Program geliştirmek, toplumun yapısını, yetiştireceği insan özellikleri anlamında doğrudan etkileyeceği için oldukça önemlidir. Okul ve okul çalışanlarının toplumla ilişkileri, uygulamadaki etkileri dikkate alınmalı, eğer mümkünse bu sürece çoğulcu katılım sağlanmalıdır. Kültürel değerlerin aktarımı bir toplumda eğitim sisteminin temel işlevi olmalıdır. Çünkü insanlar yalnızca okulda aktarılan kadarıyla içinde yaşadıkları toplumun değerlerini, inançlarını, yargı, ahlak ve sanat birikimlerini edinmezler. Bu değerlerin edinilme süreci, topluma kazandırdıkları, nasıl geliştirildikleri ve daha nasıl geliştirilebileceği gibi pek çok etken öğrenenlere demokratik bir aktarımla anlatılmalı ve açıklanmalıdır. Okullar bunların kazandırıldığı, toplumsal değişimlerin başlatıldığı eşiklerdir. Okullaşma oranı ve okullardaki laik, demokratik eğitimin kalitesi ile toplumlar aşamalı olarak kendilerini yenilemektedirler; bu da ileri adımların eğitimle atılabildiği gerçeğini bir kez daha vurgulamaktadır. Bilgi çağının yaşandığı günümüz toplumlarında teknolojik gelişmeler okulları evlere getirmiş olsalar da yetişkin eğitimi kapsamında yoğunlaşma yaşansa da okulların ve okuldaki eğitim süreçlerinin önemi azalmamaktadır. Bir toplumun kendi eğitim programlarında önemsediği temel başlıklar, o toplumun nasıl bireyler istediği ve toplumsal yapısını ne yöne çevirmek istediğinin ipuçlarıyla örüntülüdür. Çünkü okul ve eğitimciler toplumun aynasıdır. Çağdaş toplumlar yaşanan hızlı ve sürekli değişimler karşısında belirsizlikler yaşamamak için çeşitli önlemler almaktadır. Buna karşın çoğu zaman değişimlere uyum sağlamak uzun ve yorucu deneyimler gerektirmektedir. Okullar değişimin öncüsü olarak görülmekle birlikte aslında eğitim programlarının uygulayıcısı ve savunucusudurlar. Bu doğrultuda öncü olan eğitim programları ve tartışılması gereken de bu programların işlevsellik ölçütleri olmalıdır. Toplumun istediği birey özelliklerinin ve bu bağlamda gereksinimlerinin bilinmesine gerek vardır. Bu gereksinimler bilindikten sonra eğitimsel hedefler belirlenecek ve bireyler o gereksinimleri giderecek biçimde yetiştirileceklerdir. Sosyal değerler, ideolojik akımlar ve/veya çatışmalar, toplumsal refah düzeyleri, ekonomik ve bölgesel farklılıklar, küryerel oluşumlar dikkate alınmadan hazırlanacak eğitim programları işlevsellik anlamında yeterince verimli olamayacaktır. Çünkü söz konusu programlar toplumun her kesimini belirli oranlarda etkileyecektir. Yapılacak analizlerin bunların etkilerini yeterince ve etkileriyle beraber sorgulaması önemlidir. Yoğun göçlerin yaşanması, iş alanlarının ve aile yapılarının değişimi vb. gibi toplumu derinden etkileyen sosyolojik değişim süreçleri eğitim programlarında yer bulmuyorsa okulda yapılan eğitimin genel ve güncel yaşamdan kopuk olduğu söylenebilir. Unutulmamalıdır ki birey, bir toplumun içine doğmakta, o toplumla şekillenerek değerler oluşturmakta, aynı toplumsal yapının içinde iş, meslek, eş, aile, kısaca yaşam sahibi olmaktadır. Bireyin karşılaştığı ilk ve en temel önemdeki yapı, okullardır. Bireyin, hangi yaşta ve konumda olursa olsun, karşılaşacağı problemlerle baş edebilmesinin yollarını öğreneceği ortam olan okulların, bireysel becerileri kazandırması ve bu becerileri bireye etkili olarak kullanabilmesinin yollarını öğretmesi önemlidir. Bunu yapacak olan da eğitim programlarıdır. Bu nedenlerden dolayı bireylerin toplumla beraber ve barışık, uyumlu ve farkında, gelişime ve değişime açık olarak yetiştirilmesini sağlamak amacıyla hazırlanmış eğitim programları toplumsal temeller üzerine bir yapı kurmuştur; denebilir. Toplum, belli bir coğrafyada bir araya gelmiş insanların tamamıdır; biçiminde tanımlanabilir. Toplumsal yapı, bir toplumdaki bireylerin, grupların, kurumların kendi aralarında düzenlenmiş toplumsal ilişkilerinin bir bütünüdür ve toplumun hem maddî hem de manevî yönünü içine alan bir kavramdır. Toplumu oluşturan parçalar aynı zamanda insan yaşamının ürünleri oldukları için çok çeşitlidir. Bu bağlamda toplumsal yapıyı ikiye ayırarak incelemek olasıdır:
a. Maddî- Fizikî Yapı: Toplumun yaşamış olduğu mekânın ve bu mekândaki yerleşiminin şeklini ve çevresini ifade etmektedir. Nüfusun yerleşim biçimi, dağılımı, köy-kent yapılanması, kısaca demografik plânlanış bu alanın konusudur.
b. Manevi-Kültürel Yapı: Toplumda yaşayan insanların, aralarındaki sosyal ilişkiler ağını anlatmaktadır. Bu bireysel ilişkiler, iletişimler sonucunda ortaya çıkan ilkeler, kurallar ve anlamlar manevî yapıyı oluşturur. Bu da toplumsal yapılanışlar içindeki sosyal ilişkiler, statüler, roller, değerler, tavır, tutum ve davranışlar olarak düşünülmelidir.
Toplumların özellikleri genel olarak aşağıdaki gibi aktarılmaktadır:
1.Toplumsal yapı her toplumun kendisine özgüdür ve toplumdan topluma değişir.
2.Toplumsal yapıdaki değişmeler birbirini etkiler.
3.Toplumsal yapı aynı toplumda zaman içinde değişime uğrar.
4.Her toplumsal yapının sahip olduğu özellikler kendine özgüdür.
Bir toplumdaki insanların kendilerini anlatmak, başkalarını anlamak, gereksinimlerini gidermek, karşılıklı yardımlaşmak ve anlaşmak üzere giriştikleri her türlü yaklaşma ve uzaklaşmalara toplumsal ilişki denmektedir.
Max Weber (1995)'e göre toplumsal ilişkilerin özellikleri şunlardır:
*Toplumsal ilişki, en az iki kişi arasında olmalı.
*Belirli bir zaman dilimi içinde yaşanmalıdır.
*İlişki içerisindeki bireyler birbirinden haberdar olmalıdır.
*Bireyler birbirlerini etkilemelidir.
*Yaşanan ilişki bireyler arasında aynı anlama gelmelidir.
Toplumsal yapının sağlıklı oluşumunda ve sağlıklı devamında en etkili kurumlardan biri okullardır. Okul toplum ilişkilerinin ayarlanabilmesi, işlevsel olarak etkinlik üstlenmesi ile olasıdır. Bu da toplumun okullara verdiği rol ve statüyle doğru orantılıdır. Bunu genel özellikler olarak aşağıdaki gibi sıralamak olasıdır:
1-Etkinlikler yoluyla okulun kendini topluma tanıtması ve okulların da toplumu iyi tanıması;
2-Güçlü bir okul-aile işbirliğinin ve devamlılığının sağlanması;
3-Okulun toplum merkezi hâline getirilmesi;
4-Eğitim etkinliklerinde toplum kaynaklarından yararlanılması;
5-Okulda genç kuşakların gereksinimlerinin ne ölçüde karşılandığının hep birlikte incelenmesidir.
Okulların toplumsal yapı ile uyumlu yaşayabilmesi, okul çalışanlarının (öğretmen, yönetici, personel) ve öğrenenlerin uyumluluk içinde yaşamasıyla ilişkilidir. Çünkü hiçbir kurum, topluma karşın ayakta durabilme özelliği taşıyamaz. Okul etkinliklerinin anlamlı, verimli ve gelişmelere açık olabilmesi için okul yönetiminin, öğretmenlerle ve özellikle velilerle sistematik iletişim içinde olması önemlidir. Okul-veli işbirliği, öğrenenlerin okul algılarının olumlu olması anlamında özellikle gerekmektedir.
Okula devam eden öğrenenler ile devam edemeyen öğrenenler arasında, yapıcı, yaratıcı düşünme, eğitime bakış açısı, toplumsal sorunlara yaklaşım gibi pek çok alanda ciddî farklılıklar görülebilir. Bu durum ilerleyen zamanlarda, toplumlardaki çatışmaları artırabilir; bölgesel farklılıkları derinleştirebilir. Küryerel eğitim önlemleri ilk adımdan itibaren başlatılmalı ve tutarlılıkla devam ettirilmelidir. Öğrenen kitlelerin, okul ile başlayan değişme ve gelişme süreçleri sadece fizyolojik değildir. Öğrenenler, okul süreci içindeyken, okulda uygulanan eğitim programları temelindeki davranış değişikliklerini kültürel, psikolojik, sosyolojik değişimler ve gelişimler olarak yaşamaktadırlar. Bu birey profili de (öğrenenler) toplumun değişimiyle ve gelişimiyle ilgili olan belirleyici nüvelerdir. Eğitimi, ister okulda ister okul dışında zorunluluk olarak görüp, yaşam boyu eğitim hareketlerinin gerekliliğinin konuşulduğu çağımızda, teknolojik gelişmeler sonucunda uzak kavramının büyük oranda yok olması ile toplumlar hem kendi kültürlerinin hem de farklı kültürlerin gelişiminden, gelecek kuşaklara aktarılmasından sorumlu hâle gelmişlerdir; diyebiliriz. Buna karşın her toplum özgün yapısını koruyarak, yapısal özelliklerinden, kendi değer yargılarından, inançlarından ödün vermeden, toplumsal farklılıklarına gereken önemi verip ve koruma özenini göstererek ayakta kalmalı; okullarını toplumun sürekliliği için sigorta olarak algılayarak maddî-manevî yatırımlarla gereken desteği vermelidir. Eğitim-öğretim faaliyetlerinin en önemli amacı, bir ülkenin geleceği olan çocukları iyi insan ve iyi vatandaşlar olarak yetiştirmektir. Çocukların eğitiminde okul, aile, çevre, öğretmen ve eğitim sistemi gibi faktörler etkili olmaktadır. Toplumdan topluma farklılıklar gösterse de dünya, 20. yüzyıldan itibaren eğitim alanında büyük reformlar yaşamıştır. En hızlı ve neredeyse tüm toplumları eş zamanlı etkileyen değişim ve gelişim ise çağımızda, bilgi çağında yaşanmaktadır. Eğitimin hedefleri de bu yeni yapılanışlara, yeni değer ve algılara yönelik oluşturulmalıdır. Çünkü eğitim alanı sosyal, politik, kültürel her ortamın etkisine açık ve diğer yapılara da uyumu önemseyen bir öze sahiptir. Eğitimin hedefleri kendi içinde ve toplumsal yapılarla tutarlı, çağa ve geleceğe uygun ve uyumlu, değişime açık ve yeniliklere uyarlanabilir yapıda olmalıdır. Eğitimle ilgili yapılması gereken en temel çalışmaların eğitim programları hazırlamak olduğu bilinmektedir. Bu çalışmaların da şu aşamaya dek aktarılan bilgiler doğrultusunda ve bilimsel araştırmalardan, yeni ve güncel felsefe akımlarından, ulusal eğitim şûralarında alınan kararların sonuçlarından yararlanılarak hazırlanması gerekmektedir