Üniversiteler adası olarak da anılan Kuzey Kıbrıs, ivme kazanmış TC eğitim yatırımlarına tanıklık etmekte bir süredir.
CTP-BG ağırlıklı hükümetler döneminde çıkarılan yükseköğretim yasası ve kurulan YÖDAK ile birlikte hükümetin yükseköğretime yönelik pozitif tutumları ve öğrenci akışını sağlayan girişimleri neticesinde Kuzey Kıbrıs üniversitelerine Türkiye’den gelen öğrenci sayısında önemli ölçüde artış sağlanmıştı. 2003’te 25 bin civarlarında olan toplam üniversite öğrenci sayısı CTP-BG döneminde giderek artmış, 2008’de 48 bin dolaylarına yükseltilmiş ve yalnızca 2008-2009 akademik yılında Türkiye’den Kıbrıs’a gelip yeni kayıt yaptıranların sayısı 9 binlerin üzerine çıkmıştı.
Bütün bu olumlu gelişmelerin ardından, 2009 Nisan seçimlerinden sonra tek başına iktidara gelen UBP hükümeti, Türkiye’den gelme olasılığı olan öğrencilere yönelik hiçbir çalışma yapmamış; bu arada da Türkiye’de ve Balkanlarda artan üniversite sayıları da Kuzey Kıbrıs üniversitelerine akışı olumsuz etkilemiş; UBP hükümetinin hiçbir önlem almaması sonucu da 2009-2010 akademik yılında Türkiye’den Kuzey Kıbrıs üniversitelerine gelip yeni kayıt yaptıran öğrenci sayısını 3 bin civarlarına düşürmüştür.
Bu yıl yoğun olarak azalan öğrenci akışına karşın Türkiye’den yeni kurulacak TC menşeyli üniversitelere yatırımlar hızlanarak devam etmekte. Kuzey Kıbrıs üniversitelerinin iç revizyonlardan geçirilerek, misyon ve vizyon olarak yeniden ve ivedi düzeltme, düzenleme önlemlerine gereksinimleri varken, okullardaki kan kaybının önlenmesi anlamında kısa ve uzun vadelere yayılacak tedbirler için devlet politikalarınn üretilmesi gerekirken, bizim derdimiz, TC’den gelen üniversitelerin açılış törenleri olarak kaldı bugünlerde. Dışarıdan gelen yatırımlara, ticari bağlantılara, kaliteli ve sistemli üretimlere Kıbrıs Türk’ünün hiçbir itiazı yoktur; olamaz da. Çünkü bu perspektiften bakıldığında, yapılan yatırımlar, içerdeki insanımıza yeni iş olanakları, ticari metaların piyasada dolanımı, para akışı, dolayısıyla ekonomik canlılık anlamına da gelir. CTP-BG ağırlıklı hükümetler döneminde ayrı bir özel yasa ile eğitime başlayan ODTÜ ve 2008 yılında Kuzey Kıbrıs üniversitelerinde bulunmayan bölümlerle eğitim vermesi için anlaşma sağlanan ve bu doğrultuda özellikle Denizcilik Fakülte ve bölümleri ile öğretime başlaması için çalışmalarını yürüten İTÜ Kuzey Kıbrıs üniversitelerine rakip olmanın ötesinde bir anlayışın ürünü olarak gündeme gelmişti. Var olan pastanın büyütülmesi için çalışmak ve bu pastayı daha da büyütmek önemlidir yine bu iyimser bakış açısıyla olaylara yaklaşılıp durum saptaması yapılacak olursa. Ancak son dönemlerde UBP iktidarı ile birlikte sürdürülen politikalarla bazı başka TC üniversitelerinin ve ilaveten TED Kolejinin Kuzey Kıbrıs’a gelmesi farklı bir anlayışın tezahürü olarak karşımıza çıkmaya çalışmaktadır denilebilir. Bu bağlamda akla gelen soru şu: Amaç pastayı büyütmek mi yoksa var olan pastaya hiç katkı koymadan didiklemek mi?
İşte bütün mesele bu… Kibarca “to be or not to be”…
ODTÜ kampüsü açılırken, uluslar arası alanda tanınan ve kalitesini pek çok anlamda dünyaya kanıtlamış olan bir üniversitenin, hem de kendi mezun olduğum ve yıllarca çalışmış olduğum bir üniversitenin, bizim ülkemizde de açılıyor olmasına sevinmekle beraber, bir adım ötesi olarak içimdeki ‘acabaları’ da saklı tutmuştum yüksek sesle dile getirerek. Aklıselim insanlar ve ön görü sahibi politikacılar, ne ülkeler arası işbirliğine, ne de üniversiteler arası işbirliğine karşı koyarlar. Olması gereken budur çünkü. Buna son dönemlerde Ankara Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi ile Yakın Doğu Üniversitesi arasındaki düzeyli ve planlı işbirlikleri örnek olarak verilebilir; çözülemeyen sorunlara karşın. Ancak bu noktada düşünülmesi gereken şey bu başlangıcın nerede ve nasıl sonlanacağı olmalıdır. Devamlılık anlamında, Çukurova Üniversitesi, şimdilerde Gazi üniversitesi deniyor… Kuzey Kıbrıs üniversiteleri Bologna sürecinde istenen ilerlemeyi sağlayamasa da sürece dâhil olarak Türkiye üniversitelerinden bu anlamda farklı olmuştur. Adaya getirilen Türkiye üniversiteleri, Kuzey Kıbrıs Üniversiteleri dahil olmamasına karşın, Bologna süreci içerisinde yer almaktadırlar. İster istemez merak ediliyor, ekonomik anlamda ciddi sorunlar yaşayan Kuzeydeki üniversiteler bu süreç içinde Türkiye’den gelen ve arsa, arazi, maddi destek anlamında her türlü kolaylıkla karşılanarak yatırımlarında desteklenen bu ve benzeri üniversitelere devredilerek Türkiyelileştirilmeye ve Bologna sürecine bu şekilde dahil edilmeye mi çalışılıyor? Bu konuya ilaveten ayrıca bilinmekedir ki Kuzeyin üniversiteleri devlet okulu değildir, paralıdır. Ama TC’den gelen okullar devlet okuludur (yalnızca ODTÜ vakıf okulu olarak gelmiştir ve paralıdır); ödeme dengeleri de buna göre şekillenecektir.
Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelere, özel kolejlere ve üniversite öncesi devlet okullarına gereken yatırımlar yapılmıyorsa, özellikle de devlet okulları dünya konjonktörü kapsamında yenileştirilmelere, düzenlemelere ve değişimlere uzak duruyorsa, para ve destek Türkiye’den geliyor diye zorunlu olarak yatırımlarda öncelik onun olacaktır fikriyle hareket ediliyorsa, Kıbrıs’taki üniversiteler de özel okullar da kapanma ya da el değiştirme noktasına gelecektir yakında ve bu kehanet değildir; gelecek okumak, fal bakmak değildir. Bu, bir adım ötesini görebilen herkesin görebileceği önemli bir gerçek, durum saptamasıdır. Çöplükten üniversite kampüsü yaratarak literatüre giren bir toplumun emeklerinin ziyan edilmesidir. En yeni örnek olarak TED verilebilir. Türkiye’nin saygın ve önemli okullarından birinin bizim ülkemizde var olmasına neden itirazımız olsun ki; bizlerin öğrenmek istediği şeyler yanıtlanarak kamuoyunun soruları tatmin edici biçimde yanıtlansa neden huzurumuz bozulsun ki… Örneğin, TED Kuzey Kıbrıs’a yatırım yaparak mı geliyor? Yoksa var olan kaynakları kullanarak mı geliyor? Neden yeşil alan olarak ayrılmış, halka ait bir yer tahsis ediliyor okul binasının yapılacağı yer olarak? Öğretmenler nereden gelecek? Malum işsizlik her ülkede önemli bir sorundur ve yeni yatırımlar biraz da içerdeki sorunları çözmek için desteklenir. Yeni sektör yeni bir soluk, hareket getirir eğer bu baştan konuşularak planlanmış bir yatırımsa. Teslimiyetçi bir zihniyette ise zaten sorular ve sorgulamalar yer almaz. Program ne olacak? Müfredat? Kendi okullarındaki eğitim kalitesini yükseltemeyen, eğitimi devlet politikası olarak tasarlayamayan zihniyetlerin sonucu budur; şaşırmamak gerekir. Eğitim bakanlığı gözünün önünü göremezken, ön görü ve eşitlikçi yaklaşımlar beklemek de bizim gibi yurttaş bilincinde olanların hayalperestliği olsun! Bu ve benzeri durumların sosyokültürel anlamda zayıflık yaratacağını, toplumun genelinde ayrımlar oluşturabileceğini düşünmemek basiretsizlik olmaz mı?
Turizmde çehreler değişti. Mekânlar ve yatırımlar el değiştirdi. Sanayiciler eziliyor; yatırımlar durma noktasında. İç piyasa desteklenmemekte. İhaleler Türkiye’de açılır oldu…En son 106 kilometrelik yol ihalesinin Ankara’da açılması ve her türlü malzemenin teşvikler de verilerek Türkiye’den gelecek olması zaten darboğazda olan ekonomimiz açısından oldukça düşündürücüdür... Çalışanlar da Türkiye’den getirtilecek muhtemel...Nereye gidiyoruz acaba?...
1974 öncesinden itibaren Kıbrıslı olanların Türklükleri beğenilmezken, daha sonra yurttaşlık hakkı alanları dahi aslınız bozulmuş diye yargılayanlar, şimdi yaşanan süreçle bize ne söylemek istiyorlar?
Kuzey Kıbrıs, 7 yıl önce, AKP ile çözüm ve barış sürecinde önemli adımlar atmıştır. Kuzey Kıbrıs için bu kazanımlar ve açılım bu anlamda oldukça anlamlı ve değerlidir. Ancak son zamanlardaki bu yazıya da konu olan yapılanışlar dâhilinde “daha da Türkleştirme” politikaları olarak yorumlanabilecek yaşantılar, tüm bu çabaların ve kazanımların riske atılması olarak düşünülebilir. Şimdiye dek bütün dünya ölçeğinde, dış ilişkilerde ilmek ilmek örülerek elde edilmiş kazanımlar sıfırlanacak mı? Cumhurbaşkanımız Sayın Talat’ın Türkiye ile paralel olarak yürütmüş olduğu çözüm müzakere süreci oldukça önemli boyutlar kazanmışken sürdürülen bu gelişmeler acaba neyin habercisi? Yoksa tamamen iyimser düşünerek olası bir çözümde birtakım saygın ve köklü kurumların Kuzey Kıbrıs’taki varlıklarını güçlendirme faaliyetleri olarak mı yorumlamak gerekiyor? Ancak böyle de olsa niyetler, yine de Kuzey Kıbrıs üniversiteleri ile birlikte ve onlarla işbirliği yaparak bazı adımların atılması daha doğru olmaz mı?
Sanırım ortaya çıkan temel soru şudur: Bize söylenen nedir?
Yanıt ise umarım bizde çok kullanılan şu deyiş değildir: Kesikten kesmeyin! Bütüne dokunmayın! Yeyin da utanmayın!
Sevgi, sağlık ve dostlukla kalınız...