Biliyoruz ki şimdilerde Cumhurbaşkanlığı seçim süreciyle gündeme gelen “çözüm süreci ve görüşmelerdeki içerik” aslında geçen yılki seçimlerden bu yana ciddi bir biçimde halkı kışkırtmak ve özellikle de insanların geçmişteki duygusal anılarını, acılarını tetikleyerek, provokasyonlarla beslenmek isteyenlerin kullanmaya çalıştıkları en önemli konudur. Çünkü müzakereler ve bu görüşmelerin sürecinde açık ve sağlam sonuçlar alınmadan, politik duyarlılık gereği ve elbette ki stratejik hamlelerde güçlü olabilmek adına kamuoyunda içeriğin ve gidiş yollarının paylaşılamaması, bu durumu sanki saklanan sırlar ve çoğaltılan kâbuslara çevirmek isteyenlere, ta ki uzlaşılan-henüz uzlaşılamayan ve görüşülmeyen konular 1 Nisan’da açıklanana değin maalesef bu fırsatları vermiştir. Şimdi de bu sözde fırsatlar saldırı amaçlı kullanılmaya çalışılmaktadır Sayın Eroğlu ve ekibi tarafından. Halkı sistematik bir biçimde manipüle etmeye çalışan Sn. Eroğlu ve ekibi, bu nedenledir ki çözümle ilgili planlamalara, projelere ve çalışmalara sahip değildir. Olsaydı bu tarz bir üretimleri ve görüşleri, emin olunuz ki billboardlarda göstermek isteyecekler, bir anlamda hepimizin gözlerine sokmaya çalışacaklardı. Ama yok… Olmayanı konuşamadıkları için, ajitasyonlarla ve mesela diyerek kurdukları cümlelerle hareket etmektedirler. Ve durumu dikkatle analiz edecek olursak, “çapraz oylama” demek dışında bu konuyla ilgili söylemleri de yoktur! Eğer Sayın Cumhurbaşkanı Talat’ın şu ana dek gündeme getirdiği görüş, fikir, çıkarım, zemin ve oluşumlar dâhilinde varsa itirazları neden paylaşmadılar şimdiye dek? Ya da şimdi tam sırasıdır, varsa ciddi, üzerinde çalışılmış ve planlanmış bu bağlamda veriler, çıkarsınlar ortaya ve hep beraber, halkımızla birlikte tartışalım, konuşalım. Çıksın Sayın Talat’ın karşısına Sayın Eroğlu ve görüşlerini tartışsınlar kamuoyu önünde ve halkı bilgilendirsinler… Neden bunu göze alamıyor acaba Sn. Eroğlu ve durmadan kaçak güreşmeyi yeğliyor? Hakkını vermek gerek ama, Sayın Eroğlu bir konuda haklı; ne kadar az konuşursa insan bilmediği alanda, o kadar iyi eder kendi için; bilmediği anlaşılmaz böylece…!!! Bu nedenle de konuşmuyor, karşılaşmıyor Sayın Talat ile ve yalnızca Sn. Serdar Denktaş ile dolaşıyor!!! Nedense!...
GERÇEK DIŞI VAADLER…
En çok sömürülmeye çalışılan konulardan biri de “ulufe” gibi dağıtılan “vatandaşlıklar” ve özellikle genç nüfusa yönelik “devlet işi” vaatleri. Çünkü bu her seçimde yine, yeni, yeniden bir seçim yatırımı Sayın Eroğlu ve ekibi için. Bu noktada kimsenin umurunda değil midir, merak etmemek elde değil; halkı bölmenin bindiği dalı kesmek anlamına geldiği ve aslında gerçek devlet adamlarının bu tür gerginliklerden prim yapmaya gereksinim duymadığı? Böl ve yönet günümüzde de geçerli demek ki! Ancak sanırım en sıkıntılısı “ben ve öteki” anlamına getirilip yıllardır kullanılan, etnik köken farklılıkları ki bunu en baskın nüfus olarak Türkiyeli göçmenler oluşturuyor ve bu yapının üzerinden körüklenen ve her koşulda harlanan ateşiyle, milliyetçi söylemlerin insanları düşmanlaştırmaya çalışmakla ayakta tutulmasıdır. Bunu nasıl ölçerler bu da ayrı bir handikap, nasıl ölçülür insanın vatanına duyduğu sevgi? Kim kime diyebilir ki ben daha çok seviyorum vatanımı da sen sevmiyorsun? Yasal, koşullara uygun, hak edilmiş, gereken alt ve üst yapıların düzenlenerek yurttaşın hizmetine sunulduğu vatandaşlıklara hangimizin itirazı olabilir? Ve neden itiraz edilsin? Ama seçim yatırımı olarak değil! Göçmen olarak gelen insanları yalan yanlış bilgilerle halka ve farklı görüşteki politik yapılara kışkırtarak ve kendi koltuklarını garantilemek için insandan insana fikir tetikçisi olarak kullanmak uğruna değil! Bu insan ticaretidir en hafif söylemiyle, yurttaşlık hak ve özgürlüğünün metalaştırılması ve alınıp satılır hale düşürülmesidir ki, evet bizim buna itirazımız vardır ve her zaman da olacaktır! Müzakere sürecine ilişkin bu son açıklamalarla bir kez daha anlaşılmıştır; gemilere doldurulup bu ülkeye emek veren, burada doğan, sevdiklerini burada toprağa gömen hiç kimse kendi iradesi ve isteği dışında bir yerlere sürgün edilmeyecektir. Ama Sayın Talat bunu zaten defalarca söylememiş miydi? Dememiş miydi Sayın Cumhurbaşkanı, ben halkımdan bir kişiyi bile pazarlık konusu yapmadım ve yapmam; Kıbrıs Rum yönetiminin verdiği vatandaşlıklar kadar benim devletimin verdiği vatandaşlıkların da geçerliliği tartışılamaz diye? Amaç bağdaki üzümü yemek değil de bağcıyı dövmek olunca, ben sizdenim onlar sizden değil diyerek insanları düşlerinden, geleceklerinden tehdit edecek çıkış noktaları bulacak şekilde işliyorsa beyniniz, elbette ki Sayın Talat’ın belgelerle ispatlanacak sözlerini duymazdan gelip söylenmemiş sözleri de ifade edilmiş gibi yaymaya cüret edersiniz!
BÜKEMEDİĞİ EROĞLU’NUN ELİNİ ÖPEN DENKTAŞ!
Sayın Talat çözüm, barış ve dünyayla bütünleşme süreci için yola çıkarken bu yolun nerelerden geçeceğini, nasıl zorlu olacağını biliyordu kuşkusuz. Belki bu süreç için pek de öngörülemeyen, halk için çalıştığı savında olanların halkın geleceğini karartmak pahasına halkı sömürerek inanılmaz bir hırsla, iktidar denen, gücü kendinde menkul, olumlu niyetler ve akıllı politikalarla kullanılmazsa, sizi kullanabilecek tehlikeli bir yapıyı salt çıkarlar uğruna garantileme çabasıdır! Oysaki iktidarlar, halkın refahı, huzuru, barış içinde yaşaması, insan hak ve özgürlüklerinin en geniş halinden yararlanmasıyla anlamlıdır, en azından bizler için budur iktidarda olmanın anlamı.
Onlarsa yıllar önceki çıkar ittifaklarını oluşturdular çözümün karşısında. Yıllardır yan yana bile gelmemeye dikkat eden iki soyadı, Eroğlu ve Denktaş, halkı tedirgin eden çıkar ittifaklarını kurdular yeniden, iktidar, makam, güç, çözüm karşıtlığı ve Kıbrıslı Türklerle Türkiye’nin AB karşıtlığı uğruna. Yoksa der miydi bir parti başkanı olarak Sayın Serdar Denktaş Sayın Eroğlu’nu kastederek “bükemediğin eli öpeceksin” diye? Neredeyse var oluş nedeni olarak savunduğu tüm tezleri inkar eder miydi Sayın Denktaş kazanmayı planladığı bu güçler olmasa cebinde? Ve yıllardır “Anavatan Türkiye” söylemleri ile oturttukları çıkar politikalarını, gerek Türkiye gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için çözüm politikalarını öne çıkaran Türkiye’ye rağmen, çözümsüzlük politikalarını gizlemeye çalışarak, Türkiye’ye “açıkça ama gizli! “ bir savaş açar mıydı diğer Türkiye’nin desteğini alarak? Halkımız gonnora toplamadığını gösterecektir Sayın Eroğlu ve ekibine, çünkü halkımız çok iyi biliyor ki, Sayın Eroğlu eğer gelirse istediği makama dünyadan tecrit edecektir Kıbrıslı Türkleri menfaatleri uğruna birilerinin…
Baskı ve korku salarak sürdürdükleri politikalar ile bir yere varamayacakları 18 Nisan akşamı ortaya çıkacak ve sahte vaatlerle oturdukları iktidar koltuğundan da ineceklerdir Sayın Eroğlu ve ekibi olarak, ve yanlarına ellerini öpenleri de alarak siyaset sahnesinden de çekileceklerdir Sayın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat halk için halk adına halk tarafından göreve getirilirken…