En genel ve özet tanımıyla lider, bireyleri ortak hedeflere yönelten, hedefleri benimseten, bireyler arası köprüyü oluşturan, dağınık güç ve bilgiyi bir araya toplayıp sinerji yaratan kişidir. Liderin tanımına açıklık getirebilmek için ve lider vasfına vurgu yapabilmek için 'lider kimdir?' sorusu sorulmalıdır. Bu sorunun yanıtında akla ilk gelenler şunlardır;
* Sorgulayıcı ve sabırlı,
* Daima önde değil, yeri geldiğinde arka planda durabilen,
* Değişimin yaratıcısı olan,
* Prensipleri ile hareket eden,
* Zorluklara karşı mücadele eden,
* Ahlak kurallarını bireysel menfaatlerinin önünde tutan,
* Kararları ekibiyle beraber alan,
* Değişime daima açık kişilerdir.
Aslında lider bu bileşenlerin ifade ettiğinden daha karmaşık bir yapı içinde çok daha büyük bir değeri ifade eder. Onu tanımlamak ve konumu içindeki yerini netleştirmek için yönetim ve yönetici kavramlarını bilmek ve doğru değerlendirmek gerekir. Yönetim, bir örgütün üst yönetimi tarafından belirlenmiş amaç ve hedeflerin gerçekleşmesi için çalışanlara yön belirlenmesi, harekete geçirilmesi ve sonuçların değerlendirilmesi sürecidir. Yönetici ise işleri planlayan, organize eden, sorunları çözen, personeli motive eden ve daha birçok yönetsel beceriye sahip kişi olarak adlandırılır. Ancak yönetici bu görevlerin çok azını yerine getirmektedir. Bu, ya kendisinden kaynaklanabilir (eğitim, beceri eksikliği, işe odaklanamama ve/veya sorunlu iletişim kurma vb.) ya da çalıştığı işletmenin kültüründen kaynaklanmaktadır. Tüm bu sorunlar yöneticilik kavramının yeterliliğinin tartışılmasına neden olmaktadır. Gerçekten de karmaşık sorunları çözmek, örgüt içinde güçlü bir bağlılık ve motivasyon duygusu yaratmak için liderlik becerilerine gereksinim vardır. Tarihe baktığımızda liderlerin büyük vizyonların, planların yaratıcısı ve uygulayıcısı olduğu görülecektir. Liderler, var olan komple ve çoğunlukla yoğun, çetrefilli sorunlar yumağı içinde, yoktan ve genelde yoksunluklar içinde, yaratıcı, stratejik, uygulanması kimi zaman olanaksız görülse de emek ve dirençle, azim ve kararlılıkla hareket eden, yalnız yola çıkmaktan çekinmeyen, kendine inananlara ihanet etmeyen, çevresindekilere güvenmekle beraber hemen her zaman tedbirli ve iç seslerini dikkate alan bir karakter yapısı çizmektedirler ve kişilik olarak okumaya, yazmaya, düşünmeye ve tartışma/münazara etkinliklerine meraklı insanlardır. Becky Brodin liderlikle ilgili şöyle der; 'Liderlik otorite kullanımı değildir. İnsanları güçlendirmektir.' Lider ait olduğu ulusa veya kuruma hedefler koyarak onları bu doğrultuda yönlendiren ve arkasından sürükleyen kişidir çünkü.
Liderlerin, olaylara, durumlara ve yaşananlara tepkileri de kuşkusuz ki diğer insanlardan farklı olmaktadır. İşte bu farkın paydaşlarıdır zaten bazısına lider sıfatı veren. Yıl 1934, TC Milli Eğitim Bakanı Niğdeli Abidin Özmen’dir. Bakanın makamına Atatürk’ün yaverlerinden biri, yanındaki iki çocukla girer ve Bakana bir zarf uzatır. Zarf Atatürk’ten gelmiştir. Bakan zarfı açar ve mektubu okumaya başlar. Atatürk; “Yaver Bey’le, size iki fakir ve kimsesiz çocuk gönderiyorum. Bu çocukları, uygun göreceğiniz bir liseye (parasız yatılı olarak) kaydını yaptırıp…” Bakan, bunu Atatürk’ten verilmiş bir emir kabul ederek Orta Öğretim Genel Müdürünü çağırtır ve Genel Müdüre şu emri verir. “Yaver Bey’in yanındaki bu iki çocuğun evraklarını alınız ve bu çocukları H.P. Lisesi’ne paralı yatılı olarak kaydını yaptırıp, her ikisi için de üçer yıllık paralı yatılı makbuzlarının, veli ve ödeyen hanesine Atatürk’ün ismini yazdırarak bana getiriniz” der.
Bakanın emri yerine getirildikten sonra kısa bir mektup yazarak Yaver Bey’le Atatürk’e yollar. Mektupta şunlar yazılıdır. “Muhterem Atatürk; Yaver Bey’le göndermiş olduğunuz iki çocuk hakkındaki emirlerinizi aldım. Ancak arkasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Cumhurbaşkanı Atatürk gibi birisi bulunduğu için, bu iki çocuğu fakir ve kimsesiz kabul etmeme, hem yasalarımız, hem de mantığımız izin vermedi. Bu nedenle her iki çocuğun da emirleriniz gereği H.P. Lisesi’ne paralı yatılı olarak kayıtlarını yaptırdım. Çocukların üçer yıllık okul taksitlerine ait makbuzlar ekte takdim…”
Atatürk mektubu okuyunca, Başbakan İsmet İnönü’ye telefon ederek “Bak senin Milli Eğitim Bakanın bana ne yaptı” diyerek olayı anlatır. İnönü Bakan adına özür diler. Atatürk; “Yok özür dileme. Çok memnun oldum. Keşke her devlet adamı bu medeni cesarete sahip olabilse ve gösterebilse” diyerek büyüklüğünü gösterir ( Cumhuriyet anıları, eğitimci Hacı Angı’nın makalesi).
Bu güne baktığımızda, büyük bir sorumluluk duygusu taşıyan bir liderin ve tutarlı, kişisel hırslarını yenebilmiş devlet adamlarının, bu örnek davranışları karşısında insan, “Hey gidi günler hey nereden nerelere gelindi…” demekten kendini alamıyor. Merak ediyorum ve soruyorum. Kimdir lider? Devlet adamı kime denir?