“Eğer doğru olduğunu düşündüğün şeyi yaparsan gergin olmana da gerek kalmaz” demiş Richard Nixon. Bu sözü anımsayınca, UBP’nin seçim süreci boyunca halka, bizlere yaşattığı gerginlikler ve bunun seçimlere yansıma biçimi akla geliyor ister istemez. 18 Nisan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra, seçim sürecine ait yaşananları sakince düşünmek, demokrasi ölçütlerinde değerlendirmek, verilen demokrasi mücadelesinde olası yapı taşlarını gösteriyor bizlere. Çünkü demokrasilerde tehdit (işten atarız, işe almayız, kredini keseriz ya da kredi verdirtmeyiz vs) yoktur. Çünkü demokrasilerde rakip olgular düşman olarak değil, centilmenlik boyutunda eşitlikle algılanır. Çünkü demokrasilerde saldırganlıklar (halkını ülkesini kim daha çok sever pazarlıklarıyla gençlere pankart yırttıranlar, seçim bürolarını taciz ettirenler vb) kışkırtılmaz. Çünkü demokrasilerde insanlar oy potansiyeli olarak görülmez (kaç paraysa verelim oy alalım, oyunu telefonla görüntüle, çek defteri verelim vb); oy kullanma hakkı demokrasinin yurttaşlık bilincidir ve özüdür. Çünkü demokrasilerde, seçimlerle göreve gelir insanlar; seçimlerle görevler değişir; gelen gidene-giden gelene saygı ile yol verir; çünkü halka hizmettir esas olan, koltuk hırsı değil!
UBP, bu demokrasi sınavında, halka yaşattığı buhran nedeniyle sınıfta kaldı desek hafif bir tanımlama olacak. UBP, arkamızda halk var dediği halka “baskı” uygulayarak, Sayın Talat’ı destekleyen halkın diğer kısmından “intikam alma” zamanı geldi diyerek!, halka rağmen hareket ederek biraz da organize işlerle bu seçimi kazanmıştır. Bu ise, Kıbrıs Türk halkının ve demokrasisinin vicdanında derin yaralar açmıştır. Buradaki eleştiriler seçimlerin kim tarafından kazanıldığına yönelik değildir. Lütfen yanlış anlaşılmasın; bu noktada yapılan eleştiriler, yürütülen seçim kampanyalarının, korku kumpanyalarına döndürülmesiyle ilgilidir ki, bunları dile getirmek de bizim demokratik hakkımızdır! Bizler, kazananlara hayırlı olsun derken, elimizden gelen desteği barış ve çözüm adına yapılan çalışmalarda her zaman emek katkısı ile var olacağımızı belirttik ve belirteceğiz de. Bilenler tavrımızı da tutumumuzu da bilmektedir zaten. Ancak bu yaşanan sürecin deformasyonu toplum tarafından anlaşılmalı ve hepimiz tarafından tartışılmalıdır. Bunlar üstü örtülecek hadiseler değildir! Demokratik yapısı ve demokratik ilişkiler ölçüsüyle övünç duyan bizler, sandığa yürürken yaşanan boğucu baskıları unutmamalıyız ve unutturmamalıyız. Mesela müdahale var diye bağıranlar, AKP’ li bir belediye başkanını kişisel fikrini sohbet sırasında ve kendi ailesini ziyaretinde dile getirirken tahammül edemeyip taciz ederken, CHP’li ve MHP’lilerin propaganda amaçlı söylemlerine ses etmemişlerdir. Ne oldu müdahale çığlıkları?
Bu seçimler bitti. Yeni seçim süreçleri olacak. Unutulmamalıdır ki, bazen olumsuzluklar, zorluklar olgunlaşmanın yaşandığı zamanlar anlamında doğal gereklilikler olarak yaşanır. Dönüp Kuzey Kıbrıs’ın politik tarihine bakılığında, UBP’nin bu tarzdaki demokrasiyi yaralayan tutumlarına, hem kendi içinde hem de ülke genelindeki tutumlarında sıkça rastlanmaktadır. Kendi yol arkadaşlarını dahi “yiyen” UBP’nin timsah gözyaşlarına kimse inanmasa da demokrasi havarisi edalarına kimse kanmasa da…
Demokrasi hediye edilmez toplumlara. Demokrasi, kazanılır. Demokrasi, anlaşılır. Demokrasi, yaşanır ve yaşatılır. Demokrasi, yemek tarifi değildir; biraz şiddet, biraz öfke ve alabildiğine korku katamazsınız içine! Demokrasi, bir halkın kendi gözündeki kendi değeridir! Kendi iç süreçlerinde bile demokrasiyi hazmedemediği yetkin UBP’liler tarafından bile belirtilen UBP, bir anlamda yönetsel düzeydeki demokrasiyi de alıp götürmek istemektedir. Ancak hiç kimse heveslenmesin, bu halkın onuruyla, yıllarca biriktirdiği deneyimleriyle şekillendirip örneklediği demokratik yapıyı kimse ama hiç kimse bozamayacaktır! Seçim dönemlerini “savaş meydanlarına” çevirmek isteyenler, unutmayınız ki savaşlarda kazanan yoktur aslında. Daha az kaybedenler vardır. Ve her kayıp kayıptır! Umarımız ve uğraşımız Kıbrıs Türk Halkının demokrasi, ekonomik kalkınma, dünyayla uyum ve bütünleşme ve nihayetinde de çözüm ve barış süreçlerinde kaybetmemesidir…