Günümüzde yaşanan küreselleşme sürecinde yerelleşme eğilimlerinin de güçlendiği görülmekte ve yerelleşmenin önemi giderek artmaktadır. Yerelleşme, yerel demokrasiyi güçlendirmek için büyük önem taşımaktadır ve yerel özerklik için yerel yönetimlerin merkezi yönetimlerin etkisinden yasal olarak da giderek mümkün olduğunca arındırılmaları gerekmektedir. Elbette ki yerelleşmenin tümüyle bağımsız olarak ve kendi başına yeterli olarak düşünülmesi doğru olmayabilir. Merkezi yönetim ile yerel yönetim arasında eşgüdüm, senkronize çalışma kapasitesi, işbirliği gibi faaliyetlerin birlikte yürütülmesi oldukça önemlidir. Küreselleşme ve yerelleşme arasındaki ilişkiyi doğru algılamak ve bunlar arasında sağlıklı dengeler kurmak gerekmektedir. Aksi halde küreselleşme ve yerelleşmenin büyüme ve gelişme için sunduğu fırsatları değerlendirme çabaları kaosa neden olabilir.
Artan iletişim olanakları, bilginin, bireye daha yoğun ve sık ulaşması sonucu, bireyin siyasal ve yönetsel alana ilgisini artırmaktadır. Böylelikle demokrasinin güçlenmesi, bireylerin daha fazla bilinçlenmesi, yönetime aktif katılımları sağlanmaktadır. Dünyamız 1950’li yıllardan itibaren yeni bir döneme girmiştir. Yavaş yavaş sınırların kalktığı, toplumların birbirlerine yakınlaştığı, kültürlerin bir yandan üst bir anlatı içinde homojenleşirken diğer yandan tikel parçalar halinde ayrışarak heterojenleştiği ve bunların eş zamanlı olarak yaşandığı bir dönemdir bu. Yani küçülen dünyada farklılıkların altı çizilirken parçalanmakta ve diğer yandan dünyanın tek bir yer haline geldiği şeklindeki söylemlerle dünya birleşmektedir. Fakat söz konusu küreselleşme ve yerelleşme süreçleri bu bağlamda birbirine zıt iki oluşum değildir, aksine birbirlerinin bütünleyicisi olan süreçlerdir (Karakurt, 2006).
Yerel yönetim anlayışının temelinde yerel demokrasi değerleri vardır. Bu değerler yerel toplulukların kendilerini yakından ilgilendiren konularda kendi kendilerini özgürce ve demokratik yol ve yöntemlerle yönetmelerini öngörmektedir. Bu demokratik değerler yanında yerel yönetim kuruluşunun üstlendikleri kamu hizmetlerinin yürütülmesinde, merkezi yönetime göre etkinlik ve verimliliği daha iyi şekilde gerçekleştiren kuruluşlar olarak değerlendirilmektedir (Yalçındağ, 1991).
Banger’e göre (2006); katılımcı demokrasi, yerelleşme (lokalizasyon), yerindenleşme (desantralizasyon) ve yönetişim (etkileşimli yönetim) yeni yapılanışlardaki tartışmaların anahtar kavramları olmaya devam ediyor. Bu tartışmaların bazı sonuçlarının ülkemizde de yasal ve toplumsal sözleşme alanlarına yansımaya başladığını gözlemlemekteyiz. Doğada olduğu gibi, toplumsal alanlarda da karşıt eğilimlerin birlikte var olduğunu sıklıkla gözlemleriz. Genel anlamda küreselleşme yönündeki eğilim ivmeyle gelişirken, buna karşıt olarak yerelleşme ve bölgeselleşme akımlarının bu eğilime cevaben güç kazandığını görmekteyiz.
Yerel topluluk üyelerinin hakları ve talepleri anlamında bazı ilkeler ve anlayışlar bölgesel ve uluslar arası düzeydeki belge ve sözleşmelerde kendine yer bulmaktadır. Yerel veya kentsel haklarla ilgili temel belgelere baktığımızda karşımıza üç önemli belge çıkmaktadır (Yıldırım, 1994). Bu konudaki en önemli belgelerden biri 1985 tarihli Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Özerklik Şartıdır. Yerel kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi sürecine bütün yurttaşların katılma hakkı, özerk yerel yönetim düşüncesinin güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılması, kentsel haklarla ilgili konular bu şartlar dâhilindedir.
Kentsel ya da yerel haklarla ilgili ikinci önemli belge 7 Şubat 1992’de Maastricht’te Avrupa Birliği Anlaşmasının imzalanmasıyla ortaya çıkmıştır. Burada karar verme süreçlerinde yerel toplulukların daha iyi temsil edilmelerine cevap veren anlayışların yanı sıra, hizmette halka yakınlık ilkesi önem kazanmıştır (Yıldırım, 1994).
