Nasıl ve nerede yaşamak istiyoruz?

Genel bir tanım olarak yerel yönetimler, ulusal sınırlar içerisindeki değişik büyüklüklerdeki topluluklarda yaşayan insanların, ortak ve yerel nitelikteki gereksinimlerini karşılamak amacıyla kurulan ve hukuk düzeni içerisinde oluşturulmuş olan anayasal ve yasal kuruluşlardır.

Genel bir tanım olarak yerel yönetimler, ulusal sınırlar içerisindeki değişik büyüklüklerdeki topluluklarda yaşayan insanların, ortak ve yerel nitelikteki gereksinimlerini karşılamak amacıyla kurulan ve hukuk düzeni içerisinde oluşturulmuş olan anayasal ve yasal kuruluşlardır. Yerel yönetimler, belli bir coğrafî alan üzerinde yaşayan veya ilgili bölgedeki topluluk üyelerinin kendi gereksinimlerini karşılamak amacıyla, ekonomik, sosyal, kültürel zenginliğe ve refaha ilişkin yerel hizmetleri genel yetkiyle, kendi sorumluluğu doğrultusunda yerine getiren yapılardır. İşleyişlerinde açıklığı, netliği, çoğulcu ve katılımcı demokrasi ilkelerini önemseyerek yaşama döken, yetkilerin yerel halka en yakın yönetim birimince kullanıldığı, kamu tüzel kişiliğine sahip, özerk ve demokratik kuruluşlardır.
Nasıl bir kentte yaşamayı hayal edersiniz?
Bu soru kanımca çok önemlidir ve yanıtlarının ciddiyetle ele alınması gereklidir.
Öncelikle güvenliği olan, bol yeşil alanları, parkları, çocuk oyun alanları, semt sahaları, meydanları, bisiklet yolları bulunan, sanat merkezi olabilecek kapasiteye sahip, etkinliklere açık, trafik problemlerini çözmüş, araç park sorunu olmayan, toplu taşımacılığa geçmiş, gürültü kirliliği, görüntü kirliliği, hava kirliliği olmayan ve varsa içerisinden geçen nehirle, dereyle barışık, elektrik, yol, temizlik ve su gibi temel gereksinim problemleri yaşamayan, eğitime ve sağlığa katkı koyabilen, yaşlılara ve engellilere dönük bir belde yaratan, gençlik merkezleri oluşturan, esnaf ve sanayiciye yaşam alanları oluşturup çalışma koşullarını rahatlatan, haşarat sorunlarını çözümlemiş, hayvan ölüleri ile ilgili gerçek ve sürdürülür önlemler üretmiş, sistemi kurmuş ve bu sistemin işlerliğini sağlarken halkı da bu yönetim yapısına dâhil edebilmiş bir yerel yönetim, hayalleri gerçekleştiren bir yönetimdir değil mi?

Peki, bu hayaller nasıl gerçekleştirebilir?
Bu sorunun yanıtını bulabilmek için şöyle bir açılım yapmak yerinde olabilir.
Bir kentin idaresine baktığımız zaman bir tarafta yönetenler diğer tarafta da yönetilenler vardır. Yönetenler dendiğinde akla merkezi ve yerel yönetimler gelmektedir. Yönetilenler deyince de sivil toplumu düşünmekteyiz.
Bu noktada, Yönetim ve Yönetişimden söz edilmelidir.
Hiyerarşik yapıda, yönetim tek yönlü, yukarıdan aşağıya; yönetenden yönetilenlere doğru işleyen bir süreçtir. Bu koşullarda, yönetim süreçleri içerisinde, halk, yönetenlere karşı ikinci konumdadır. Tam anlamıyla açıklandığında, temsili yönetim anlayışının bir gereği olarak halk, seçtikleri yöneticilerden belli bir süre için temsil yetkisini kullanarak kendilerini temsil etmesini ve yönetim sürecini gerçekleştirmesini bekler. Bu süreçte toplum aktif bir rol üstlenmemektedir; ancak devrettiği bu yetkinin, temsilciler tarafından nasıl kullanıldığının değerlendirmesini seçim döneminde oy kullanarak göstermektedir.
Yönetişim ise en genel tanımıyla, yönetimler ile toplum arasında etkileşim, ortak çalışma, karar almada paydaş olma, saydamlık, hesap verebilirlik, katılım, çalışma uyumu, yerindenlik ve etkinlik gibi ölçütler temelinde, hukukun üstünlüğünü ön planda tutan, çok aktörlü ve toplumsal ortaklıklara dayalı bir idare biçimidir. Böylece yönetişim hem yöneticiden yönetilene hem de yönetilenden yönetene karşılıklı işleyen sürekli ve çok yönlü bir etkileşim sürecini oluşturmaktadır. Bu da en etkili yönetsel süreçtir çünkü dönütlerde sistemli bir karşılıklılık vardır. Yönetim sürecindeki temel ve etken aktör yöneticilerken yönetişim sürecinde birçok sivil toplum örgütü etkin bir şekilde bu yapıda yer ve rol üstlenmektedir.





Bu bağlamda, yerel yönetimlere talip olmak, temsil etmeye niyetlendiğiniz halka “Sizlerin yaşam kalitenizi her anlamda yükseltme sözü veriyorum” anlamına gelmektedir.
Merkezi yönetim, yerel yönetim, özel sektör, eğitim kurumları, örgütlü örgütsüz, resmi, sivil, tüm birimlerin, karşılıklı etkileşimde ve yönetim süreçleri içerisinde yönetişimin etkin aktörleri olduğu görülmektedir.
Yeni yönetim anlayışının gereği olarak küreselleşme süreciyle devam eden çoğulculuk politikalarının gereği olan yönetişim anlayışı, yönetimlerin vatandaşlarını dikkate almadan tek yönlü politika ve hizmet üretmeleri yerine yönetilenlerle birlikte karar alma birlikte düzenleme birlikte uygulama birlikte yönetim, birlikte üretim, birlikte denetim ve yönetenler ile yönetilenlerin birlikteliğini ifade eder.
Bu ifade dünya konjonktüründe, kendini sol tandansta tanımlayan siyasî yapılar anlamında tam ve yerinde bir düşünüştür. Çünkü sol yapıların paydaşı, insandan ve insanca olan her şeyin genele, halka yaygınlaştırılmasından hareket etmektedir. Empati bu süreçte en etkili süreçtir; halkla empati oluşturmak ise yerel yönetime talip olanlar için sağlıklı bir düşünüş oluşumunda gerekendir. Unutulmamalıdır ki faşizm, empatinin bittiği yerde yükselir.
Bu haber 70 defa okunmuştur

:

:

:

: