Üretim ilişkileri
İnsan toplumunun evrim tarihi, başlıca beş tip üretim ilişkisi tanır: ilkel komünal toplum, köleci toplum, feodal toplum, kapitalist toplum ve komünizmin ilk aşamasına tekabül eden sosyalist toplum. Bu şekillenmelerin her birinin temelini, üretim alet ve araçlarının mülkiyet şekli belirler. Bundan dolayıdır ki, köleci, feodal ve kapitalist düzenlerde, üretim ilişkileri, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanır. Özel mülkiyet, geçmişte ve bugün, kaçınılmaz olarak, toplumu, sömürenler ve sömürülenler şeklinde hasım sınıflar olarak bölünmeye götürmüştür. Köleliğin, feodalizmin ve kapitalizmin niteliğini sınıf mücadelelerinin teşkil etmesi, bundan dolayıdır. Sosyalist düzende böyle değildir, burada, üretim ilişkilerinin temelini, üretim araçlarının sosyalist, toplumsal mülkiyeti teşkil ettiği için, sınıf mücadeleleri yoktur; toplum, dost sınıflardan oluşmuştur: işçilerden, köylülerden ve aydınların toplumsal katından. Üretici güçler ve üretim ilişkileri, tümü ile üretim tarzını oluşturur. Her ne kadar, üretici güçler ve üretim ilişkileri birliği, üretim tarzını teşkil ediyorsa da, onlar da farklı görüntülerdedir. Onların arasında da karşılıklı eylem ve karşılıklı etki vardır. Üretimin yetkinleştirilmesi, üretici güçlerin ve üretim ilişkilerinin de geliştirilmesine neden olur. Üretici güçler, üretim tarzının en hareketli öğesidir; sürekli olarak değişirler; çünkü insanlar, iş aletlerini durmadan yetkinleştirirler ve maddi üretim konusundaki deneylerini sürekli olarak artırırlar. Üretim ilişkilerine gelince: onlar da üretici güçlerin gelişme düzeyindeki değişmeye uygun olarak değişirler ve sözkonusu güçlerin gelişmesi üzerinde kendilerine düşen etkiyi yaparlar. Üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişme düzeyine tekabül ettiği zaman, üretimci güçler başarılı bir gelişme gösterirler. Sosyalist ülkeler, üretici güçler düzeyi ile üretim ilişkileri arasında böyle bir uyumluluğun örneğini vermişlerdir. Bu ülkelerde, üretim araçları, toplumsal mülkiyet üzerine kurulmuş olduğundan, üretim, bunalım ve işsizlik olmadan, uyumlu bir hızla gelişir. Üretim ilişkileri, üretici güçlerin düzeyine uygun düşmediği zaman, üretimin gelişmesini dizginler. Günümüzün kapitalist ülkeleri, üretim ilişkileriyle üretici güçlerin düzeyi arasındaki uyumsuzluğun örneğini vermektedir. Bu ülkelerde, üretim, sosyalist ülkelerde olduğundan çok yavaş gelişir ve hatta ekonomik bunalımlar sırasında daha da geriler; milyonlarca emekçi işlerini kaybeder ve işsizler ordusunun sayısı kabarır. Burjuva toplumda, üretici güçlerin gelişmesini önleyen bu durumun nedeni, üretim araçlarının kapitalist sınıfın mülkiyetinde olmasıdır.
Üretici güçlerin belirli bir gelişme düzeyine ulaşması, üretici güçlerin bu gelişmesine uygun düşecek üretim ilişkilerini gerektirir. İşte, üretici güçler ile üretim ilişkileri arasındaki uygunluk üzerine, Marx'ın bulduğu ekonomik yasa budur. Bu yasa, toplumsal devrimlerin ekonomik temelini gösterir. Üretim ilişkileri, üretici güçlerin gelişmelerinin ayak bağı olduğu zaman eski üretim ilişkilerinin yerini, yeni üretim ilişkilerinin alması zorunludur. Uzlaşmaz karşıt sınıflara bölünmüş bir toplumda, üretim ilişkilerinin değişmesi, daima toplumsal bir devrimle olur. Mevcut üretim ilişkilerinden çıkarı olan sınıflar bulundukları yeri kendi gönülleriyle terk etmezler. Örneğin Birleşik Devletler kapitalistleri, sahibi bulundukları, düzenlerinden, fabrikalarından, demiryollarından vazgeçebilirler mi? Hayır, hiçbirinden asla vazgeçemezler, çünkü özel mülkiyet onlara emekçileri sömürme ve şaşaalı bir yaşam sürme olanağı vermiştir. Üretici güçlerin gelişmesini frenleyen eski üretim ilişkilerini değiştirip, yerine gerekli üretim ilişkilerini koymak için, insanın insan tarafından sömürülmesini kaldırma yeteneğinde bir toplumsal güç gereklidir. Kapitalist toplumda, bu güç, işçi sınıfı tarafından temsil edilir. Müttefiki köylülük ile kendisinin, sömürüyü ortadan kaldırmakta hayati çıkarı vardır.
Ancak uzlaşmaz karşıt sınıfların bulunmadığı sosyalist toplumda, üretim ilişkilerinin gelişmesi toplumsal devrimle değil, üretici güçlerin büyümesine paralel olarak sistemli bir değişme ile olur.
Toplumun temeli ile üretim tarzı arasında bir ayrım yapmak yerinde olur. Temel ile üretici güçlerin belirli bir düzeyindeki durumuna göre, söz konusu toplumda egemen olan üretim ilişkilerinin tümü anlaşılır. Toplumun temeli, uzlaşmaz karşıtlıkta olabilir ya da uzlaşmaz karşıtlıkta değildir. Köleci, feodal ve kapitalist toplumların temellerinde uzlaşmaz karşıtlık vardır, çünkü bu toplumlar üretim araçlarının özel mülkiyeti üzerine, egemen ve bağımlılık ilişkileri üzerine, insanın insan tarafından sömürülmesi üzerine kurulmuşlardır. Sosyalist toplumun temelinde uzlaşmaz karşıtlık yoktur, o, hiç bir sömürünün olmadığı üretim araçlarının toplumsal mülkiyeti üzerine kurulmuştur.
Temel, kendisine uygun düşen üstyapıyı ortaya çıkar ve onun gelişmesini belirler. Üstyapı denince, siyasi, felsefi, hukuki, artistik, dini vb. Kavramlar ve bunlara uygun düşen kurumlar anlaşılır. Sınıflı toplumda, üstyapı, bir sınıf niteliği taşır. İktidardaki sınıf, kendi çıkarlarını korumak için, kendi anlayışına uygun kuruluşları yaratır.
Temel, üstyapıda olduğu gibi, ancak belirli bir dönemde var olur. Her temel değişikliği, üstyapı değişikliğini de birlikte getirir. Feodal temelin değişmesiyle ve kendi yerini kapitalist temelin almasıyla, kapitalist üstyapı da feodal üstyapının yerini almıştır; sosyalist temelin meydana çıkması, bir sosyalist üstyapının meydana çıkmasını ve kapitalist üstyapının çökmesini de beraberinde getirmiştir. Üstyapı, bütünü ile temel tarafından meydana getirilmekle birlikte, bazı yeni üstyapı unsurları, eski toplumun bağrında doğmuştur, çünkü burada öncü sınıfın fikir ve kavramları ortaya çıkar. Örneğin, işçi sınıfı ideolojisinin, yeni devrimci sınıf proletaryasının ideolojisinin oluşması gibi.
Üstyapı, temel tarafından yaratılır. Ama doğumundan sonra, o temel karşısında edilgin kalmaz, ona etki yapar, onun oluşmasına ve sağlamlaştırılmasına yardım eder. Üstyapı, ilerici bir rol oynayabildiği gibi, gerici bir rol de oynayabilir. Kapitalist temelin üstyapısı, bu anda son derece gericidir, çünkü bugünkü aşamasında, kapitalizm, üretici güçlerin gelişmesini dizginliyor. Sosyalist temelin üstyapısı da, karşıt olarak, ilerici bir rol oynamaktadır, çünkü sosyalizmde, politik iktidar, üretici güçlerin gelişmesini kolaylaştırır ve böylece de komünist toplumun kuruluş hazırlıklarının gerçekleştirilmesine katkıda bulunur.
Üretici güçler ile üretim ilişkilerinin birliği devam ettiği sürece, maddi varlıkların üretim tarzı ve ona tekabül eden üstyapı, toplumsal-ekonomik bir oluşum meydana getirir.
Tarih başlıca beş toplumsal-ekonomik oluşum tanımaktadır: ilkel komün, kölecilik, feodalizm, kapitalizm ve ilk aşaması sosyalizm olan komünizm. Bunlardan her birinin kendi ekonomisi, kavramları, fikirleri ve kurumları vardır. Evrimleri, bir aşağı aşamadan bir üst aşamaya geçişle olur. Feodalizmin yerini kapitalizme bırakması ve kapitalizmin yerini, komünizmin ilk aşaması sosyalizme bırakması böyle olmuştur. Toplumun gelişme yasaları, toplumsal-ekonomik oluşumların ortaya çıkışının, evriminin ve kayboluşunun temelidir.
KAYNAKÇA
Çağlı, E. (2007). Diyalektik Materyalizm Üzerine /3, Felsefe Notları.
Edwards, M. (1999). Future Positive: International Cooperation in the 21 st Century, Earthscan, London.
(Özetlenerek aktarılmıştır.)