Yerel haklarla ilgili diğer önemli belge ise Avrupa Kentsel Şartı’dır. Bu şart, Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Konferansınca 18 Mart 1992’de kabul edilmiştir. Şarta göre; Avrupa yerleşimlerinde yaşayan kent sakinleri güvenlik, kirletilmemiş sağlıklı bir çevre, istihdam, konut, dolaşım, sağlık, sağlık, spor ve dinlence, kültür, kültürler arası dayanışma, kaliteli bir mimari ve fiziksel çevre, katılım, ekonomik kalkınma, sürdürülebilir kalkınma, doğal zenginlikler ve kaynaklar, kişisel bütünlük, belediyeler arası işbirliği başlıklarıyla ele alınan haklara sahiptir. Avrupa Kentsel Şartı bildirgesi genel olarak, yerel hizmetlerin kalite ve etkinliğinin arttırılmasını, yerel topluluklarda (beldelerde) ekonomik, sosyal ve kültürel olanaklar yaratmayı, yerel topluluğun ve topluluk duygusunun geliştirilmesini ve yerel yönetimlerde etkin yurttaş katılımının sağlanmasını sağlayacaktır (Yıldırım, 1994). Yerel demokrasinin geliştirilmesinde en önemli ölçüt, yerel halkın yerel nitelikteki kararların oluşumuna yaptığı katkının derecesidir. Bu katkı ne kadar fazla ise, yerel demokrasinin o oranda gelişmiş olduğu söylenebilir.(e-kitap, 2006)
Yerel meclisler, yöneticilerin küçük yerleşim birimlerinde yaşayan vatandaşlarla karşılıklı etkileşim içinde bulunmasını sağlayan en iyi araçlardır. Buralardaki seçilmiş temsilciler, yerel halkın isteklerine kulak vermek ve bu istekleri değerlendirmek zorundadırlar. Bu demokratik alışkanlık ve yöntem çok iyi bir şekilde işletilebilirse, ulusal meclislerin başarısına da katkı sağlayacak ve onlar için iyi birer örnek oluşturacaklardır (Tortop, 1992).
Yerel yönetimlerde demokratik davranış ilkesinin yeterince egemen kılınabilmesi için yapılması gereken çalışmalardan en önemlileri şöyle sıralanabilir (Yaşamış, 1993):
• Belediyelerde referandum yönteminin uygulanması,
• Belediyelerin kendi televizyon ve radyo istasyonlarını kurabilmeleri,
• Yerel halkın yönetime ait karar organlarında, karar alma sürecine daha etkili bir şekilde katılabilmeleri,
• Belediye meclisinin mahalle esasına göre oluşturulmasının ve mahallelerin mecliste nispî temsil ilkesine uygun olarak temsil edilmesinin, temel temsil ilkesi olarak benimsenmesi.
Küreselleşme ile birlikte gündeme gelen yerelleşme eğiliminin en somut uygulaması olan âdem-i merkeziyetçilik ilkesi, yerel yönetimlerden önce ulusal yönetimlerin yeniden yapılanmalarını, ülkelerin yönetsel örgütlenmelerinde yerel yönetimler lehine değişikliğe gitmelerini zorunlu kılmaktadır (Köse, 2003).
Sonuç olarak bu verilerden hareketle, temelde belediye hizmetlerinin, beldede, bölgede, kentte oturan halkın, belediyecilik içeriğindeki birinci dereceden tüm genel hizmetlerinin ve gereksinimlerinin karşılanması; can, mal ve sağlıklı yaşam güvenliğinin güvence altına alınmasını gerektirmektedir.
Bu bağlamda, 18 Ocak 2010 tarihinde Güzelyurt Bostancı ve Akçay’da yaşanan sel felaketinin, geçerli hiçbir mazereti ve savunması olamaz. Çünkü çağdaş yerel yönetimler kapsamında yeniden kurulması ve yapılandırılması gereken belediyeler ve belediyelerin hizmet verme biçimleri, belediye algısının da değişip dönüşmesi gerektiğini hepimize anlatmaktadır.
KAYNAKÇA
KARAKURT, Elif; “Küreselleşme Yerelleşme Etkileşimde Yerel Haklar” http://sbmyo.uludag.edu.tr/11-03-sosyalce/ekarakurt1.html 13.04.2006
KÖSE, H. Ömer; “ Küreselleşme Sürecinde Devletin Yapısal ve İşlevsel Dönüşümü”, Sayıştay Dergisi, 2003, Sayı:49, s:25
TORTOP, Nuri; 'Demokratik Mahalli İdare Anlayışının İlkeleri', Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, C. 1, s: 3, Mayıs 1992, s. 3.
YALÇINDAĞ, Selçuk; 'Çağdaş Belediye', Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, C. 1, S. 1, Ocak 1992, s. 8.
YAŞAMIŞ, Firuz Demir; 'Belediye Reformu', Çağdaş Yerel Yönetimler Dergisi, C. 2, S. 2, Mart 1993, s. 19-20.
YILDIRIM, Selahattin “Yerel Yönetim ve Demokrasi”, IULA-EMME Yayın Birimi, İstanbul,1994, s:153