Hayata mektuplar 1

Puslu bir hava var. Sıkıntılı bir iç çekiş gibi, yağmur öncesi bulut gerginliği gibi, ya da gün pırıltısına özlem duymak gibi… Sakin ama özlem çerçevesinden gözlerine bakmak gibi…

Puslu bir hava var. Sıkıntılı bir iç çekiş gibi, yağmur öncesi bulut gerginliği gibi, ya da gün pırıltısına özlem duymak gibi… Sakin ama özlem çerçevesinden gözlerine bakmak gibi… Aniden yorulsam da, insanız işte dilimi tutamayıp en çok kendi kendime konuşsam da, yaşamın içindeki adımı bulamasam da… O kadar çok yerleşmişim ki yaşamın biz düşünden tenindeki evrene, her dönüş sana doğru ve her dönüşte kalan küller sevda harcı yeniden harmanlanıp bize dönen.
O kadar çok ışıksız gecelerden yürüdük ki… Anlatsam şaşarsın o zifiri karanlıkta nasıl yolumu buldum? Anlatsam kim bilir belki de gözlerin dolacak, nasıl yara bere içinde kaldım… Anlatsam… Belki de ilk kez içindeki sızılar çiçek açacak kalbimdeki insana, doğaya ve evrenin güzelliğine olan aşkın adıyla yaşama başlar gibi…
Çok uzak yolların hevesli yolcusuydum ben. Çok uzak yolların, taşlarını, toprağını bilerek yürüyen. Belki hepimize gurbettir sevdanın ve umudun gözlerinde uyanmadığın sabahların yorgun mahmurluğunda hayatı göğüslemek… “Gurbet ne ki yüz yılımızda demek de bir çeşit yabancılaşmaktır; çünkü var olduğu her yerde insanın gurbet mutlaka olacaktır” der; Ahmet Telli… Benim olduğum her yerde sana gurbetsem, senin olmadığın her yerde sadece bir imlâ hatası gibi mi yaşıyorum? Tercih demek de bir çeşit kaçıştır; biliyorum… Ama seçeneksizim desem sen kaçacaksın umudum; kaçma istemiyorum, pandoranın kutusunda kalsan da kal, kaçma yeter ki...
***
Gençlik Bayramı kutlandı, iki gün önce. Gencecik filinta gibi delikanlılar; filiz gibi narin, nazlı genç kızlarımız… Bayram şenliği yaptılar. Bilmem ki ulaştı mı, bayram sevinci gözbebeklerine… Hepsinde gelecek kaygısı, hepsinde yarınlara dair korkular… Yaşamlarındaki bilinmezler içinde, karmaşık koridorlarda hem kendini hem hayatı anlamaya çalışan gençler, bizim gençlerimiz. Kimisi güvencesiz işlerde, aile sorumluluğu almış ve belki 19-20 yaşında yaşlanıp beli bükülmüş gençlerimiz… Kimisi göç yollarında, gurbet ellerde, bir telefon kadar hayata dâhil…
***
Bazen birden bire yoruluyorum. Yüreğimde, yürekler biriktirmekten ve insan sevmenin bedelinin bu denli hırpalayan fikirlerinden. Ama merak etme, şimdi bana diyeceksin ki “sen yanmazsan, ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…” Biliyorum, inan ki budur beni her gün yeniden çalışmak için yönlendiren. Bir an dahi umudumu yitirmedim; yitirmeyeceğim. Anımsar mısın, ilk gençlik yıllarımızda, her toplantıdan çıkışta keskin bir kılıç gibi yerinde duramaz olurdu içerde sakladığımız, kırılganlığını kimseler görsün istemediğimiz bir yumruk kadar yüreğimiz. Zamanla öğrendim ki bir yüreğin kırılabilirliği değilmiş saklanması gereken, acımasızlık taşıyan yüreklerin zalimliği saklanmalıymış; zalimler saklıyormuş zulümden gelen ve kader diye sundukları her şeyi.
***
Yakında, yerel seçimler var. Gençler için; kadınlarımız için; çocuklarımız için… Dantel dantel çalışıyoruz. Üretip hazırlıyoruz. Daha doğru, daha yaşanılır; insanca ve insana yakışan her şey için düşünüp üretiyoruz. Biz bu yola kendimiz için çıkmadık ki… Biz bu yolu kendimiz için yürümüyoruz ki… Yol arkadaşlarımız halk değilse ne anlamı kalır ki bu yolda yolcu olmanın, bu yolda yürümeye çalışmanın… Biz, emek derken emek dedik her zaman; emek ki insan onurudur; duruşumuzdaki çıkarsız ve hesapsız ve sadece halka hizmetten güç alan.
“ne vakit bir yaşamak düşünsem
bu kurtlar sofrasında belki zor
ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
ne vakit bir yaşamak düşünsem
sus deyip adınla başlıyorum
içim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
hayır başka türlü olmayacak
ben sana mecburum bilemezsin…” (Atilla İlhan)
Ey Hayat,
Sırdaşım, Dostum…
Yine yazacağım sana; bir yürekte bin sevdayla Kıbrıs’tan selam sana…

Bu haber 99 defa okunmuştur

:

:

:

: