Yapılan göç çalışmalarında, kadınların süreç içerisindeki varlıkları birer birey olarak algılanmalıdır. Özellikle göç süreci analizlerinde oldukça eksik olan cinsiyet farklılığının giderilmesi açısından, birer aktör olarak kadınların da bu analizlere dâhil edilmesi gereklidir. Çünkü bilimsel bir göç analizi öncelikli olarak göçü bir süreç olarak ele alırken, bu ortak paydaya dâhil olan her cinsiyet profilini de ele alabilmelidir. Ayrıca içerikte, bu sürece toplumsal, tarihsel bir perspektiften bakılabilmeli ve sürecin aktörü olan insanı göz ardı etmemelidir. Süreç içerisindeki değişkenler iyi tanımlanmalıdır. Süreç; nedenleri, sonuçlarıyla, zaman ve mekân öğeleriyle ve bunun da ötesinde göçmen etkeniyle bir bütün olarak analiz edilmelidir. Bu analizlerde yapısalcı bir yaklaşım içerisinde niceliksel yöntemlerin kullanılmasının yanı sıra, olay ve olgulara içeriden bakabilmeyi sağlayan, araştırıcı-araştırılan (özne-nesne) hiyerarşisini ortadan kaldırmayı hedefleyen niteliksel yöntemlere de yer verilmelidir. Bu bağlamda bir yönelişin kazancı, bir yanıyla insanı bilimsel bir araştırma sürecinin içine sokarken, diğer yanıyla toplumsal ve tarihsel süreçlerde sesini duymadığımız ve yerini bilmediğimiz kesimlerin de anlaşılmasına katkı sağlayacaktır.
***
Mevcut çalışmalar; göç nedenleri, göç sürecine katılım, bu süreç esnasındaki yaşam deneyimleri ve göçün etkileri, göç edenlerin tutumları ve tepkileri açısından kadınlar ve erkekler arasında önemli farklılıklar olduğuna işaret etmektedir. Kadın ve erkek arasında var olan bu farklılıklar göç çalışmalarına dâhil edilmemektedir. Kadınların bu tür çalışmalar içerisinde yer alması, ya aile içerisindeki konumlarına bağlı olarak şekillenmekte ya da kadınların deneyimleri genelleştirilerek tartışılmaktadır. Oysa “hem mekânsal hem de toplumsal bir değişim içeren göç sürecinde, sosyo-ekonomik sınıf, kültür, etnik ya da ulusal kimlik kadar cinsiyet kimliği de önemli bir yere sahiptir.” (İkkaracan; İkkaracan, 1999).
Göç süreci, göçe katılan bireylerin her biri için farklı sonuçlara neden olmaktadır. Süreci yaşayan insanların sosyo-ekonomik durumları, etnik ve dini kimlikleri, kültürel özellikleri, süreçten nasıl etkileneceklerini belirleyen olgulardır. Özbek (1998) “göç literatürü bize, göçmenin göç veren yerdeki toplumsal konumu, beraberinde getirdiği beceri, eğitim ve beklenti/arzu donanımı, kişisel tarihin özellikleri, göç nedeni ve biçimi, göç ettiği yerdeki toplumsal koşullar ve kalış süresi başta olmak üzere hangi koşulların göç tecrübesinin mahiyetini belirlediğini söylemektedir”. Bu koşullarda göç edenin cinsiyetinin de, göç sürecinin yaşanmasında ve anlamlandırılmasında oldukça etkili olduğu görülmektedir. lkkaracan ve lkkaracan (1999); göç nedenleri, göç sürecine katılım, bu süreç esnasındaki yaşam deneyimleri ve göçün etkileri, göç edenlerin tutumları ve tepkileri açısından kadınlar ve erkekler arasında önemli farklılıklar olduğuna işaret etmektedir. Bu farklılıkların temelinde kadın-erkek arasındaki aile içi işbölümü ve buna paralel olarak gelenekler ve görenekler tarafından tanımlanan toplumsal kadın-erkek rolleri yatmaktadır. Kadınların göçe ilişkin yaşantıları, genellikle bir eş, anne ya da evlenmek üzere olan genç kız olarak aile içindeki konumlarıyla yakından ilişkilidir. Gerek ayrıldıkları, gerekse göçle geldikleri yeni mekânla olan ilişkileri de bu temelde belirlenmektedir.
***
Kadın ve göç konusundaki çalışmalara genel olarak bakıldığında, hem mekânsal, hem de toplumsal bir değişim içeren göç sürecinde, bireysel eğitim, iş/çalışma koşulları, sosyo-ekonomik sınıf, kültür, etnik ya da ulusal kimlik kadar cinsiyet kimliğinin de önemli bir rol oynadığına işaret edilmektedir. Oysaki göç sürecinde, diğer kimlikler kadar önemli olmasına karşın, göç üzerine yapılan çalışmalarda genel olarak cinsiyet ile ilgil bir ayrıma gidilmediği ve bu olgunun pek fazla çözümlenmediği gözlenmektedir. Göç olgusunun cinsiyet kimliğinden bağımsız biçimde incelenmesi, göç sorununun genel anlamda tartışılmasını gündeme getirmektedir ki, bu sorun kendine bağımlı ve kendinden bağımsız değişkenlerle ve etkenlerle ele alınarak incelenmediği zaman, yeterince açık, doğru, geçerli ve güvenilir veriler ve sonuçlar elde edilememektedir. Bu genel araştırmalarda yapılan şey; göç sürecinde merkeze konulan erkeklerle ilgili elde edilen bulguların, süreci yaşayan tüm erkekler ve kadınlar adına genelleştirilmesidir.
İçinde yaşadığımız yılların en önemli toplumsal olgularından biri olan ve pek çok ülke açısından önemli sosyo-politik değişimleri beraberinde getiren göç, halen gerek toplumsal, gerekse siyasi değerlendirmelerde ve araştırmalarda, maalesef, erkek egemen bir bakış açısıyla ve erkek odaklı irdelenmektedir. Kadınlar gerek göç dinamiği, gerekse göçün getirdiği sorunlar ve çözüm önerilerinde görünmez bir kitleyi oluşturmaktadırlar (lkkaracan ve lkkaracan; 1999).
***
Bu bağlamda, Kuzey Kıbrıs’a göç eden (işçi aileleri, kendisi işçi olarak gelen kadınlar kız çocukları vb. ile kaçak işçi olarak gelen çalışanların aile, akraba içindeki kadınlar vd.) kadın profillerinin düzenli ve sistematik olarak incelenmesi ve gelişlerini izleyen yaşamsal süreçler içinde hem aile içinde hem de çalışma koşullarındaki yaşadıkları olası sorun, sıkıntı, güvenlik ve sosyal güvenlik yapıları istatistik olarak arşivlenmelidir. Ayrıca, yine bu yapı içindeki kız çocuklarının okula gönderilme oranları (temel eğitim, mesleki eğitim, yüksek öğretim vb.) tizlikle izlenerek, özellikle aile içindeki kadınların, kız çocuklarını okula gönderme gereklilikleri konusunda ikna edilmeleri sağlanmalıdır. Çünkü, ekonomik koşulların ağır yaptırımları nedeniyle, annenin çalışması gerekiyorsa, bu durum evdeki kız çocuklarını doğrudan anne rolüne itmekte ve eğitim-öğretim yaşantılarının son bulmasına neden olmaktadır. Bu da ilerleyen zamanda erken evlilikler, eğitimsiz anneler ve elbette ki bu yapıda yaşayan kadınların erken çocuk sahibi olması ve o çocukların da bu anneler tarafından şekillendirilmesi anlamına gelmektedir. Devlet politikası kapsamında düşünülerek, düzenli olarak yapılması gereken kadın eğitimleri, bu yapı içinde yaşamak durumunda olan kadınlara ve kız çocuklarına sağlanması gereken sosyal kolaylıklar ve pozitif ayrımcı tutum, göç politikalarında kadın unsuru olarak dikkatle ve ciddi olarak yapılması gerekendir. Göç süreci analizinde bireyler üzerinden bir çözümlemeye gidileceğinde, sürece katılan bireylerin sürecin başından sonuna kadar yaşadıklarının yanı sıra, kimlikleriyle de ilgili bir çözümlemenin yapılması oldukça önemlidir. Ayrıca, cinsiyetin de süreç içinde belirleyici bir kimlik olduğunun kabul edilmesi ve sürece toplumsal cinsiyetçi bir bakış açısıyla yaklaşılması da önemlidir. Çağımızda tüm dünyayı etkileyen göç alma, göçmenlik ve bunun yarattığı sorunlarla baş edebilme yolları için gereken tedbirlerin alınması, öncelikle ve özellikle eğitim ve kadın anlamında çözüm üretilmesi, kanımca zorunludur.
KAYNAKÇA
İkkaracan, ., İkkaracan, P., (1999), “1990’lar Türkiye’sinde Kadın ve Göç”, 75
Yılda Köylerden Şehirlere, İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları.
Özbek, M., (1998), “Mekânsal Kültürel Haritalar: İstanbullu Kadın
Öğrencilerden Yaşam ve Göç Öyküleri”, Defter 11; 32: 109–129.