“Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir orantıda
Dinlediniz mi?
Çok büyük bir yalanı
Çok yalın bir doğrultuda
Söylediniz mi?
Gecikmiş bir gizleme,
Birikmiş bir özlemi
Sakladınız mı?
Gelmeyecek bir gideni,
Olmayacak bir nedeni
Beklediniz mi?” (Özdemir Asaf) .
Uzun yıllardır, uzak bir gelecek sandık… Uzun yıllardır olmaz diye inandırıldık… Uzun yıllardır, kandırılıyoruz diye usandık… Uzun yıllardır, umutsuzluk şemsiyesinde olmayan yağmurlardan sakındık… Barış desek savaş mı var dediler; çözüm desek vay anam vay devleti, milleti, egemenliği, cumhuriyeti tanımıyor musunuz dediler… Amma velâkin, duyduk duymadık demeyin ve lütfen duyanlar duymayanlara anlatsın; KKTC kabul edilmeden yani masaya eşit oturup eşit olarak kalkmadan görüşmelere devam etmek olası değildir diyerek, 23 Mayıs 2008 anlaşmalarını kesinlikle kabul etmeyenler; Kıbrıs’ta çözüm ve barış, Birleşik Federal Kıbrıs Temelinde hem de, Kıbrıs Rum tarafı da samimiyetle masaya oturursa, 2010 yılı sonuna gerçekleşirmiş diyor şimdilerde! Hem nalına hem mıhına vurmak diye buna mı deniyor acaba? Kim diyor bunu? 3. Cumhurbaşkanı, Sayın Eroğlu. Birkaç hafta öncesine kadar Sayın Talat’ı tavizler vermekle suçlayarak, amacımız KKTC’nin tanınmasıdır diyenler; şimdilerde bunu ikinci seçenek olarak telaffuz etmektedirler; hem de KKTC olgusunu, özellikle kuruluşunda onu ayakta alkışlayanlar, nedense KKTC’nin var olduğunu unutup Birleşik Federal Kıbrıs oluşmazsa bir KKTC’yi bir seçenek gibi sunmaya çalışarak! Ah nerede vah nerede, bir bulabilsek fark nerede?
Olasıdır ki bir süre sonra bu ikinciliğe düşen seçenek sessiz sedasız ortadan da kalkacaktır. Çünkü dış politika, isteklere, arzulara, hayallere, aktörlere göre değil, uluslar arası yapıların ortak beklenti ve çıkarları doğrultusunda, yine uluslar arası dinamiklerle şekilleniyor. O masa dediğimiz şey, bildiğimiz masa değil; Sayın Cumhurbaşkanı Eroğlu, o masa, kıldan ince kılıçtan keskin bir yol! O masada, halkınızı koruyarak ve genel yapının içindeki mihenk taşlarına dikkat ederken strateji oluşturmak ve her bir adımda mayın tarlasında yürür gibi temkinli olmanız gerekmektedir. Ve sakın unutulmasın ki ne denli çabalarsanız çabalayınız herkesi aynı oranda memnun etme lüksünüz de olmayacaktır. Hele ki dışarıdan bakıp da çözüm ve barışı sahiplenmeyen olası muhalifleriniz, ”Ne yaptın ki, bunlar da gelişme mi?” diyerek, dantel örer gibi nakış nakış işlemeye çalıştığınız ve her biri de bir önceki adımlara göre kazanç olan her bir emeği hafifseyecek kadar ön yargılı ise!… Zor iş, tahammül etmek ve sabırla açıklamak gerek; bunun için de konuya hâkimiyet gerek. Ah nerede vah nerede, bir bulabilsek fark nerede?
Sayın Cumhurbaşkanı Eroğlu, BM Genel Sekreteri Sayın Ban’a bir mektup yazdı. Tam metniyle basında yer aldı mektup. Tek bir satırda bile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti denmemektedir bu mektupta! Cumhuriyet ilan edildiğinde ayakta alkışlayanların gözünden mi kaçtı acaba? KKTC’nin egemen ve eşit olduğunu manşet manşet gazetelerine taşıyanlar, TV programlarında hararetle savunanlar; siz de mi gözden kaçırdınız yoksa? Bu mektupta KKTC yerine Kuzey Kıbrıs deniyor!; çünkü Sayın Cumhurbaşkanı da bilmektedir ki, dünya tarafından maalesef tanınmayan KKTC, BM Genel Sekreteri ile ilgili bir doğrudan yazışmada zaten anılamaz. Sayın Cumhurbaşkanı bunu seçim süreci boyunca da biliyordu hakikatte; ancak bilmezden gelmek ve durumu kurtarmak adına, “cumhura” boş ve yerine getirilemeyecek sözler vermek gerekendi ve bu yapıldı! Ah nerede vah nerede, bir bulabilsek fark nerede? Üstüne basa basa söylemeye çalışıyoruz ki, yeni bir seçim sürecine girilecek; önceki iki seçimde, bir yıl arayla tutulmayan sözler, boş vaatler, asılsız, temelsiz, mesnetsiz, gerçek dışı ve havada uçuşan onca hamasi cümleden geriye kalan; gerçekler ve bu gerçeklerin dayanılmaz ağırlığıdır. Lütfen durup samimiyetle düşünelim, “fark var”! dediler, fark nerede? Halk var dediler, yalanlarla avutulan halk biziz, sizsiniz; peki, size, yani halka verilen sözler nerede?