PİNOKYO’NUN ZAVALLI BURNU (!)

Son günlerdeki hareketli ortamlar, politik söylemler ve hatta alt yapısı olmayan, desteksiz atışlar kapsamında bilgiyle, belgeyle, kanıtlarla konuşmak; yazmak yeterince etkili olamıyor mu?

EL ETEK ÖPENLER

Son günlerdeki hareketli ortamlar, politik söylemler ve hatta alt yapısı olmayan, desteksiz atışlar kapsamında bilgiyle, belgeyle, kanıtlarla konuşmak; yazmak yeterince etkili olamıyor mu? Lütfen hepimiz bu süreci, yeniden düşünerek analiz edelim! Zamanın geri dönüşü olmayacak ve elimizle yitirdiğimiz kaçıncı fırsat olacak bu, eğer dünya ile uyumlu plitikalardan dönerek, dünden dünyaya yürüyemeyen vizyonsuz politikaları seçecek olursak? Ya da kaçıncı kandırılışı olacak bu halkın hamasî söylemlerle, ırkçı korkutmalar içinde?

Şimdilerde bükülemeyen el olarak reklâmı yapılan Eroğlu’nu ve el etek öpen ekibini gerçekten çok ama çok uzun zamandır hayatının neredeyse her aşamasında tanıyoruz. Fikri nedir; zikri nedir; nereden gelip nereye gitmektedir; politik tavır, tutum ve algı anlamında biliyoruz! Hani kimse kimseyi kandırmasın… Ya da kandırmaya çalışmasın diyedir bu girizgâh bu yazıda. Çünkü ilk günlerdeki şaşkınlığın yerini şimdilerde “Bu kadarına da pes artık!” dedirten hareketler ve söylemlerle muhatabız. Madem kaçak göçek bir didişme ile halk usulca ve ama şiddeti de körüklercesine provoke ediliyor; eğri oturup doğru konuşmanın tam zamanıdır.


TALAT-TÜRKİYE VE BM PARAMETRELERİ

Sayın Eroğlu ve ekibine baktığımızda görülen manzara nedir? Eroğlu olduğu yerde durmaktayken baba Denktaş yerini oğul Denktaş’a devrederek, gölgelerin gücünü de her fırsatta kullanarak, bu ikilinin kendi fikirleri sandıkları, klasikleşmiş tüm söylemlerinde zaten varlığını sürdürmektedir. Hadi “çözümsüzlük çözümdür” politikalarından çıkamamak onların sorunudur desek; ama diyemiyoruz, çünkü bu yapıdır ki bunca zamandır hem Türkiye’nin hem de Kuzey Kıbrıs Türk Halkı’nın yolunu kesmiştir; uluslararası camiada gücünü ve sözünün ağırlığını; yaptırım tavrını olumsuz etkilemiştir! Nereye dönülse ve hangi zamanda bir sorun yaşansa Türkiye bağlamında, Türkiye’ye hep aynı baskı uygulanmıştır (eski ikili ve şimdilerde ittifakların efendisi yeni ikilinin iktidarlarında) önce Kıbrıs sorununu çözün! Doğrudur, önce sorunlar çözülmelidir. 2002 yılı ile gelişen süreçte, Türkiye’deki yeni yapılanmalarda, çıkış noktası anlamında strateji belirlenirken, kendi tarihi sorunlarını, komşu ülkelerle olan sorunları ve genelden özele doğru içerde açılım süreçleri ile dış politikadaki “kazan-kazan” doğrultusunu oluştururken, Kıbrıs için de çözüm ve barış ile şekillenmesi ön görülen, BM parametreleri ve referandumdan çıkan halk kararı kuşkusuz ki belirleyici roller üstlenmiştir. Bu süreçlerin mimarı Kuzey Kıbrıs için, tüm politik yaşamı ve duruşu ile Sayın Mehmet Ali Talat ve onunla beraber omuz omuza çalışan dava arkadaşları, değil midir? Sayın Talat’ın bu duruşu değil miydi Eroğlu ve Denktaş’lar tarafından acımasızca ve kıyasıya ve her şekilde her koşulda eleştirilen ve yer yer hakarete dahi vardırılan söylemlerle halkı da kışkırtarak sürdürülen? Ne değişti peki bu son dönemeçlerde? Denmektedir ki Sayın Talat’ın Türkiye ile müzakere ederek yürüttüğü ve içerdeki kurmaylarıyla oluşturduğu stratejik oluşumlardaki ödün vermeyen ama uzlaşmacı tavrı için “Sayın Cumhurbaşkanının (Mehmet Ali Talat) 2002 seçimleri sürecinde Türkiye’ye olan “negatif” tavrı niye değişmiştir; neden Türkiye müdahale etsin-edecektir diyerek konuşulmaktadır?” Sayın Talat, ne Türkiye müdahale etsin demiştir ne de bunu ima etmektedir. Çünkü yürütülen çalışmaların ve çabaların buna hem gereksinimi yoktur; hem de yaşamının hert döneminde demokrasinin işlevsel olarak yerleşmesi için uğraşan Sayın Talat’ın buna meyli yoktur! Sanırım şaşkınlıkla Eroğlu zihniyetindeki insanlar ne dediğini bilmez haldeler! Sayın Talat, Türkiye ile değil, Türkiye vatandaşı kimi insanların da kendi ülkeleri içinde zaman zaman yaşadığı gibi çelişkiler bağlamında o dönemin iktidar güçleri ve yerleşmiş kalıp yapılarla, değişmeye direnen, değişimden ve dönüşümden korku derecesinde imtina eden yapılarla sorun yaşamıştır aslında! Hepimiz gibi.


AMİGOLAR

Tarihsel yapı incelendiğinde, çok uzaklara gidilmesine gerek yoktur yakın zamanlarda ve halen devam eden sistemde, Sayın Eroğlu ve ekibi, Türkiye’nin kendi demokratik yapısını sorgulayarak daha çağdaş, insan hak ve özgürlükleri kapsamında daha adil, batı ve AB ile daha uyumlu olarak ama kendi özünü ve özgünlüğünü de koruyarak yenileşme çabalarıyla, neden uyumlu olamamaktadırlar? İşte bizler bunu sorgularken, saldırmadan, saptama yaparak, belgelerle ve bilgilerle hareket etmekteyiz. Aydın olma sorumluluğu ve bilinci bunu gerektirir çünkü. Taraftar olmakla amigo olmak arasındaki ince ve keskin çizgiyi ayırt edemeyenler, halkı yenmek-yenilmek bunalımına sokarak ortamı didikliyorsa, bize düşen bu seçimlerin mantığını bıkmadan usanmadan anlatmaktır ki tarihe karşı yükümlülüğümüzü de yerine getirmenin vicdani huzuru bize kalsın.


PİNOKYO

Bu bağlamda sorular da çok bellidir.
Lütfen durup düşünelim sakince ve mümkünse ondan-bundan olmadan; sadece düşünelim... Denktaş’ların çizgisindeki yurttaşlardan oy isteyen Eroğlu;
Demokrat Parti’nin tabanından oy isteyen Eroğlu;
“Ben de masaya otururum!” diyerek çözüm ve barış yanlısı halka şirin görünmeye çalışan yine Eroğlu;
Türkiye ile paralel götüreceğiz müzakereleri diyerek yıllardır “milliyetçi” söylemlerle sömürdüğü, korkuttuğu ve kullandığı ama yurttaşları için yaşam standardı oluşturmak için parmağını oynatmamış, Türkiye kökenli Kıbrıslı Türklerden oy isteyen umut taciri Eroğlu; Hristofyas’a peşkeş çekilecek tek karış toprağı yoktur Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin diye geçen hafta mitinglerde bağıran Eroğlu...Kim peşkeş çekti ki topraklarımızı? Kim tartıştı ki vatandaşlarımızı? Hangi tavizleri verdi ki Sayın Talat da siz geri alacaksınız Sayın Eroğlu?
Allah aşkına, kaç Eroğlu var merak etmiyor musunuz?

Pinokyo aklınıza gelmiyor mu? Pinokyo, yeni suretiyle rüyalarıma girmeye başladı benim; keyifle ve huzurla başlayan rüya kâbus oluyor gerçekleri fark ettiğim anda!


SAYIN EROĞLU NEYİ GÖRÜŞECEK?

Sayın Eroğlu’na Cumhurbaşkanlığına aday olduğu ve bu referandumla Kıbrıs Türk Halkının kendine görüşmeci seçmesi nedeniyle sorulmaktadır bu sorular;
sohbet etmek değil kimsenin amacı. Ne görüşeceğini bilmeyen görüşmeci olmaz değil mi?
Rakibi ile halkın karşısına çıkıp görüşlerini anlatmak ve rekibi ile tartışmak cesaretini dahi gösteremeyen biri nasıl gidip de Hristofiyas ile tartışıp Kıbrıs Türk haklarını da savunacak ve çözümü gerçekleştirebilecek?
Nasıl görüşeceğini, taktik, uygulama ve sonuç alma çalışmalarında içerik kurmayı bilmeyen görüşmeci olmaz değil mi?
Daha 21 Mart-23 Mayıs-1 Temmuz-25 Temmuz 2008 anlaşmalarını dahi kabul ettiğini söyleyemeyen bir kişi nasıl ve neyi görüşecek masada?
Ve bu kişi BM parametrelerini kabul etmeden nasıl oturabilecek masaya?


KIBRIS TÜRK HALKI DÜN DEĞİL DÜNYA DİYOR…

Sayın Talat, görüşmeler sürecindeki sızıntıların engellenmesi adına ve ulusal çıkarlar bağlamında mecbur kaldığı sessizlikle eleştirilirken, “off the record” kaydıyla çok insana sürece ilişkin bilgi aktarmışken aslında; tüm görüşme tutanaklarını KKTC Cumhuriyet Meclisine ve TC yetkililerine hatta isteyen işadamı ve sivil toplum örgütlerine ve sendikalara da aktaran Sayın Cumhurbaşkanı Talat nasıl olur da Sayın Eroğlu ve ekibi tarafından görüşmeleri kimseye aktarmadan yürütüyor diye suçlanabiliyor anlamak mümkün değil; Sayın Eroğlu şu an için mentalitesinin hala kavranamadığı bu suskunlukla ne söylemek istemektedir sormak hakkımız değil mi?
Çünkü bizler, halk, bilmekteyiz ki BM parametreleri ile Denktaşlar’ın söylemleri; Türkiye’nin Kıbrıs politikası ile Eroğlu ve ekibinin egemenlik ile ilgili söylemlerindeki sol gösterip sağ vurmak olarak tanımlanabilecek, örtüşmeyen yapısal farklılıklar en belirgin çelişkilerdir. Kime sorsanız, Rumların ortak listeden geri adım atarak sunduğu bir öneri olan çapraz oylamaya karşı olduğunu söyleyen bu yapı; çapraz oylamanın içeriğini ve paket oluşturulurken Türk tarafının kurduğu, bu içerikteki eşitlik kurgusunu anlamak ve anlatmak istememektedirler.

Kazanımları hiçleştirmeye çalışmak bu halkın emeklerine saygısızlıktır ama bu halk çözüm ve barış derken çok hızlı ve dönüşü olmayan ileri yollar kat etmiştir. Geri dönmeyecek kadar da geleceğine sahip çıktığını 18 Nisan’da gösterecektir; bizim endişemiz yoktur; endişesi olup da susanlar her halde seçimlerden sonra konuşacaklardır! Bekleyip göreceğiz.
Bu haber 168 defa okunmuştur

:

:

:

: