Demokrasi ve yerel yönetimlerin birbiriyle ilgili ve birbirini tamamlayan yapıları yadsınamaz.
Tarihsel süreç içinde incelendiğinde, demokrasinin, gerçek anlamıyla, komünlerde doğmuş ve yaşamış olduğu görülmektedir.
Özetle, komünler, yerel toplulukların kendilerine doğrudan demokrasi yöntemiyle yönettiği ve yerel toplulukların gereksinimlerini, yerel halkın organlarınca yerine getirdiği doğrudan demokrasi birimleri olmuştur. Bu anlamıyla komünler, özgürlüklerin temellerinin atıldığı birimler olmuşlar ve Batı Demokrasisi tarihi ve geleneğini büyük ölçüde şekillendirmişlerdir. 20. yüzyıl, komünlerin gerçek niteliklerinin ortadan kaldırılması ve yönetim biçimlerinin merkezileşmesi sonucunu doğurmuş ve güçlenen merkezi yönetim, komünleri gerçek nitelikleriyle ortadan kaldırıp, çok sınırlı siyasal ve yerel özgürlükleri kapsayan zayıf bir örgütlenmeye dönüştürmüştür.
Sonuçta komün, merkezi yönetimin taşra uzantısı olması bakımında gerçek anlamını yitirmiş ve aracı kurum olma niteliğine dönüşerek bugünkü yerel yönetim organlarına dönüştürülmüştür.
Kuşkusuz ki yerel yönetimler ile demokrasi arasında bilindiği ölçüde bir yakınlık olup olmadığı, bu iki kavramın iç içe geçirilip geçirilemeyeceği ve yerel yönetimlerin demokrasinin okulu olup olmadığı konusundaki tartışmanın, yerel yönetimlerin kökeni ve demokrasinin tarihi ortaya konulmadan anlaşılması zordur.
Demokrasi gibi birçok anlama gelen tek bir sözcük bulmak oldukça zordur. Buna karşın, demokrasi kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda da bir ölçüde bir uzlaşmaya varmak zor olmayacaktır (ROSKIN, Michael G., CORD, Robert L. MEDERIS, James A. ve Jones, Walter S., Political Science : An Introduction, New Jersey, Printice Hall, 2003).
Demokrasi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamında idealize edilmiş bir kavramdır. Demokrasi kavramı, Eski Yunanca Demokratia kavramından gelmekte ve demos ve kratia ya da cratos kavramlarından türetilmiştir. Demos kavramı, eski Yunancada deme (mahalle) sözcüğünden türetilmiş olup “mahallede yaşayan halk” anlamına gelmekteydi. Eski Yunancada kratia ya da cratos sözcüğü ise İngilizcede government sözcüğü ile eş anlamlı olup “yönetim” anlamına gelmektedir. Bu biçimiyle demokrasi, halkın kendi kendisini yönetmesi anlamına gelmektedir.
Eski Yunan’da nüfusun en çok % 20’sini oluşturan bir azınlığın kendi kendini yönetmesi anlamında bir doğrudan demokrasi deneyimi yaşanmıştır. Köleci toplum içindeki böylesi bir yönetim biçimine de halkın kendi kendini yönetmesi anlamında gerçek bir demokrasi denemezdi. Çünkü köleler, kadınlar ve yabancılar, bu yönetim biçiminde söz sahibi olamamışlardır. Demokrasi kavramı, 19. yüzyıla gelinceye kadar ideal bir söylemden öteye geçememiştir.
Köleci toplum sonrasında Avrupa’da uzun yıllar egemen olan feodal sistem, yeni bir sınıfın gelişmesi ve güçlenmesiyle sarsılmaya başlamıştır. Bu sarsılma sürecinde yeni kentsoylu sınıf, Pazar güvenliği ve Pazar sistemini düzenleyen ve sık sık değişmeyen tekdüze kurallar ile yaşama hakkı, mülkiyet hakkı ve özgürlüklerini güvenceye almak için mutlak krallıkları desteklemiş ve Avrupa siyasal tarihinde mutlak monarşi döneminin ilk tohumları atılmıştır. Mutlak monarşilerin yengisiyle sonuçlanan bu süreçte feodal sistem tasfiye edilmiş, ancak kentsoylu sınıfın istekleri ve özlemleri tükenmemiştir. Güçlenen kentsoylu sınıf, çıkarlarını, mutlak monarklar aracılığıyla yönetilen bir düzen yerine, kendi temsilcileri eliyle yönetileceği parlamenter bir sistem ile sağlamlaştırma yollarını aramaya başlamıştır. Bu süreçte kentsoylular, krala karşı parlamenter mücadeleyi desteklemişler ve parlamenter demokrasinin, Avrupa’daki temellerini atmışlardır. Parlamenter demokrasi, niteliği gereği, temsili bir demokrasi modelidir. Günümüz toplumlarında en çok uygulanan yönetim biçimi olarak temsili demokrasi, halkın, kendi kendini seçtiği temsilciler aracılığıyla yönetmesi modelidir (HAGUE, Rod ve HARROP, Martin, Comparative Government and Politics, New York, Palgrave, 2001, s. 16. ;ŞENEL, Alaeddin, Çağdaş Siyasal Akımlar, İmaj Yayıncılık, No: 14, Ankara, 1995. ; A.k. ve ROSKIN, Michael G. ve diğerleri, a.g.k., s. 73. ;ÖZTEKİN, Ali, Siyaset Bilimine Giriş, Ankara, Siyasal Kitabevi, 2001, s. 64.).
Özcesi, tarihsel perspektif içinde incelendiğinde, yerel yönetimlerin, katılımcı demokrasinin en önemli araçlarından birisi olarak kullanılabileceği açıktır. Ne var ki, bu gerçeklik, yerel yönetimlerin, komün geleneğinin parçası olduğu ve doğrudan demokrasinin en ideal biçimleri olma niteliklerinin ortadan kaldırılmasıyla merkezi yönetime bağlanıp kısırlaştırıldıkları, özerklikleri ve bağımsızlıklarını yitirdikleri ve yerel topluluğun demokratik yönetim biçimi olma özeliklerini bütünüyle kaybettiklerini görmemize ve bilmemize engel olmamalıdır.
Yerel yönetimler, temsili demokrasinin niteliğinin geliştirilmesi için uygun bir araç olarak kullanılabilir. Ancak, bu durum, gerçek anlamda demokratik birimler olan komünlerin yıkılarak ve işlevsiz birimlere dönüştürülerek yerel yönetimlerin yaratıldığı gerçeğini değiştirmemektedir. Bu gerçeğin bilinmesi, yerel yönetimlerin önemi ve değerini ortadan kaldırmamaktadır.