Adam…TALAT’IN KIBRIS’I ya da KIBRIS’IN TALAT’I…

Hem uzlaşmadan yana bir lider hem de sonuna dek haksızlıklara direnen, mücadeleci bir insan.

Hem uzlaşmadan yana bir lider hem de sonuna dek haksızlıklara direnen, mücadeleci bir insan. Yaşadığı toplumun politik sürecini ve gelecek yaşamsal süreç içinde olabilecek sosyal ve siyasal olayları adım adım analiz edebilen ve zaman içinde saptamalarının doğruluğunu bizzat yaşayan bir Cumhurbaşkanı. Kişisel gelişim süreci içindeki yapılanışında, ait olduğu toplumu, dünya normlarındaki ülkelerin seviyesine ulaştırmak isterken asla düşüncelerinden taviz vermeyen ve gerçekçi olmayı önemseyen bir fikir adamı. Politikanın, kişisel çıkarlar ve hırslar anlamında, “ben merkezci” olmamasını savunan, istişarelere, farklı disiplinlerden görüş almaya önem veren, müzakere etme tekniklerinin sabır ve sükûnet istediğine dikkat çeken bir siyasetçi. Sayın Mehmet Ali Talat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı; Kıbrıslı Türklerin “toplum” lideri.

Sayın Cumhurbaşkanının öz yaşam hikâyesinde en çok dikkat çeken noktalardan biri, basında çoğunlukla çarpıtılarak yazılan KKTC’nin ilanı sırasında ağladığını söyleyecek kadar dürüst ve açık sözlü olması. İlgili kitabı okuyanlar kuşkusuz Sayın Cumhurbaşkanı’nın kelimelerinin ve paylaştığı duygularını doğru olarak yorumlamışlardır. Ama okumayanlar için bazı şeyleri açıklamanın, vurgulamanın yararı olacaktır kanımca. KKTC’nin ilanı sürecinde, CTP parti meclisi sabah saat 05’e kadar oylamada evet veya hayır yönünde oy kullanmak üzere tartışılıyor, parti meclisinden 13’e karşı 14 oyla KKTC için evet deneceği yönünde karar çıkıyor. Sayın Cumhurbaşkanı, şöyle diyor: “Ben tabii “hayır” oyu kullandım o zamanki şartlarda. Dahası büyük mücadele verdim “evet” çıkmaması için. (…) Partinin kapatılmasından korkuyorlardı. Kulisler yapıldı, öyle çıktı o karar. Ben “hayır” dedim ve o gece eve döndüğümde ağladım. Hayatımda ilk kez… CTP nasıl olur böyle diye. Beni en çok üzen tutarsızlıktı. (…)” (Güven, 2009; 47). Doğru olmadığını düşündüğü bu karar için ve ilerleyen zamanda ciddi sıkıntılar, önemli sorunlar oluşacağını düşündüğü bir sürece ve kendi partisinde yaşadığı o dönemki hayal kırıklığına tepkisi bu yönde oluyor Sayın Talat’ın. Dürüstçe söylemekten de çekinmiyor çünkü hala o zamanki düşüncelerinin ve duruşunun doğru olduğunu söyleyebilecek durumdadır. Çünkü yaşanan sürecin gelişim basamaklarına bakıldığında, Sayın Talat’ı zaman ve politik gelişmeler doğrulamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı, zaten ilan edilmiş ve uluslararası platformda varlığı onaylanan bir devlet varken, bu devlet 1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti’dir, yeni bir devletin ilanının uluslar arası toplumda ciddi baskılara neden olabileceğini ön görmüşse, bunu KKTC fiilen yaşayarak doğrulamıştır zaten. Ağır izolasyonlar ve Türkiye’nin her ortamda ve her koşulda önüne getirilen bu sorun geçmişte alınan bu kararla doğrudan ilgilidir.

Önemle vurgulanmalıdır ki bu anekdotu paylaşan Sayın Talat’tır ve paylaşımların kitaplaşacağını, kitlelere ulaşacağını bilerek anlatmıştır. Sayın Cumhurbaşkanı, bir diğer paylaşımında da şöyle demektedir: “(…) Ben çok sonraları, KKTC ilan edildikten ve Anayasa kabul edildikten sonra, 1980’lerin sonunda bir parti meclisi toplantısında söz aldım. Tabii o zamanlar sıradan bir MYK üyesiyim. Dedim ki: “Arkadaşlar, sizi belki kızdırabilir şimdi söyleyeceklerim, ben kâhin değilim ama göreceksiniz gün gelecek bu Kıbrıs’ta KKTC’yi biz savunacağız CTP olarak. Bunu hem dünyanın bizi sıkboğaz etmesine, hem Rum tarafının bizi dışlayan tutumuna, hem de Türkiye’deki bazı çevrelerin müdahalelerine karşı yapacağız.” (Güven, 2009; 49).

Yaşananlar aynen söylenenler gibi olmuştur. Gelinen süreç, geçilen yollar ve yaşanan politik gelişmeler irdelendiğinde, incelendiğinde, Sayın Cumhurbaşkanı’nın uzun yıllar önce yaptığı tespitlerin doğru çıktığı görülecektir. Ciddi ve kritik eşiklerden geçen müzakere süreci bağlamında, Kıbrıs Türk halkının lideri Sayın Talat, masadan kalkan, kaçan, çözümsüzlükleri pekiştiren bir lider olmadığını tüm dünyaya göstererek ve kendi özündeki sağlam yapı ile dünyada saygın ve seçkin bir yer edinmiştir kendine. Müzakerelerin içeriği anlamında, “ben vatandaşlarımı pazarlık konusu yapmam” diyerek, Kuzey Kıbrıs halkını kucaklayan Sayın Başkan, çizgisindeki tutarlılık itibariyle gerçek bir liderin nasıl olması gerektiğini de kendi olarak göstermektedir hepimize.
Politika, esnek olabilmeyi, çözüm üretebilmeyi, halkın hak ve özgürlükleri kapsamında tutarlı ve sahiplenen siyasi duruşların yanı sıra doğru bildiğini söyleyebilmeyi ve savunabilmeyi gerektirir. Politika, kavga etmeden, saldırmadan, insanların hayatlarına ve kişiliklerine hakaret etmeden, seviyeyi yüksek tutarak ve insan onurunu yücelterek, bireysel çıkar ve basit hesaplara tenezzül etmeden, bir ideale, bir ülküye gönül vererek ve halk adına halk için çalışmaktır. Politika, günün koşullarına göre güçlü olandan yana tavır almak değildir; eğilip bükülüp kul köle olmak değildir; devletin imkânlarını paraya pula, imtiyaza peşkeş çekmek değildir. Politika, omurgalı durabilmek ve bu saygın duruşu yaşamın her alanında sergileyebilmek yetisidir. Sayın Cumhurbaşkanının dediği gibi, doğru olduğuna inandığınız değerleri savunursunuz, doğru olan hareketi yaparsınız ve sonra eğer gerekiyorsa ceremesi neyse ödersiniz.
Kaynakça
Güven, Erdal. 2009. Adam-Talat’ın Kıbrıs’ı. Doğan Kitapçılık, Anı Dizisi. İstanbul.
Bu haber 430 defa okunmuştur

:

:

:

: