Toplumların gelişim süreçlerine genel bakış (1)

Çok eski zamanlardan bu yana, insanlar, insan toplumunun gelişmesini açıklamaya çalışmışlardır.

Çok eski zamanlardan bu yana, insanlar, insan toplumunun gelişmesini açıklamaya çalışmışlardır. Bu konuda, çeşitli düşünceler ileri sürülmüştür. Dinsel akımları temsil eden sözcüler, tüm gelişmenin tanrı iradesine bağlı olduğunu öne sürdüler. Bununla birlikte, bilim ve pratik, doğaüstü güçlerin var olmadığını kanıtladı. Bugün varılan sonuç ve günümüzün birçok burjuva bilginlerince de paylaşılan görüş, toplumun evriminin belirli bir ölçüde coğrafi çevreye, yani (iklim, toprak, madenler vb. gibi) doğal koşullara bağlı olduğu merkezindedir. Kuşkusuz ki, coğrafi çevre, toplumun gelişmesinin zorunlu koşullarından biridir; ama bu, belirleyici değildir. Örneğin Avrupa'da üç bin yıllık sürede, farklı üç düzen, hatta Avrupa'nın ortasında ve doğusunda dört düzen, birbirini izledi. Oysa aynı dönemde Avrupa'nın coğrafi koşulları, hesaba katılmayacak kadar az değişikliğe uğradı. Bazıları, tarihin akışının, sadece, seçkin kişilerin, devlet adamlarının, komutanların vb. iradesine bağlı olduğu görüşünü savunuyorlar. Gerçekte, bu kişiler, olayların gelişini çabuklaştırır veya geciktirebilirler, ama tarihin akışını değiştiremezler. O halde, tarihin gelişmesini belirleyen nedir? Bu soruyu, ilk olarak, Karl Marx yanıtlamıştır.

İnsanlar, yaşamak için, besinlere, giysilere, ayakkabılara, barınaklara ve öteki maddi varlıklara gereksinme duyarlar. Öyleyse insanlar, onları üretmek ve üretmek için de çalışmak zorundadırlar. Maddi varlıkların üretimini durduran her toplum, yok olur. Onun için, maddi varlıkların üretimi her toplumun varlığının ve gelişmesinin başlangıcıdır.

Maddi varlıkların üretimi deyince ne anlaşılır? Üretim süreci, insan emeğini, iş araçlarını ve iş konularını içerir. Emek (iş, çalışma), maddi varlıkların üretimi için insanın yararlı bir çabasıdır. İnsan çalışarak, onu kendi gereksinmelerini karşılamaya yatkın hale getirmek amacıyla doğa üzerinde etkide bulunur. İş, sadece insana özgü, sürekli ve doğal olarak gerekli ve insan yaşamının ilk koşuludur. Engels'in deyişiyle, insanı yaratan, iştir. Emek (iş) araçları olmaksızın üretim süreci düşünülemez. İş konuları üzerinde etki yapmakta ve onların görünüşünü değiştirmekte insanlara yardımı dokunan her şey, iş aracıdır. Makineler ve donatım, araç ve gereçler, işletme binaları, tünel ve köprüler, bütün ulaştırma araçları, kanallar, elektrik tesisleri vb. iş araçları sayılırlar. Toprak da, evrensel bir iş aracıdır. Ve bütün iş araçları arasında, kesin rol, üretim aletlerindedir. İnsanın doğa üzerindeki etkisinin gücü, insan tarafından yararlanılan iş aletlerine bağlıdır. İlkel toplum da böyledir, insan, taşı, sopayı, üretim aleti olarak kullanırdı. Çoğu kez de doğa karşısında aciz kalırdı. Günümüzde, insan, güçlü makinelerin yardımıyla iş yapar. Doğa üzerindeki uçsuz bucaksız egemenliği bundan dolayıdır. Marx, ekonomik dönemlerin, o dönemlerde üretilen maddi varlıklara göre değil, maddi varlıkları üreten iş aletlerine göre birbirinden ayrıldığını belirler.

İnsanlar, üretim aletlerinin yardımıyla, Emek (iş) konuları üzerinde, yani insan çalışmasının amacını teşkil eden nesneler üzerinde faaliyet gösterirler. Ve insan emeği, kendisini çevreleyen doğaya uygulandığından, doğa (toprak ve toprakaltı, sular), çalışmanın evrensel konusudur. Bütün iş konuları doğada bulunur. Kendi gereksinmelerini giderebilmesi için insan, bütün iş (çalışma) konularını kendisine uygun hale getirmek zorundadır. İş araçları ve iş konuları, üretim araçlarını teşkil eder. Bununla birlikte, doğaldır ki, üretim araçları maddi varlıkları kendiliklerinden üretemezler. İnsan olmadığı takdirde, en mükemmel teknik bile hareketsiz kalır. Şu halde, her üretimin kesin etmenini oluşturan, insanın kendisi, kendi işgücüdür.

Üretici Güçler ve Üretim İlişkileri
Üretim, hangi aşamada olursa olsun, daima iki yön içerir: üretici güçler ve üretim ilişkileri. Üretici güçlerden, toplum tarafından yaratılmış olan üretim araçları ve her şeyden önce iş aletleri ve bunun yanında maddi varlıkları üreten insanlar anlaşılır. Burada, kendi edindikleri bilgileri, kendi deneyleri ve kendi iş alışkanlıkları sayesinde üretim aletlerini harekete geçiren ve onları yetkinleştiren, yeni yeni makineler yapan ve aynı zamanda da kendi bilgilerini artıran insanları özellikle belirtmek gerekir. Onlar, bu eylemleriyle, üretici güçlerin ve sürekli olarak çoğalan maddi nesnelerin üretimine katkıda bulunurlar. Ama insanlar, maddi varlıkları, tek başlarına değil, gruplar ve ortaklıklar halinde, bir arada eylemde bulunarak üretirler. Örnek olarak, çağımızdaki bir ayakkabı fabrikasını ele alalım. Ayakkabı gibi bir tek meta yapımında, fabrikada kaç işçi çalışır? Yüzlerce ve hatta binlerce. Bu fabrikanın çalışması için gerekli olan makine, kösele, iğne, iplik ve benzeri eşyanın yapımında çalışan işçilerin sayısı, söz konusu ayakkabı fabrikasında çalışmakta olan işçilerin sayısından çok daha fazladır. Bu gösterir ki, maddi varlıkların üretiminde insanlar, kendi aralarında bağlantı kurmuşlardır ve birbirlerine bağlantılıdırlar ve kendi aralarında belirli ilişkiler kurmuşlardır.

Üretim süreci içinde insanlar arasında meydana gelen maddi varlıkların değişim ve dağıtım ilişkilerine, Marks, üretim ilişkileri ya da ekonomik ilişkiler adını vermiştir. Bu ekonomik ilişkiler, işbirliği ve her türlü sömürüden uzak, özgür kişiler arasında, yardımlaşma şeklinde olabileceği gibi, insanın insan tarafından sömürüsü şeklinde de olabilir. Burada söz konusu olan, toprak ve toprakaltı, ormanlar, fabrikalar, atölyeler, iş aletleri vb. üretim araçlarının mülkiyetinin kime ait olduğudur. Bu üretim araçlarının mülkiyeti, bütün topluma ait değil de, özel kişilere, toplum gruplarına ya da birbirinden ayrı sınıflara ait olduğu, yani özel mülkiyet şeklinde olduğu zaman, insanın insan tarafından sömürüsü, egemenlik ve bağımlılık ilişkileri üzerine kurulmuş olduğu ortaya çıkar. Kapitalist düzende, işçiler, üretim araçlarından yoksun oldukları için, kapitalistlerin çıkarına çalışmak zorundadırlar. Sosyalist düzende, üretim araçları toplumun mülkiyetindedir, bundan dolayı da insanın insan tarafından sömürüsü yoktur ve insanlar arasındaki ilişkiler, kardeşçe işbirliği ve sosyalistçe yardımlaşma üzerine kurulmuştur. İnsanların, üretim araçları karşısındaki tavrı, onların, üretimde yerini ve durumunu, emek ürünlerinin dağılım tarzını belirler. Örneğin, kapitalist düzende, işçiler tarafından imal edilen bütün ürünlere, üretim araçlarını elinde bulunduran burjuvazi sahip çıkar; oysa işçilerin büyük çoğunluğu yoksulluk içindedir. Sosyalist rejimde, üretim araçları halka aittir (toplumsal mülkiyettir), tüketim nesneleri, herkese emeğine göre bölüştürülür, maddi ve kültürel hayatın sürekli olarak yükseltilmesi, bütün emekçiler için güvenlik altındadır. İşte, insanlar arasındaki üretim ilişkilerinin (ekonomik ilişkilerin) özü budur.
(Devamı yarın)

Bu haber 78 defa okunmuştur

:

:

:

: