YEREL YÖNETİMLER VE SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ

18. yüzyıldan itibaren teorik temeli oluşan “sivil toplum” kavramının “devlet”le olan ilişkisinin gelişim sürecindeki konumunu tespit ederek yerel yönetimler açısından bir değerlendirmesini yapmak büyük önem kazanmıştır (Bulut, 2003: 217).

18. yüzyıldan itibaren teorik temeli oluşan “sivil toplum” kavramının “devlet”le olan ilişkisinin gelişim sürecindeki konumunu tespit ederek yerel yönetimler açısından bir değerlendirmesini yapmak büyük önem kazanmıştır (Bulut, 2003: 217). Demokratik yönetim anlayışında; halkın yönetsel işleyişe aktif katılımının sağlanması, yerel yönetimlerin demokratik ve katılımcı mekanizmalarla donatılması gereği yanında, halkın da örgütlü bir yapı sergilemesine bağlanmıştır. Yaşadığımız dönemde, yerel yönetimler ile demokrasi ilişkilendirilirken ya da bir ülkedeki demokrasinin ne ölçüde işlediğine karar verilirken genellikle yerel yönetimler temel ölçüt olarak ele alınmaktadır. Başka bir deyişle, bir ülkenin demokratikleşmesinin kendini ifade ederek gerçekleşmesinde yerel yönetimler demokrasinin temel yapıları olarak nitelenmektedir.

Bu açıdan etkinliği oldukça artan Sivil Toplum Örgütleri’nin örgütlü katılımı sağlamadaki başarılı çalışmaları yerel yönetimlerin gündeminde önemli yer edinmeye başlamıştır. Farklı bir söylemle, yerel yönetimlerin yerel hizmetleri karşılamada yaşadığı sorunların yerel katılım olmadan çözülemeyeceğinin anlaşılmasından sonra yerel yönetim anlayışlarında değişimler yaşanmaktadır. Bu nedenle son yıllarda özellikle çağdaş demokratik ülkelerde yerel hizmetlerin yerine getirilişinde daha çok katılım ve yönetişim gündeme gelmiş, sivil toplum kuruluşlarına maddi ve manevi katkı sağlanmaya çalışılmıştır.
Günümüzde demokrasi ile yerel yönetimler arasında sıkı bir ilişki olduğu ortaya konarak, yerel demokrasi konusu dünya kamuoyunun üzerinde fikir birliği sağladığı ender konular arasında yerini almıştır. Demokrasinin yerel demokrasi niteliği kazanması, tüm kurum ve kurallarının sivil toplum örgütleri ve geniş halk kitleleri tarafından benimsenmesi, vazgeçilmiş bir hayat tarzı olarak algılanması, korunması ve demokrasinin bütün kesimler için aynı ölçüler içerisinde istenmesinin toplum yönetim değerleri açısından önemi vurgulanmaktadır (Aykaç, 1999: 2). Çağımızın yönetsel gerçekleri ve işleyiş biçimleri açısından bakıldığında; yerel yönetim, demokrasi ve katılım gibi kavramların birbirini tamamlamakta olduğu görülmektedir. Yerel düzeyde demokrasinin gerçekleşmesi için yerel özerkliğin sağlanması, yerel halkın yönetim kararlarına etkin bir biçimde katılması, gerek karar alma sürecini gerekse kararların uygulanmasına yönelik denetimin yerel halkın katılımı ile gerçekleştirilmesi gerektiği savunulmaktadır (Öner, 2001: 54).

Bilinmelidir ki yerel yönetimler, halkın kendi kendini yönetmesi imtiyazını topluma teslim etmesi noktasında, özündeki önemli potansiyel nedeniyle çağdaş kamu yönetimi sisteminin vazgeçilmez unsurları olarak görülmektedir. Çünkü yerel yönetimlere toplum tarafından yüklenen demokratik temsil anlayışının ilk aşaması; yönetme erkinin kaynağı olarak yalnızca halkın görülmesiyle somutlaşmaktadır. Dolayısıyla yerel halka sunulan kamu hizmetlerinin gerçekleştirilmesinde görev alan yerel yönetimlerin karar ve yürütme organlarının o yörede bulunan, yaşayan halk tarafından seçilmesiyle demokratik temsil anlayışının sağlanabileceği vurgulanmaktadır.

Bu açıdan, yerel yönetimlerin, siyasal iktidarın mekânsal dağılımını sağlayarak, demokratik bir uzlaşmanın önkoşulunu oluşturduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır (Yıldız, 1996: 15). Aslında yerel yönetimler, halkın kendini doğrudan ilgilendiren konularda yönetime geniş ölçüde katılımını sağlaması anlamında ve halkın kendini algılayış biçiminde de önem kazanmaktadır. Halkın, yerel halktan oluşan çeşitli örgütlenmeler aracılığı ile bulundukları bölgenin (yörenin) yönetimindeki kararları üzerinde etkin ve belirleyici olmaya çalışmaları, yönetenlerin de halktan gelen bu katılım taleplerini dikkate almaları, günümüz çoğulcu demokratik yönetimlerinde mekânsal yakınlıkla daha kolay olabilmektedir.

Kavram olarak sivil toplum, devletten önce gelen, onun içinde yaşayan, ama onunla özdeş olmayan, hatta ona karşı koyabilen bir tür insan ilişkileri yumağıdır (Tunçay, 2003). Öz itibariyle, merkezi ve yerel yönetimin dışında etkinliklerde bulunma alışkanlığını edinmiş bir toplum anlayışıdır. Sivil Toplum Örgütleri, merkezi ve yerel yönetim kuruluşlarının ulaşamadıkları, kendi etkileşim alanlarındaki ortak sorunları tespit etme, tanımlama, değerlendirmeler yapma ve sorun çözme rolünü üstlenmektedirler. Bu bağlamda, Sivil Toplum Örgütleri, siyasi üretkenliğini ortaya koyarak bulundukları yörede kamuoyunun faydasına ve devletin olumlu çalışmalarını destekleyen, devletin olası ilgisizliği karşısında durumun takipçisi olarak çalışmak suretiyle varlıklarını sürdürme çabası içindedirler. Sivil toplum örgütleri ile yerel yönetimlerin etkileşimi belirli bir demokrasi birikimiyle oluşmaya başlamıştır. Çünkü Sivil Toplum Örgütleri, yerel siyasette vazgeçilmez unsurlar haline gelmeye başlamış ve kendi kurulma amaçlarının dışında da etkili olabilmişlerdir. Alandaki verilere göre, sivil toplum örgütlerinin yerel siyaset alanında etkili olduğu bazı konular; yerel kamuoyu oluşturma, sürdürülebilir kalkınmayı sağlama, yerel gelişme çabalarına katkı ve bu konuda proje üretme, yerel halkı yönlendirici, bilgilendirici, organize edici nitelikte kurumsal yapıya ve kapasiteye ulaşmak olarak özetlenebilir.
Yönetişim kavramında, toplumsal sorumluluklar üstlenecek yeni aktörlerin (kişi, topluluk veya kurum) ortaya çıkması, bunların yeni katılımcı mekanizmalar ve mevcut biçimsel aktörlerle (merkezi hükümet, yerel yönetim ve aygıtları) birlikte ülkelerin ve kentlerin geleceğinde söz sahibi olacak yeni bir ‘ortaklık’ kurmaları istemi bulunmaktadır. Güçlenen yerel yönetimlerin, yetki, işlev ve kaynaklarını ‘örgütlü kentliyle’ paylaşarak hem yeni bir meşruiyet sağlayacakları, hem de katılım yoluyla kentsel hizmetler sunumunda verimliliğin ve saydamlığın attırılabileceği beklentisi vardır. Ayrıca, karar alma süreçlerini de içeren katılımcı yöntemlerin yaygınlaştırılması yoluyla kurulacak ‘kentsel ortaklıkların’ temsili demokrasiden, yer yer, doğrudan demokrasiye ve/veya katılımcı demokrasiye geçişi kolaylaştırabileceği düşünülebilir (Göymen, 2000: 13). Bu noktada görülecektir ki yönetişim yoluyla yerel doğrudan demokrasi bir adım daha öne çıkartılmaktadır. Yerel yönetim açısından demokrasi kavramı, yalnızca seçmen ve seçilen çerçevesinde değildir. Yerel yönetimlerin, toplumun tüm unsurlarını kapsayacak yapıya bürünmesinde katkı sağladığının anlaşılabilmesi de önemlidir.

Temsili demokrasiden ziyade doğrudan demokrasi uygulamaları ile daha iyi anlaşılacak yönetişim; sivil toplum örgütlerinin yerel siyaset alanında önemli birer aktör olmasını sağlamıştır. Yönetimin tek yönlü, yukarıdan aşağıya, yönetenden yönetilenlere doğru işleyen yapısının yanında; yönetişim, hem yönetenden yönetilene hem de yönetilenden yönetene karşılıklı işleyen, sürekli ve çok yönlü bir etkileşim sürecini oluşturmaktadır. Yerel bölgelerin önemli birer rekabet aktörü olarak öne çıktığı günümüzde yerel siyasetin yönlendirilmesi ve yerel politika oluşturma aşamalarında katılımcı demokrasinin yerel siyaset aktörlerinin gündemine girmiş olması, kenti paydaşlarla yönetme, iyi yönetişim temelli yönetim anlayışı gibi çağdaş yöntemlerin daha sık dile getirilmesi katılımcı yönetim anlayışını bir bakıma yerel düzeyde zorunluluk haline getirmiştir (Çarkçı,2007).
Sonuç olarak, yerelde yaşayan halkın daha iyi bir yaşam sürmesini sağlamaya dönük nihai amacın gerçekleştirilebilmesi, o yörede bulunan toplumsal aktörlerin karar alma sürecinde yönetime etkin ve etkililikle katılmalarına bağlıdır.

KAYNAKÇA
AYKAÇ, Burhan, (1999), “Türkiye’de Kamu -Yönetiminin Küçültülmesi,Yerel Yönetimler ve Yerel Demokrasinin Amaçları”, Gazi Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, C.1, S.1.
BULUT, Yakup (2003), “Sivil Toplum, Devlet ve Yerel Yönetimler”, Türk İdare Dergisi, Sayı: 441 (Aralık).
ÇARKÇI, Akif (2007), “Üç Açıdan Kentsel/Yerel Politika Sürecinde Sivil Toplum Kuruluşları”, Sivil Toplum Dergisi, Yıl: 4 Sayı:17-18, (Ocak-Haziran)
GÖYMEN, Körel (2000), “Türkiye’de Yerel Yönetimler ve Yönetişim: Gereksinmeler, Önermeler, Yönelimler” ÇYYD, C. 9 S. 2.IMPROVEMENT AND DEVELOPMENT AGENCY (2008),Consultation on THA Equality Framework fob Locam Government, http://www.idea.gov.uk/idk/aio/8493290 (30.08.2008)
ÖNER, Şerif, (2001), “Sivil Toplum Kuruluşlarının Yerel Demokrasi ve Katılım Algılamaları” ÇYYD C.10 S.2, SSK:51 -67SALAMON, L. M. (2001),
TUNÇAY, Mete (2003), 'Sivil Toplum Kuruluşları ile İlgili Kavramlar', Sivil Toplum Dergisi, Yıl: 1, Sayı: 1 (Ocak -Şubat – Mart)
YILDIZ, Mete (1996), 'Yerel Yönetimler ve Demokrasi', Çağdaş Yerel Yönetimler, C. 5, S. 4 (Temmuz).
Bu haber 158 defa okunmuştur

:

:

:

: