanabilme becerisi, en az düşünebilme kadar önemlidir; etkileşim ortamlarında sağlıklı bir iletişimin temel gereğidir. Birey, bilgisini, çevresindekilere etkili biçimde aktarmak için zihninde plânlayabiliyorsa, ifade edecek bir düşünsel birikime ve bunu iletebileceği etkili bir iletim kanalına sahip demektir. Eğer birey sahip olduğu birikimlerini etkili bir dille ifade edemiyorsa, o düşünsel birikim bir süre sonra kaybolabilir veya kişideki ifade isteği çekingenliğe dönüşerek olumsuz etkide bulunabilir.

Böylece, kavram geliştirme ve ifade edici dilin etkili kullanımının da yaratıcı düşünme sürecinde, öğrenenin önemli zihinsel parametrelerinden ikisi olduğu görülmektedir. Gelişmiş bir ifade edici dil, yaratıcılığın ön koşullarındandır. Tek düze, tek yönlü, zenginleşmemiş, kavramların sık sık değiştiği bir dilde, yaratıcılık kısır kalacaktır. Öğrenenlerin, kazandıkları bilgileri yeni bir formla ifade etmeleri, bilgiyi yeniden üretmeleri, yeni algılarla oluşturdukları kavramları açıkça ifade etmeye, aktarmaya cesaretlendirilmeleri, çok boyutlu düşünmenin geliştirilmesinde psikomotor etkenler olabilecektir.

Anadilde eğitim konusunun önemine bir de bu açılardan bakılması oldukça kritik bir öneme sahiptir. Bilimsel bulguları kullanarak geleceğimizle doğrudan ilgili olan eğitim sistemleri yapılarını oluşturmak çok önemlidir. Yoksa, bilimsellikten uzak, tamamen popülist politikalara dayanarak kararlar üretmek ve eğitimi siyasileştirmekle toplumu ileriye taşıyacağını sanmak büyük bir yanılsama olacaktır.
Bu haber 80 defa okunmuştur

:

:

:

: