Bir iyilik yap kendine

“Bir gün iyilik ve kötülük deniz kıyısında karşılaştılar, dediler ki; ''haydi denize girelim!''

İYİLİK-KÖTÜLÜK
“Bir gün iyilik ve kötülük deniz kıyısında karşılaştılar, dediler ki; ''haydi denize girelim!''
Elbiselerini çıkartıp sularda yüzdüler. Bir süre sonra kötülük, kıyıya dönüp iyiliğin giysilerine büründü ve yoluna gitti. İyilik de denizden çıktı fakat kendi elbiselerini bulamadı. Çıplak olmaktan utanıyordu, çaresiz kötülüğün elbiselerine büründü ve yoluna devam etti. O gün bu gündür insanlar onları birbirine karıştırır. Ancak içlerinden iyiliğin gözlerindeki ışıltıyı bilen bazıları vardır ki, elbiselerine bakmaksızın onu tanırlar. Ve yine kötülüğün yüzünü ve gözlerini tanıyan bazıları vardır ki, elbiseleri onu tanıyanların gözlerinden gizleyemez...”

KADINLARIN İÇ GÖRÜSÜ
Küçücük bir hikâyecikle başlamak istedim yazıya. Eğer iyilik ve kötülük arasında böyle bir şey yaşanmışsa, bunu önce kadınlar bilir diye düşündüm çünkü. Bir şeyin iyi veya kötü olduğuna dair sezgi duyarlılığı en çok kadınlarda var sanırım, istisnaları saymazsak, genelde kadın sezgileri bir pusula gibidir. Annelerin rüyaları, duaları, iç görüleri, anneliğe aday gencecik kızların adım adım yürüdükleri yaşam içindeki yine annelerinden öğrendikleri yaşama, hayata, değerlere sahip çıkma ustalıkları… Ninelerin, varlıklarıyla bile derleyip toparlayan halleri… Kadınlar, her anlamda daha duyarlı bunu herkesin kabul etmesi gerekli. Aklıyla, fikriyle, sadakati ve inancıyla, duyarlılığı ve anlayışıyla; kadınlar, hayatın temeli. Toplumu bir ve bütün tutan harç.

KADINLARIMIZDI TOPLUMSAL DUYARLILIĞI SAHİPLENEN
Bu kadınlardı genciyle, yaşlısıyla, işinden izin alıp, izin alamadıysa olacakları göze alıp, bazen ocaktaki yemeğin altını kapatıp, bazen çocuğunu kucağına alıp, okullardan, evlerden meydanlara akan, bu kadınlardı; geleneksele, yaşlanmış, yıpranmış, gerçeklerden ayrı ve hayata aykırı düşmüşlerden vaz geçen. Öyle bir vazgeçtiler ki Annan Planı referandumunda, her bir “evet” sandıktan çıkarken, statükoya saplandı, acıttı, “boşa gitti yalan yatırımlar” diye ah! vah! ettirdi. Birilerini küstürdü, birilerini kızdırdı ama onlar dimdik kaldı. Onlar, kadınlar, bizim kadınlarımız, istiyorlar ki el işinde elenip ezilerek büyüttüğü, hastalığında başucunda sabahladığı, her adımda doğru bir insan, iyi bir yurttaş ve iyi bir meslek sahibi olsun diye çabaladıkları evlatları göç etmesin; kendi toprağında tecritteymiş gibi yaşamasın; işsiz kalıp tehditlerle birilerinden olmaya mecbur edilmesin, ulusal ve uluslar arası yaşamda adıyla, sanıyla varlık sahibi olunsun… Onlar, kadınlar, bizim kadınlarımız… Rum’la savaşı görenler de var içlerinde, yokluk ve sefaletin içinden yürüyüp alnının akıyla çıkanlar da var. Hiç sıkıntı çekmeden yaşamış olanlar da var; anlatılanları masalcasına dinleyenleri de var. Ancak hepsinin ortak tavrı, çözüm ve barış için el ele vermek gerektiği. Çünkü en iyi kadınlar bilir ki dövüşmek, sevdiklerine zarar verebilir. Güvencesiz bırakabilir evleri, ocakları, evlatları. Hayat sür git kavga ile korku ile dayatma ve sanal huzursuzluk senaryolarıyla yaşanmaz.
Birkaç gün içinde yeni bir seçim yaşayacak Kıbrıs Türk Halkı, yine sandıklara gidip geleceği için, kendisinin ve sevdiklerinin hayatı, hayalleri, umutları için oy verecek. Bir yanda 30 yıllık politik kariyerinde, bir kez müzakere sürecinde bulunmamış, bir tek kez çözüm ve barış için çalışmamış hatta bu kelimelerden ürkmüş, çözümsüzlüğün baş mimarını desteklerken bir süre sonra kendi aynı tahta oturmuş ve yok aslında birbirimizden farkımız dedirtmiş Sayın Eroğlu ve hiç kimsenin bilmediği, anlamadığı bir suskunluk hali ile yola devam edişi ; diğer tarafta, yapılanlar ve yapılmakta olanları adım adım, açık seçik anlatan, çözümün ve barışın, halkın lideri, politik yaşamı içinde mantıklı, uzlaşmacı ama boyun eğmeyen bir yapı, bir duruş izleyen, Sayın Talat.
Sayın Talat, vaatlerde bulunmadı ve bulunmuyor. Ama özcesi diyor ki eğer çözümü ve barışı desteklerseniz, göç etmemeyi, ulusal yatırımlar kapsamında geliştirilebilecek bir sanayileşmeyi, kendi yağımızla kavrulmayı, daha öz güvenli, daha huzurlu yaşamayı, herkese kendi yetenek ve yeterlilikleri ile iş (hamili kart yakinimdir demeden) bulma ortamlarını da desteklersiniz. Bunu, eğer büyük rant kapıları yoksa, aklı başında kim, neden istemesin ki? Bir iyilik yapalım kendimize, halkımıza, komşumuza, hayatımıza… Bir iyilik yapalım ve “dün değil dünya” diyelim…
Bu haber 122 defa okunmuştur

:

:

:

: