Kişisel yaşamlarımızda kimi zaman öyle durumlarla, öyle zor koşullarla karşılaşırız ki; kişiliğimiz, dünya görüşümüz, aklımız, fikirlerimiz ve ahlak anlayışlarımız sınavdan geçer.
Verdiğimiz kararlar ve yaptığımız seçimler gerçekliğimizi, çıplaklığımızı açığa çıkarır.
Benliğimizin derinlerindeki korkular, kaygılar, kırılganlıklar ve zaaflarla ya da cesaret, göze alabilme, inanç ve dirayet gücümüzle tanışırız.
Neyi düşündüğümüzden çok gerçekten ne hissettiğimizi, neyi savunup, inandığımızdan çok gerçekte neye, ne kadar bağlı olduğumuzu, neyi ne kadar yitirmeyi fikirde bile sınamanın bizdeki yansımasını anlarız; aslında kendimizi kavrarız.
Aynı durum kamusal yaşam için de geçerlidir.
Toplumsal olaylar ve sorunlar karşısındaki tavrımız siyasal kimliğimizi açığa vurur. Taraf olabilme, bir anlayışa dâhil olabilmenin sorumluluğunu taşıyabilme, kullandığımız dil ve seçtiğimiz yol, etik ve politik anlayışımızı ele verir.
***
Reel-politika ile etik-politika önemlidir ve aralarındaki ayrım sadece yöntemsel olmayıp, aynı zamanda akıl farkı da bulunur.
Politikada, en tehlikelisi, politikacıların halkın tarafında değil de kendi taraflarında olmalarıdır.
Futbolda, amigolar tribünleri galeyana getirir, takım o coşkuyla maçı kazanır; seyirciler evlerine dönerken, futbolcular prim kazanmıştır, kulüp prestij sağlamıştır, takıma yatırım yapanlar kazanmıştır… Seyirci hariç herkes bir şekilde pastadan pay almaktadır.
Politikada da iktidar olma mücadelesi salt iktidar olma mücadelesi olarak algılanınca, halka hizmet gibi gerekçe ve nedensellik yoksa oy adına her türlü vaat verilebilir; her türlü yalan söylenebilir; her türlü yarım yamalak yatırım yapılabilir (Bir ara cennetten tapu verildiğini bile duymadık mı Türkiye’de…! ), atmanın sınırı tutmanın gereği yoktur; göstermelik bir iki eylem de yapılırsa tutabilene aşk olsun!
Buradaki politika ne reel-politikayla ne de etik-politikayla ilgilidir. Bu olsa olsa yalan-politik bir yapıdır ve unutmadan, yalan-politik deyiminin patenti de bana aittir diyelim, UBP için türetilmiştir!…
Yalanın olduğu yerde, haktan, adaletten, edepten, marifetten, hukuktan, usul ve erkândan söz edebilmek ne mümkün?
Biz de edemez olduk farkındaysak…
Her yazıda, her konuşmada, her söylemde; yalanlardan, yolsuzluklardan, kafa karıştıran ihalelerden söz konusu açılıyor…
Çünkü gündem bunlar…
Çünkü hiçbir şey olmadı dediğimizde, Kıbrıs Türk Hava Yolları satışa çıkıyor bir gecede ve tam bir toplumsal keşmekeş yaratılarak (aslında satılıyor demek de doğru değil ya, neyse…peşkeş çekiliyor da desem herhalde yanlış olmaz bu durumda!)…
***
Peki, politika ister reel ister etik ne olmalı; nasıl olmalı?
Önce tutarlı olmalı.
İlkesel olmalı mutlaka.
Devlet politikaları üretilmeli.
Günü birlik ve değersizleştirerek değil tam tersi sahip çıkarak ve neye sahip çıktığının bilincinde hareket etmeli.
Onurlu olmalı.
Saygılı olmalı.
Halkına ve hayatına inançlı olmalı.
İnsan sevgisiyle dolu olmalı.
Duyarlı ve kararlı olmalı.
Nereden çalarsa oradan oynayanı da oynatanı da bünyesinde barındırmamalı.
Özcesi: Politika ahlaklı olmalı…. Edepten, nezaketten nasibini almış ve insanı yücelten bir yapıda olmalı.
***
Börklüce Mustafa der ki Varidat’ında: Su kullananın/toprak işleyenindir…
İşte politikanın temeli de budur aslında; eşitlik için hak için hakça mücadele etmek halk için halkla çalışmak…
Yârin gül yanağından gayri her şeyde hep beraber diyebilmek için…
Yoksa 35 yıllık UBP’lilerin, “yeni UBP’lilerin” ve UBP hükümetlerinin yaptığına politika denmiyor bizim literatürde.
Ne iş yaparsınız diye soranlara serbest atıcıyım, oy avcısıyım, diyenler; şimdi “iktidarda”!
Evet evet gerçekten de fark var! Arkasında da halk var! Ama bu halk gerçekten de arkada bırakılmış çünkü UBP halktan koptu ve aldı başını gidiyor!...Halk ise arkada perişan edilmiş…Yalanlarıyla kandırılmış UBP’nin…
Bunun için de politik akıl gerekmiyor, iyi bir hafıza, yalan dolan, söz vaat, La Fonten’den “vatan elden gidiyor” masalları ve kıvrak bir konuşma yeter de artar bile!
Yalandan kim ölmüş?