Biliyoruz ki her taklit aslının kötüsüdür; çünkü taklit taklittir. Seçimlerden önce, çözüm ve müzakere süreci kapsamında, ne yapacağını halkıyla bir türlü açık, net, anlaşılır ve tartışılabilir ortamlarda paylaşmayan Sayın Cumhurbaşkanı Eroğlu, müzakere masasına oturacağım dediği için ve Saray’a gelişinde ayağının tozuyla Sayın Ban’a verdiği mesajlarla, o meşhur mektubun içeriği ile hem kendini seçenleri hem de seçmeyenleri hafif tertip sersemletip; her iki kesime de “Acaba?” diye düşündürdü. Ama dedim ya biz biliyoruz; neyi mi? Eroğlu’nun Eroğlu olduğunu! Yıllarca ve yıllarca seçimden önce ne söylediyse, seçimden sonra hiç yapmadığını biliyoruz! Seçimden önce verdiği hiçbir sözü seçimden sonra tutmadığını biliyoruz! Seçimlerdeki korkutma, sindirme, caydırma, baskı ve şiddet dolu tavrın, seçimden sonra çekmecelere kaldırılıp sorumluların araştırılmadığını, olayların incelenmediğini biliyoruz! Sözde anketlerin, “insan fişlemek adına” ‘masum’ etkinlikler gibi yutturulmaya çalışıldığını da biliyoruz! İnsanları işle aşla korkutarak, düşüncelerini söylemeleri engellenerek, sellerden bile menfaatler dağıtarak seçimlerin manipüle edildiğini de biliyoruz! Aslında biz, Sayın Cumhurbaşkanının özellikle kişisel hırsları ve istekleri ile hareket ettiğini ve bunun dışında, hiç birimizi (halkını, yurttaşını, gençliğimizin geleceğini…) ve hiçbir şeyi (Kuzey Kıbrıs’ın uluslar arası itibarı, önemi, kazanılan hakların korunup kollanması ve geliştirilmesi için çalışılması…) bizlerin duyarlılığında umursamadığını da biliyoruz! Halkmış, çözümmüş, gelecekmiş, verilen sözler ve dış politikada itibarmış, Türkiye ile iyi ilişkiler ve karşılıklı her iki ülkenin de çıkarlarını gözetmekmiş… Kimin niye umurunda olsun ki? Sorum şu: Sayın Derviş Eroğlu, şu meşhur masada, çözüm mü yoksa çözümsüzlük müzakeresi mi başlattı?
En son yapılan açıklamalar, en yetkili ağızdan özetlenirse şöyle: Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Sayın Alexander Downer, Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu ile Rum Yönetimi Başkanı Sayın Dimitris Hristofyas’ın gerçekleştireceği bir sonraki görüşmenin tarihinin henüz saptanmadığını belirtti.
Downer, “Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs halkının elinde bulunduğunu” da kaydederek, “Eğer halk çözüm istemiyorsa o halde bu başarılamayacak” dedi. Rum radyosunun haberine göre Downer, New York ziyareti için adadan ayrılmadan önce Larnaka Havaalanı’nda açıklamalarda bulundu. Downer ayrıca, iki lider temsilcisinin dünkü görüşmede hem fikir olup, kaleme aldığı ortak açıklamayı okudu. Basına yazılı olarak dağıtılan ortak açıklamada “Müzakereler, üzerinde anlaşılmış BM zemininde devam ediyor. Tüm başlıklar, ‘bütün konularda anlaşılana kadar hiçbir konuda anlaşılmış kabul edilmeyecek’ prensibinden dolayı, yakınlaşma noktalarını artırma amacıyla müzakere edilecek” denildi. Downer, BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un Kıbrıs’taki BM Barış Gücü’nün faaliyetleriyle ilgili kaleme aldığı raporun tamamlanması amacıyla haftaya New York’ta BM Güvenlik Konseyi üyelerini Kıbrıs müzakereleriyle ilgili olarak bilgilendireceğini söyledi. Liderlerin özel temsilcileri Sayın Kudret Özersay ile Sayın Yorgos Yakovu’nun haftaya görüşeceğini kaydeden Downer, temsilcilerin görüşmesinin “Mülkiyet” konusu üzerinde odaklanacağını belirtti. Downer, Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu ile Rum Yönetimi Başkanı Sayın Dimitris Hristofyas’ın gerçekleştireceği bir sonraki görüşmenin tarihinin henüz saptanmadığını, bunun önümüzdeki hafta saptanabileceğini dile getirdi. Alexander Downer, müzakere sürecinin ilerlediğine işaret ederek sabırlı olunmasını istedi. “BM’nin, her zamanki gibi çok iyi ve çok onurlu bir iş yaptığını” söyleyen Downer, BM’nin “Kıbrıs’taki siyasi oyuncuların parçası olmadığını; kendilerinin ne siyasi parti ne de siyasi parti temsilcileri olduğunu; kendilerinin siyaset oynamadığını” kaydetti. Sayın Downer, “halk istemiyorsa…” diyor; “çözüm olmaz” diyor! Halk istemiyor değil ki! Fikirler neredeyse yarı yarıya ama korkutulanlar, sindirilenler, tehdit edilenler, sandığa gitmeyen küskünler var; bu kitledir belirleyici olan; halk kendi geleceği için olumlu gelişmeler yaratacak bir çözümü neden istemesin?; Sayın Downer bunu nereden bilsin ya da bilse bile neden iç politikaya müdahale eder görünsün? Annan Planı’na hayır demiş ve iç politikada, hayır üstünden kendilerine zemin oluşturmuş iki politikacı var artık sahnede ve içerde yine hayır demeleri beklenirken, dışarıya karşı da “aman el âlem duymasın” politikası yürütülmeli onlara göre. Bu konuda, yani müzakereler diplomasisinde, Sayın Eroğlu ne yazık ki yeterince deneyimli değil, diplomasi denen şey bunlar işte, nüans burada; bu nedenledir ki denedi ama başarılı olamadı. Pat diye bir krizimiz oldu, hem de nur topu gibi kucağımızda patladı. Bu diplomasinin tek ve yılmaz savunucusu ve elbette ki yaratıcısı Sayın Baba Denktaş’tır; içerde ayrı, dışarıda ayrı, sağda ayrı solda ayrı, köşede bucakta ayrı açıklamalarla hep aynı noktada ve hep aynı çizgide durmak! Ama onun yetenekleri ve deneyimleri bile zamanında yetmemiş ve bu halkın meydanlara toplanmasını engelleyememiştir. Bunu Sayın Hristofyas, Sayın Talat’ın her manevrasına direnerek, her olumlu adımını savuşturmaya çalışarak yapmaya alışkın ki buna karşın, sabır taştı da kimi raporlarda Kıbrıs Türk Halkı olumlu kazanımlar elde etti. Ama şimdi, Sayın Hristofyas kanımca epey rahatlamıştır; epey de huzurlu bir şekilde belki de rüyalarında, merhum Papadopulos’la keyifli sohbetler etmektedir. Sorum şu: Sayın Eroğlu, Cumhurbaşkanı seçildiği sıralarda, Sayın Egemen Bağış, özetle; “ Eroğlu sürpriz yapacak, iyi şeyler yapacak…” demişti müzakereleri kastederek iyi niyetli bir temenni vurgusuyla; sizce hala aynı fikirde midir Sayın Bağış, merak etmemek elde değil ki!