Çok kültürlülük ve toplumlar dinamiği

Kişilerin iki ya da daha çok kültür arasında konuşlanması, çoklu kültürün bireyin yaşamındaki yadsınamaz varlığı ve belirleyiciliği, kültürlerarasılık olarak tanımlanabilir.

Kişilerin iki ya da daha çok kültür arasında konuşlanması, çoklu kültürün bireyin yaşamındaki yadsınamaz varlığı ve belirleyiciliği, kültürlerarasılık olarak tanımlanabilir. Kültürlerarasılık, göçmenler, savaşlar, çeşitli mübadeleler, gelenekler, kurumlar, sanat, çeşitli dinler, etnik ve ulusal grupların mübadeleleriyle ortaya çıkan, gelişen, değişen ve değişimleriyle beraber içinde bulundukları toplumu da dönüştüren (olumlu ve/veya olumsuz) özellikleri itibariyle öncelikle klasik Avrupa tarihinin bir parçasıdır. Göçler, homojen ve tekil bir süreç değildir (göçmen talebi, sığınmacı, ailesel göç, mültecilik, işgücü göçü, kaçak işçi göçü vs ) ve derinlemesine bakıldığında, göç alan ve göç veren ülkelerde gelen ve giden insanlar yeni ve farklı oluşumlar yaratırken, hem sorunlar anlamında hem de çözümler anlamında çok kültürlü bakış açılarının oluşumunu dayatmakta ve sınırları da bir alamda bu yapı belirlemektedir.

***

Luhmann' a göre, toplumun temel birimi birey değil, iletişimdir. Toplum, sadece bireyler iletişim kurduğunda var olur ve iletişim başlamadan bireyler de yoktur der Luhmann (Lee, 2000:322). Platon'dan Hegel'e, Parsons'dan Habermas'a çoğu sosyal teorisyen, rasyonalite ve insan aklının genel formlarının birleşen/bütünleşen yönü üzerinde durmuşlardır. Durkheim kollektif bilinci, Weber özneler arasılığı, Marks sınıf bilincini, Luhmann da toplumsal sistemin iletişim, gelişim ve farklılaşma olduğunu göstermeye çalışır. Luhmann'a göre iletişim, kendini, sosyal, seküler ve anlamın fonksiyonel boyutlarına göre inşa eder (Lee, 2000: 325).

Çağdaş özgürlük kavramının bireyci özünü sorgulayan Taylor, çok kültürlülüğü 'farklılıklar' siyaseti olarak görür ve tartışmaya yer bırakmayacak ölçüde giderek daha fazla sayıda toplumun, bugün varlığını sürdürmek isteyen kültür topluluklarını içinde barındırma anlamında çok kültürlü duruma geldiklerini ifade eder (Taylor, 1996: 70,74).

McLaren, “Muhafazakâr çok kültürcüler”, “liberal çok kültürcüler”, “sol-liberal çok kültürcüler” ve “eleştirel çok kültürcüler” olarak çeşitlendirir çokkültürcü yaklaşımları. Muhafazakâr ve liberal çok kültürcüler, kültürel benzerlikler üzerinde dururlarken, sol liberaller farklılıkları vurgularlar. McLaren’e göre, çok kültürlülüğün kimlik siyaseti şeklinde benimsediği benzerlik ya da farklılık kategorileri, özcü/tözsel mantıkın bir sonucudur (McLaren, 1995,47-55). Eleştirel çok kültürlülüğün sosyal dönüşüm projesine katkıda bulunduğunu ifade eden McLaren, ayrıca, çok kültürlülük; tarih, kültür, güç ve ideolojiye sahiptir ve onun ideolojisi politik doğruluktur diye ifade eder.

Küreselleşen dünyanın küresel değer yargıları anlamında değişim ve/veya dönüşüm projesi olarak çok kültürlülük, dinamizmini hem devletlerin hem de kimliklerin yeniden oluşumundan almaktadır. Yapısal olarak bakıldığında, yeniden inşa sürecinde, devletler düşünsel genç kalma arzularını salt var olma siyasetinin bir göstergesi olarak geliştirmekle kalmamaktadırlar; aynı zamanda, yenilikçi etnikliklerle bu siyasete, ulusal göstergeler yanında, tamamlayıcı bir kazanım olarak kurallaşmaları da ekleyerek, devletin (ulusun) ruhsal anlamda da genç kalmasına çalışmaktadırlar. Böylesi bir yapılanmayla, ulusların güven ve istikrar unsurları, yeni oluşumlara/etnik yapılanmalara karşı direnme gücünü geliştirirken, aynı zamanda da siyasi dinamizmini yaratıyor diyebiliriz.
Fedorowicz, kimlik siyasetinin temel sorusunun ''Biz kimiz ?'' yerine, ''Biz ne kadarız?'' sorusuna dönüştüğünü vurgulayarak, çok kültürlülüğün sosyal etkileşim ve bütünleşme (asimilasyon değil) olarak bir iletişim teorisini esas aldığını, çok kültürlü bir toplumun birçok farklı kültürel kimlik ve pratiklerin bir toplamı olmadığını, fakat onların birbirleriyle iletişim kurarken ayırt edici farklılıklara işaret ettiğini vurgulamaktadır (Fedorowicz,1994:183). Çok kültürlü toplum düşüncesi, kültürel farklılığın içerik saptaması, hükümet ve devlet politikası, sosyal/siyasî proje ve kurumsallaşma sonucunda kültürlerarası diyalogun başlatılmasıyla açıklanır. Bu süreçler hesaba katılmadan, ayrıntılı olarak incelenmeden, çok kültürlülüğün negatif ayrımcılığa varan uygulamalara dönüşebileceği riski vardır ve bu risk ciddiye alınmalıdır.

Çok kültürlülük üzerine bugüne değin söylenenler bir bütünlük arz etmemekle, kavram kolayca bir şekilden başka bir şekle dönüşebilmektedir. Örneğin ticari ve ideolojik sebeplerle etnik ayın renklerini kullanan United Colors of Benetton pluralizmi bile, çok kültürlü bir yaklaşım olarak değerlendirilmektedir (Stam and Shohat,1995).

Çok kültürlülük, soğuk savaş dönemi siyaseti, küreselleşme ile paralel küresel ekonomi, ekolojik kriz, sosyal ve toplumsal hareketler, Avrupa bütünleşmesi ile yaşanan ittifak duruşu ve Pasifik kuşağının doğuşuyla belirlenen Yeni Dünya Düzenine ilişkin bir sosyo-politik ve kültürel proje olarak, Avrupa merkezci düşüncelere yönelik geliştirilmiş karşıt bir söylemdir. Bu söylemi geliştirenler sadece Batı dışı toplumlar değil, aynı zamanda Batılı’lardır. Çok kültürlülük konusunda liberal pluralizm ile çok-merkezli çok kültürlülük arasında ayırım yapan Stam ve Shohat, çok-merkezlilik kavramının çok kültürlülüğü küreselleştirdiğini, dünya üzerinde hiçbir yer ya da topluluğun ekonomik ve politik gücü ne olursa olsun, epistemolojik üstünlüğe sahip olmadıklarını ifade ederler. Liberal pluralistler, dünya kültür tarihini güç ilişkilerine göre incelerler; çok-merkezli çok kültürcüler ise gücün dağılımı, düşüncenin dönüşümü ile ilgilidirler. Çok-merkezli çok kültürlülükte, kimliklerin sabitliği reddedilir; kimlikler istikrarsız, çoklu, tarihsel ve süregelen değişimlerin ürünü olarak değerlendirilir. Çok kültürlü toplumlarda ise bireyler en az iki kimliklidir. Kimliklerin oluşumu ve sürekliliği için aslî unsurlardan aidiyet duygusu bu noktada problem teşkil etmekle beraber, çok kültürlülük siyasetinde iki kimliklilik şimdilik çözümleyici görünmektedir.


Kendi yapısal durumumuzda, Kuzey Kıbrıs olarak çokkültürlülük kavramına baktığımızda, bizlerin tarihsel süreç itibariyle yüz yıllardır çokkültürlü yapılar içinde yaşadığımızı söyleyebiliriz. Hatta öyle ki, birden çok kültür ve toplum yapıları içinde kendi kültürünü de koruyarak, asimile olmadan yaşamış bir toplumdur Kıbrıslı Türkler. 1974 sonrasında, demografik yapının ve savaş koşullarının hassasiyeti ve sonradan yaşanabilecek kimi olumsuz sonuçlarını ön görmeden, dayatma nüfus aktarımı ortalama 1980’lere dek sürmüşse de, sonrasında bilinen belli ve planlı bir politika gereği nüfus aktarımı yaşanmamıştır denilebilir. Ancak buna rağmen ada göç almaya devam etmiştir, etmektedir. Bu noktada, geldiğimiz ve halen de içinde yaşadığımız çokkültürlü yapının hoş görü ve kabul ediş tahammülleri kapsamında ne olmuştur da Kıbrıslı Türkler ve daha önceden KKTC vatandaşı olanlar yakınmaya, şikâyet etmeye ve benden değil diyerek göçmen dediği insanlara öteki gözüyle bakmaya başlamıştır? Temel yoksunluk, toplumlar arası ve insanlar arası kültürel, duygusal, sosyal iletişim ve duyarlılık eksikliği olarak kısaca özetlenebilir. Bu aşamada yaşananları incelemek ve sonuçlar çıkarma anlamında, analizler yapılırken gerçekçi ve somut verilerden hareket etmek önemlidir. Çünkü, eğer insan özünden hareket ederek, insan yaşamının kalitesini ölçü alan bir dünya görüşümüz varsa, bu durumda işime gelince yararlanırım işime gelmeyince görmezden gelirim demek, hiçbir coğrafyada insanî olarak algılanmaz. Bu bağlamda, karşılıklı sorgulama yaparak, gelişmeyen aidiyet duygusunu irdelemek gerekmektedir düşüncesindeyim...



KAYNAKÇA

Daniel Lee ( 2000) The Society of Society: The Grand Finale of Niklas Luhmann, Sociological Theory, Volume 18, Number 2, July, 320-330.

Peter McLaren( 1995) White Terror and Oppositional Agency: Towards A Critical Multiculturalism, Multiculturalism, A Critical Reader, Ed.by, David Theo Goldberg, Blackwell, Oxford.

Charles Taylor (1996) Tanınma Politikası, Çok kültürcülük, Tanınma Politikası, Haz. Amy Gutmann, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Hania M. Fedorowicz ( 1994) Multicultural Society in central Europe Towards a communication Strategy, Dialog der Kulturen die Multiculturelle Gessellschaft und die Medien, ed.by Kurt Luger & Rudi Luger, Wien: Österreichischer Kunst und Kulturverlag.

Robert Stam and Ella Shohat (1995) Contested Histories: Eurocentrism, Multiculturalism and the Media, Multiculturalism, A Critical Reader, Ed.by. David Theo Goldberg, Oxford: Blackwell.

* Ben Kimim ?... Avustralyalı Türk Gençlik Deneyimleri, Who Am I ? Australian -Turkish Youth Experiences, Türkiye Üniversite Mezunları Derneği, Auburn, NSW.
Bu haber 60 defa okunmuştur

:

:

:

: