Sözlü İletişim Becerileri

İletişimde dil Dil bilimciler, bir toplumda kullanılan konuşma dilini, bir ulusun, bir dil birliğinin, dilinin yazıyla ilişkili olmayan ve çeşitli söyleşi özellikleri taşıyan yönü olarak tanımlamaktadır

İletişimde dil
Dil bilimciler, bir toplumda kullanılan konuşma dilini, bir ulusun, bir dil birliğinin, dilinin yazıyla ilişkili olmayan ve çeşitli söyleşi özellikleri taşıyan yönü olarak tanımlamaktadır (Aksan, 1997: 85). Yapay bir semboller sistemi olan dil aracılığı ile elde edilen bilgiler bir kuşaktan diğerine aktarılmaktadır ve böylece yeni kuşak temsilcileri elde edilen bu bilgiler üzerine yenilerini bulup insan topluluğunu daha iyiye ve rahata götürme yönünde çalışmalarını sürdürmektedir. Kişiler, dil aracılığıyla bilgilerini birbirine aktararak daha çabuk başarıya ulaşıp çalışmalarında büyük aşamalar kaydedebilmektedirler. Dil, bilgi vermek amacıyla kullanıldığı kadar iki veya daha çok kişinin ilginç bir konu bulup bilgi aktarımına girinceye dek iletişim sağlamak amacı ile ve/veya duyguları ifade etmekte kullanılmaktadır (Bee ve Collins, 1992: 296). Dil, geçirilen yaşantılar sırasında tüm kuralları ile birlikte doğal olarak öğrenilmektedir. İleri yaşlarda çocuklar, dili kendilerine özgü bir biçimde kullanarak çevrelerindeki diğer bireylerle iletişim kurmaya yönelmektedirler. Kurulacak bu iletişimin sağlıklı ve olumlu bir temele dayanması ancak erken çocukluk döneminde geçirilecek deneyimlere bağlı olmaktadır (Temel ve Bekir Şimşek, 1998: 301).

Dil Gelişimi
Dil gelişiminde anlam bilgisi, konuşanın cümleleri anlamak zorunda olduğu ve onları kişinin kendi bilgi dağarcığı ile ilişkilendirdiği bilgidir. Diğer bir deyişle, sözcüklerin belirli bir anlamı ifade etmek için kullanılmasıdır. Anlam bilgisi nesnelerle semboller arasında nasıl bir ilişki kurulduğunu ifade etmektedir. Çocuk, dili anlamlı kullanmaya başladığında belirli durumlar ve nesnelerle kendi düşünceleri arasında anlamlı ilişkiler kurmaktadır. Sözcük ve cümlelerini belli anlamlar oluşturmak üzere ortaya koymaktadır (Fişek ve Yıldırım, 1993: 47). Çocuklar büyüdükçe, sözcük dağarcıklarını yeni sözcüklerle zenginleştirmekle kalmazlar; aynı zamanda eski sözcüklerin yeni ve değişik anlamları olduğunu da öğrenirler. Sözcük dağarcığının gelişimi, tek başına, anlam bilgisi hakkında fazla bilgi vermez. Çocuklarda sözcük anlamının gelişimi ve sözcüklerle anlamları arasında ilişkinin kurulabilmesi için çocuğun yeterli sözcük dağarcığına sahip olması gerekir. Çocuğun sözcük dağarcığı, kısmen sözcüklerin ve anlamlarının kendine öğretilmesi kısmen de kendi merakı sonucu sözcük anlamlarını sorması ile oluşur (Dale, 1976: 166).

Anadil Ediniminin Önemi
Yapılan açıklamalardan ve tanımlardan da anlaşılmaktadır ki anadil edinimi süreğen bir yapıdadır ve gelişimi de bununla koşut olarak ilerlemektedir. Sağlıklı iletişimin temel aracı olan dil edinimi ve dilin etkili, yetkin, doğru kullanılması, sözel dilin ne ölçüde kazanıldığıyla ilgilidir. Unutulmamalıdır ki dil dersleri, ifade ve beceri dersleridir. Bu nedenle okul öncesi dönemden başlanarak, çocuklarda anadilin doğru, bilinçli ve kendine güven duygusuyla kullanılması alışkanlık hâline getirilmelidir. Bunu kazandırabilmenin en etkili yolu, öğrencilere duygu ve düşüncelerini sözlü olarak aktarabilme; sözel aktarımları yazılı olarak ifade edebilme fırsatlarının sağlanmasıyla olanaklıdır. Bir sistem içinde, seçilmiş, düşünülmüş konularda önceden çalışılarak ve/veya doğaçlama olarak konuşulması, grup karşısında düşüncelerini sözlü olarak ifade edebilme, çocuklarda konuşmayı örüntülemeyi, bir konuya odaklanabilmeyi, sözel iletişim süreçlerini sezerek etkili biçimde kullanabilme yaşantıları edinebilmeyi, ilgili soru sorabilmeyi, içerik tartışabilmeyi, eleştirel bakış açısı oluşturabilmeyi, konuşan kişiyi veya konuşma sırasında kendini incelemeyi ve bu şekilde sözsüz iletişimi, beden dilini, jest ve mimikleri ayırt ederek algılamayı öğretebilecek, oldukça önemli çalışmalar bütünüdür. Çünkü okuma, dinleme, anlama, anlatma, yazma süreçleri, dairesel bir döngü gibidir. Her bir halka bir sonraki ve bir önceki halkayı sürekli ve sistemli olarak etkileme gücüne sahiptir.

Konuşmanın Temel Nitelikleri
Sözel iletişim becerilerinin edinilmesi ve geliştirilmesinin temeli konuşma etkinliğidir. Konuşma, düşüncelerin, duyguların ve bilgilerin, seslerden oluşan dil aracılığıyla aktarılmasıdır. İnsanlar arası en önemli iletişim ve etkileşim aracı konuşmadır. Konuşmanın dört niteliği vardır (Demirel, 1999: 40).

1. Konuşmanın fiziksel niteliği: Konuşma, ses dalgalarının boşlukta yayılması ile gerçekleşen bir süreçtir.
2. Konuşmanın fizyolojik niteliği: Konuşma, insan bedeninde var olan beyin, sinir sistemi, akciğerler, ses telleri, küçük dil, büyük dil, damak, dudaklar ve dişler gibi organların dengeli bir uyum içinde iş birliği ile gerçekleşen bir süreçtir.
3. Konuşmanın psikolojik niteliği: Bu noktada anlam bilim (semantik) devreye girmektedir. Anlam bilime göre, biz, kavramların kendileri üzerinde değil o kavramlara ilişkin kendi deneyimlerimiz üzerinde düşünüp konuşuruz. Bu bakımdan, konuştuğumuzda dış dünyanın kendisi üzerinde değil doğrudan doğruya dış dünyaya ilişkin kendi tepkilerimiz üzerinde konuşuruz.
4. Konuşmanın toplumsal niteliği: Konuşma, toplumsal yaşamın bir ürünüdür. İnsanoğlu, birlikte yaşamaya başladığı andan itibaren, bir şekilde iletişim kurma ihtiyacı hissetmiştir. Konuşma, dil kullanarak iletişim kurma yoludur.

İletişimde Sorunlar
Ancak bireysel veya toplumsal pek çok etmen nedeniyle günümüzde, sözlü ve/veya yazılı iletişim kurmada ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Bilgi çağının, iletişim teknolojilerini yaşamın her alanına taşıyor ve aktif kullanıcı olmayı özendiriyor olması, bireyler arası iletişimde mutlaka bir araçtan (cep telefonu, bilgisayar vd.) yararlanılmasını dayatmaya başlamıştır. Aracı kullanarak iletişim kurmaya alışılması da sözlü iletişim becerilerinde ve yazılı iletişim becerilerinde kendine göre bir jargon oluşturarak, niteliksel anlamda kayıplara ve/veya gerilemelere neden olabilmektedir. Hızla üretilen ve aynı hızda tüketilen bilgi temelli, bilgi çağında, bireyin bağımsız kişiliğini geliştirmesine izin vermediği düşünülen modern eğitim ve savları kabul görmemektedir. Bilgi çağı, bireylerin bağımsız kişilik kazanmasını her türlü etkiden uzaklaşarak elde etmesini savunur. Ama bireyselliğe yönelimin yoğunluğu ile insanlar topluma yabancılaşmaktadır (Tekeli, 1994: 109). Bunun en belirgin somut örneği, her yönüyle yaşamımıza giren ve belirleyici özellikleriyle öne çıkan bilgisayar ve internet kullanım alanları olmaktadır. Okul öncesi veya okul çağında olan çocuklar, gençler ve yetişkinler, farklı trendlerle bilgisayar/internet kullanıcısı olsalar da ortak özellikleri, bilgisayar ve/veya internete aşırı yoğunlaşmalarının etkileriyle, yaşadıkları toplumlardan ve sosyo-kültür alanlarından soyutlanmaları durumuna gelmeleridir.

Yabancılaşma
Yabancılaşmayı önlemenin veya kısmen azaltabilmenin en etkili yolu öğrencilerde aidiyet kavramını okul ile bütünleştirerek, bireysel doyuma ulaşmalarını yönlendirmektir. Bu da okulun, derslerin, ders içeriklerinin öğrenci gereksinimlerine göre düzenlenmesi ile olanaklıdır. Öğretim tekniklerinin bireyselleştirilerek güncellenmesi, öğrencilerin okula devam etme oranlarını artırabilir. Çünkü bireysel öğretim teknikleri, öğrenci merkezlidir. Her öğrenciye göre, ilgi, yetenek ve kapasite belirlenmekte; içerik adım adım ilerlemekte, hedef ve amaçlar kişiye özgülük göstermektedir. Bu bağlamda kişi hem kendisiyle, hem de içinde bulunduğu grup ve/veya gruplar ile etkileşimde, iletişimdedir. Nedeni-sonucu öğrenci tarafından anlaşılan etkinlikler, yabancılaşmayı azaltabilir.
Bu bağlamda anlaşılmaktadır ki yabacılaşma, çağımızdaki hıza paralel olarak eğitimi, okulu, öğrenciyi, öğretmeni, yöneticiyi ve personeli artan oranlarda etkilemektedir. Yabancılaşmayı engellemenin, azaltmanın, çeşitli önlemlerle durdurabilmenin pek çok yolu olabilir. Ancak öncelikle yabancılaşmanın başlamaması yönünde çaba harcanmalıdır. Okul öncesi dönemden başlanarak sistematik olarak bazı dersler ve etkinlikler, öğrencinin yabancılaşma duygusu yaşamamasını sağlayabilir. Burada en önemli olgu, kişinin sözel olarak kendini ifade edebilmesi, sözel ifadeleri anlayıp anlamlandırarak, çıkarımlar yapabilmesi, çeşitli sonuçlara ulaşabilmesi, sonuçlarını tartışabilme yetkinliği kazanabilmesi olmalıdır. Geleceğin okullarında öğrenciler, çok değişik deneyimler içinde bulunabileceklerdir. Birçok öğretmenli ve tek öğrencili sınıflar, birçok öğretmen ve bir öğrenci topluluğundan oluşan sınıflar kurulabilecektir. Öğrenciler, geçici görev toplulukları, proje grupları olarak çalışabileceklerdir. Tüm bunlarla amaçlanan, çocuğu, gelecekte kalıcı olmayan yapılar taşıması olası organizasyonlara hazırlamaktadır. Bilgi çağı toplumlarında yaşayacak insanlar öğrenme, ilişki (iletişim) kurma ve seçme becerilerine gereksinim duyacaklardır.

Sonuç
Görülmektedir ki, bilgi çağı bir yandan insanların sözel, bire bir, yüz yüze ve/veya grupla, toplumla iletişimini zayıflatırken bir yandan da etkili, yetkin ve başarılı iletişim becerileri beklentisi oluşturmaktadır. Hızlı ve çabuk tüketilen ilişkiler, iletişimi de bu düzeye çekmeye çalışmaktadır. Sözel iletişim becerilerinin okullarda sistemli ve sistematik olarak yer alması, uygulanması, öğretilmesi ile bilgi çağının bu önemli sorunu aşılmaya çalışılmalıdır. Sözel iletişim becerilerini edindirmeye yönelik kullanılabilecek öğretim teknikleri, dil öğretim tekniklerinden farklı olmayacaktır. Bu çalışmayla bağımsız bir ders alanı olarak ele alınması önerilen sözel iletişlim becerileri (dersi) de kaçınılmaz olarak temelde dil ve dil bilim yöntem ve tekniklerinden faydalanarak kendini yeniden yapılandıracaktır.

Kaynakça

AKSAN, D. (1977). Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle Dilbilim I. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları. Sayı: 439.
ALTIOK, F. (1971). Çocukta Dilin Oluşumu ve Gelişimi. Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Yayınları. Cilt: 4.
DALE, P. S. (1976). Language Development. Second Edition. University of Washington, Seattle: Printed in the United States of America.
DEMİREL, Ö. (1999). İlköğretim Okullarında Yabancı Dil Öğretimi. İstanbul: Millî Eğitim Basımevi.
DİLAÇAR, A. (1968). Dil, Diller ve Dilcilik. Ankara: TDK Yayınları. Sayı: 2639.
FARRAR, M. J. ; FRİENT, M. J. & FORBES, J. N. (1993). Event Knowledge and Early Language Acquisition. Cambridge.
GÖĞÜŞ, B. (1978). Türkçe ve Yazım Eğitimi. Ankara: Gül Yayınevi.
GÜNCE, G. (1973). Çocukta Zihin Gelişimi: Piaget Kuramına Toplu Bakış. Ankara.
KOÇ, S. (1979). BAYDÖ’ de Öğrencilerin Dil Gereksinimlerinin Saptanması; İşlevsel/İletişimsel Yaklaşım. İZLEM. Eskişehir.
KVARACEUS, C. W. (1972). Alienation as a Phenomenon of Youth in Alienation: Plight of Modern Man. Ed. C. Biess. J. S. U. S. A.
NEWMANN, F. (1981). Reducing Student Alienation in High School. Harvard Educational Review.Vol 51. No: 4.
OTTOWAY; A. K. C. (1968). Education and Society. England.
ROUCEK, J. S. (1968). The Study of Foreign Languages. New York.
RUSSELL, B. (1973).The Uses Of Language Concepts and Processes. Englewood Cliffs. N. J.: Prentice Hall Inc.
SEEMAN, M. (1959). On The Meaning of Alienation. American Sociological Review. Vol 24. No: 6.
TEKELİ, H. (1994). Bilgi Çağı. İstanbul: Simavi Yayınları.
TEMEL, Z. F. ve BEKİR ŞİMŞEK, H. (1998). Erken Çocukluk Döneminde Anlam Bilgisinin Gelişimi. Türk Dili Dergisi. Sayı: 562.
TEZCAN, M. (1998). Toplumsal Değişme ve Eğitim. Ankara: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları. No: 182.
WEİNBERG, C. (1971). Education and Social Problems. U. S. A.





Bu haber 87 defa okunmuştur

:

:

:

: