Kentler, altyapısı gelişmiş, ekonomik göstergeleri iyi, daha iyi eğitim, sağlık ve iş olanakları sağlayan yerleşim yerleri olarak kabul edilmektedir. Ama biliyoruz ki hızlı ve genellikle de plansız kentleşmeler, yoksulluğu, çevrenin yıpranmasını, yaşayanların hizmetlerden yeterince yararlanamamasını beraberinde getirmektedir. Kentlerde yaşayan halkın sağlığı, fiziksel ve sosyal çevrenin gördüğü hasar doğrultusunda etki altındadır. Bilinmektedir ki sağlık ve sosyal hizmetlerin sunumundaki gelişmeler, kentli nüfusun artışı kadar hızlı gerçekleşememektedir. Bunun nedeni olarak, genellikle, kentin gelişim politikalarında ve kentin sağlığına bakış açısının olmamasında aranabilir. Bir kenti yönetebilmek için o kente uyumlu yaşamak gerekir işte bu nedenlerle… O kentin ağaçlarıyla soluk alabilmek, o kentin suyuyla can bulmak; o kentin parklarında gülen çocukların kahkahaları olabilmek gerekir eğer oradaki halkla gönül gönüle yaşamaya niyetlendiyseniz…
Günümüzde sağlık, sadece sağlık sektörünün değil, tüm sektörlerin işidir ve herkes belirli bir role sahiptir. Özellikle yerel yönetimler, sağlığın geliştirilmesinde ve sürdürülebilir kalkınmada önemli bir konumdadır. Beldelerde, kentlerde, köylerde yaşayan insanların sağlığı, yaşam ve çalışma koşullarından; fiziksel ve sosyo-ekonomik çevreden; bakım hizmetlerinin kalitesi ve ulaşılabilirliğinden etkilenmektedir. Çünkü yerel yönetimler sağlığı etkileyen temel faktörlerden (çevre, konut, sosyal hizmetler vb.) doğrudan sorumludur. Ayrıca hangi yerleşim biriminde olursa olsun kendi sorumluluk, yetki ve görev alanında yaşayan çeşitli grupların sorunlarını en yakından bilenler, bunlar için çözüm yollarına gereksinim duyanlar ve bunları uygulamaya koymak için uğraş verenler de yerel yönetimlerdir. Bir yerin yönetimine talipseniz, o yerin yağmuruna, sel olmasın diye tedbir almaya; elektrikleri kesilmesin, hastalar hastanede, bebekler yoğun bakımda mağdur olmasın diye projeler üretmeye; kanalizasyon suları kentin ortasındaki semtlerde derelere karışmasın diye çalışmaya da talip olmak demektir. Bir yerde yönetime talip olmak, bir koltuğun gücünü ele geçirme dürtüsü ile ilgili değildir. Mümkünse o koltukta oturmaya fırsat bulamadan canla başla çalışmaya, hizmet üretmeye talip olmaktır bizim kitabımızda…
Aslında, insanın bulunduğu her yer; yaşayan, nefes alan, büyüyen, sürekli değişen bir iç dinamiğe sahip, karmaşık bir organizmadır. Yaşamını sürdürmesi için bir takım gereksinimleri vardır. Sağlıklı olmak bunların temelidir. Yerel yönetimi sürdürenler, “sağlıksız bir ortamda yaşıyoruz”, “yaşadığım sokak çok kirli”, “çöplerimiz toplanmıyor”, “çöpleri ne kadar sık toplasak da şu insanlara çöplerini torbaya koymalarını, çöp kutularına atmalarını öğretemedik”, “içme suyu yeterince klorlanmıyor”, “alt yapı sorunlarımızı halledemedik, “kanalizasyonu imkânsızlıklar nedeniyle bu dönem tamamlayamadık” diyerek yeniden yola çıkıyorlarsa başlangıçtan günümüze dek “Ne yaptınız peki?” diye sormanın tam zamanıdır. Çünkü bu soruyu, seçen halk, seçtiğine sorma hak ve hürriyetine sahiptir. Çünkü halktır, yönetenlere, yönetme gücü veren ve zamanı gelince bu gücü alan veya devam ettiren. Çünkü halka sevdalı olanlar bilirler ki halka rağmen değil halk ile el ele olanlar, omuz omuza çalışanlar halkın gereksinimlerini bilerek hareket edenlerdir.
Bir sevdanın iç dökümü ile yola çıkan CTP-BG’nin yerel yönetimleri, emek vermek, hizmet etmek, çalışmak için buradalar ve bu zorlu yola çıkan her üye, biliyor ki bizim isyanımız; yalana dolana; haksız kazanç sağlayıp dürüst olduğunu söyleyene; emeği sömürüp halk adamıyım diyen dolandırıcılara; yoksulun yoksulluğunu cahilin cehaletini körükleyip kendini insan sayana… Ve isyanımız; halkın sırtında gezip saltanat yaşayanlara… Kirlenmemiş yüreklerimiz var saklımıza aldığımız ve suskun değiliz çünkü her şeyin bir zamanı, bir zemini, bir oluşumu vardır; biliriz. O kadar çok sevdalandık ki biz bu toprakların yaseminli rüzgârlarına, çıplak avuçlarımızda ateşler taşımayı ve yanarak olgunlaşmayı öğrendik; böyledir bizim sevdamız…duyan duysun, bilen bilsin…