Kuzey Kıbrıs, toplum mühendisliği ile mi değiştiriliyor?

1974 sonrasında adanın kuzeyine toplanan Kıbrıslı Türkler için yepyeni bir dönem başlıyordu.

1974 sonrasında adanın kuzeyine toplanan Kıbrıslı Türkler için yepyeni bir dönem başlıyordu.

1960’da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti çeşitli nedenlerle birlikte yaşatılamamış, Kıbrıslı Türkler 1963 Aralık ayında çıkan ve “kanlı noel” diye anılan olaylar sonrasında kendi Cemaat Meclislerini oluşturmuşlar, tam 11 yıl süren direnişten sonra ise Kuzey Kıbrıs’ta önce kendi “Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi”ni ardından da “Kıbrıs Türk Federe Devleti”ni kurmuşlardı.

Kıbrıslı Rumların Kuzeyde bıraktığı sanayi ve tarımsal toprakların işlenmesi için Türkiye Hükümetlerinin önerileri Kıbrıslı Türk Yöneticilerinin de kabulleri ile Türkiye’den Kuzey Kıbrıs’a özellikle tarımsal işgücü adı altında nüfus taşınmıştı ilk olarak 1975 yılında. Devlet deneyimi pek olmayan Kıbrıslı Türkler, deneyimli Türkiye tarafından yönlendirilmekteydiler. Kıbrıslı Türkler’in farklı ve zengin kültürel yapıları ile Türkiye’nin ekonomik yönlendirmeleri sonucu oluşacak olan yapı Türkiye’nin de dünyaya açılan bir vitrini olabilecekti.

Ağırlıkla on altıncı yüzyıl sonunda Kıbrıs’a Anadolu’dan getirilerek yerleştirilen atalarımızın dört yüz yıl boyunca kendi kültürel kimliklerini koruyarak ancak farklı kültürel kimliklerden de zenginleşerek yaşadıklarını ve tüm dünyanın da takdirle izlediği bir barış ve hoşgörü toplumu oldukları bilinen gerçekliklerdendir. Osmanlı İmparatorluğu’nun Adayı İngilizlere devretmesi ile adadaki yaşamları gerek ekonomik gerekse siyasal anlamda giderek zorlaşan Kıbrıslı Türkler, tarihin hiçbir döneminde özellikle Kıbrıslı Rumların hegemonik yönetimleri altına girmeyi de kabul etmeden yaşamışlar ve “toplumsal Varoluş” için mücadelelerini sürdürmüşlerdir.
Atatürk Devrimlerini Anadolu insanlarından dahi önce kabul eden ve içselleştiren Kıbrıslı Türkler, dini inançlarından da hiçbir dönemde vazgeçmemişler, tüm din ve inançlarla hoşgörü içinde birlikte yaşamışlar, laikliğe inanmışlar, kendi kültürel yapıları içerisinde farklı medeniyetlerden de etkilenerek kültürel miraslarını hep ileriye taşımasını bilmişlerdir.
1974 sonrasında Anadolu insanına da kucak açmayı içselleştirerek ve hiçbir dönemde ayrımcılığın hiçbir türünü yükseltmeden yaşamayı da becerebilmiş bir halk olarak Kıbrıslı Türkler, maalesef giderek “birileri” tarafından Türklükleri ve Müslümanlıkları sorgulanır hale gelmişlerdir! Bu birileri her kimse, sanki bir “toplum mühendisliği” uygular gibi hem 1974 öncesi yüzyıllarca Kıbrıs’ta yaşayan insanlarımızı hem de 1974 sonrası Anadolu’dan getirilip adaya yerleştirilen yeni yurttaşlarımızı değiştirmeye sürekli olarak çaba göstermişler, halen de bu çabayı sürdürmektedirler.
Vatandaşlarımız Kuzey Kıbrıs’ta her türlü zorluk ve mücadelelerden geçerken, sürekli olarak yeni insanların ülkeye gelmesinin önü açılmış, ucuz iş gücü adı altında büyük bir değişim yaşanmasına göz yumulmuştur gerek Kuzey Kıbrıs gerekse Türkiye yönetimleri tarafından. Ekonominin tüm sektörleri yıllar itibarı ile ya batırılmış ve kamu sektörü şişirilmiş ya da genellikle Türkiye hükümetleri destekli Anadolu’dan işveren ve çalışanlarla donatılmıştır.
Bugün otellerden tutun da inşaat sektörüne, restoranlardan tutun da müteahhitlere, bir kısım üniversitelerden tutun da dersanelere, havayollarından deniz işletmelerine, bankacılıktan emlak sektörüne kadar hayatın hemen her alanındaki sektörler giderek el değiştirmekte, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları maalesef işssiz bırakılmakta hatta üstüne bir de “tembel” olarak nitelendirilmektedirler!
Kuzey Kıbrıs izolasyonlar altında kıvranırken ve geçmişten günümüze ürettiklerini çeşitli nedenlerle dahi Türkiye’ye bile satamazken giderek üretimden kopartılmış ve insanlar memurlaştırılmıştır. Son dönemlerde “ne kadar Türksünüz?” ve “ne kadar Müslümansınız?” sorularına muhatap dahi edilen Kıbrıslı Türklere maalesef bunlar çeşitli ortamlarda vurgulanır olmuş ve “alınan önlemlerle! daha Türkleştirilmeye ve daha Müslümanlaştırılmaya” velhasılı kelam Türkiye’deki insanlarla benzeştirilmeye hatta aynılaştırılmaya çalışılmışlardır, halen de çalışılmaktadır! Bunlar oldukça üzücü ve üzücü olduğu kadar da düşündürücüdür sevgili okurlarım.
1974’ten beridir Türkiye’nin öneri ve destekleri ile yaşamaya ve yapılaşmaya çalışan Kıbrıslı Türkler, eğer bugün gelinen noktada ekonomik ve yapısal sorunlar yaşıyorlarsa bunun analizlerinin doğru yapılması gerekmektedir.
Yüzyıllar boyunca Kıbrıslı Türkler kimliklerini koruyarak mücadele etmeyi, yaşamayı ve yok olmamayı başarmışlarsa kimse kalkıp da milliyetçilik ve dindarlık yarışlarına sokmaya çalışmamalıdır Kıbrıslı Türkleri ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarını.
70’li yıllarda neredeyse İtalyanlardan sonra Akdeniz’deki en iyi inşaat sektörüne ve ustalara sahipken Kıbrıslı Türkler ve örneğin Libya’daki neredeyse tüm limanları ve yolları inşa eder durumdayken bugün bir karayolunu dahi kendi yapamayacak duruma getirildiyse! birilerinin bundan ders çıkarması ve çuvaldızı Kıbrıslı Türklere batırmadan önce iğneyi kendisine batırması gerekmez mi?
70’li yıllarda plastik fabrikaları, meyve suyu fabrikaları, kimyevi ürünler fabrikaları olan bu ülke neden hiçbirşey üretemez duruma getirildi ve ihracat yerine yalnızca ithalata yönlendirildi? Bunların bir bir analiz edilmesi gerekmektedir eğer gerçekten Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti ve halkının kendi ayakları üzerinde durması isteniyorsa.
Yoksa “toplum mühendisliği” denen bir olgu ile dokuları, genel karakteristik özellikleri, inançları, kültürleri, ekonomik yapı ve yaşam tarzları ile bir toplumu değiştirmeye ve mühendis titizliğinde yeni özelliklere sahip başka bir toplum yaratmaya çalışılıyorsa, ekonomik sıkıntılardan ve tanınmamanın getirdiği dezavantajlardan dolayı bir toplum kendi iç dinamikleri ile değil de başkalarının istediği yönlere çekilmeye çalışılırsa toplumun mühendislik özellikleri ile değişimini sağlayarak, bu hem bir insanlık suçu olarak anılacaktır hem de hiç istenmeyen sosyal olaylara ve karmaşalara yol açacaktır.
İşte bu nedenlerle CTP olarak önerimiz, hem de hükümete koalisyon ortağı olmayı kesinlikle talep de etmeden, bir “ekonomik ve sosyal konsey” kurulması, kendi ayaklarımızın üzerinde duracak bir yapıyı kendimizin oluşturması, ekonomik önlemler ve kalkınma paketlerimizi kendimizin yapılandırması ve Türkiye ile birlikte hareket etme istişarelerinin bundan sonra yapılması, demografik yapının bundan böyle kesinlikle korunması, Kıbrıs Türk emek ve işveren kesimlerine iş ve çalışma olanaklarının yaratılması, vatandaşlık verilmesi uygulamalarına artık kesinkes son verilmesi, kaynakların artırılması ile ekonomik refahın yaratılması, üretime ağırlık verilmesi, eğitim sisteminin ülke koşullarına göre gerçek anlamda yapılandırılması ve ihtiyacımız olan insan kaynağımızın eğitiminin buna göre yapılması ve benzeri konular artık hayatidir ve mutlaka hayata geçirilmelidir bizler tarafından.
Sevgi ve dostlukla kalınız.

Bu haber 153 defa okunmuştur

:

:

:

: