EĞİTİMİN TOPLUMSAL İŞLEVLERİ

Nasıl bir eğitim sisteminden önce nasıl bir toplum ve nasıl bir insan sorularının anlamlı bir şekilde irdelenmesi ve katılımcı ve bilimsel bir anlayışla yanıtlanması gerekmektedir her şeyden önce.

NASIL BİR İNSAN?

Nasıl bir eğitim sisteminden önce nasıl bir toplum ve nasıl bir insan sorularının anlamlı bir şekilde irdelenmesi ve katılımcı ve bilimsel bir anlayışla yanıtlanması gerekmektedir her şeyden önce.

Eğitimin temel işlevleri, yukarıdaki sorulara bulunacak yanıtlar doğrultusunda belirlenip düzenlenmelidir toplum tarafından.

Toplumların sahip bulunduğu çağdaşlık ve gelişmişlik düzeyleri ve vizyonları, eğitimin temel işlevlerini belirlemede ve işe vuruk hale getirmede önemli ve anlamlı bir rol oynamaktadır.

DİNAMİZM

Toplumlar durağan bir yapıda olmadıklarından, gerek doğrudan kendi iç dinamikleri vasıtası ile gelişimleri gerekse dünyadaki diğer gelişmelerden doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenip değişim yaşamaları ve gelişim göstermeleri, toplumların gereksinimlerini ve vizyonlarını sürekli olarak dönüşüme uğratmakta ve geliştirmektedir.

Toplumların böylesi bir dinamizm içerisinde değişen gereksinimleri tüm sistemleri etkilediği gibi eğitim sistemini de doğrudan etkilemekte, eğitimin toplumsal işlevleri belli sürelerle değişim gösterebilmektedir.

İşte tam da bu noktada, tüm topluma olduğu gibi özellikle de eğitimbilimcilere, toplumbilimcilere ve siyasetbilimcilere eğitimin temel işlevlerini toplumsal gereksinim ve değişimlere göre düzenlemek görevi düşmektedir.

Bu noktada, popülizm denen siyasi hastalık, kesinlikle kaçınılması gereken bir olgudur.

“Eğitim yalnızca eğitimcilere bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir ancak işin başında eğitimbilimcilerin olmaması da toplumu büyük belirsizliklere sürükler”.

Burada eğitimbilimcileri ne küçük görme ne de yüceltme bulunmamakta, eğitimbilimcilerin toplumbilimci ve siyasetbilimcilerle birlikte çalışması gerekliliğini vurgulanmaktadır.

Eğitim, toplum, siyaset ve bilim dörtlüsü toplumun dinamik yapısını ileriye götüren öneme sahiptirler eğitim işlevlerini belirlerken.

Bir eğitimbilimci olarak ben de eğitimin katılımcı bir anlayışla gelişebileceğine yürekten inanmaktayım.

Eğitimin temel işlevleri ile toplumsal gereksinimler sürekli olarak atbaşı gitmeli ve birbirlerini geliştirebilmelidirler.

Eğitimin temel işlevleri toplumsal gereksinimlerin gerisinde kalırsa ya da toplumsal gereksinimler eğitimin temel işlevlerinin çok gerisindeyse, ortada mutlaka bir dengesizlik ve huzursuzluk vardır denilebilir.

Biz eğitimbilimcilere düşen en önemli görevlerden birisi de toplumun değişen ve gelişen gereksinimlerine uygun eğitim işlevlerini ortaya çıkarmak ve toplum ve siyaset bilimcilerle birlikte geliştirmek olmalıdır.


EĞİTİMİN TEMEL İŞLEVLERİ

Eğitimin temel işlevlerinin toplumsal gereksinimlere göre değişiklik göstermesi her ne kadar gerekli ve doğru ise, ve her ne kadar bu işlevlerin belirlenmesi toplumdan topluma ve toplumların çağdaşlık ve gelişmişlik düzeylerine göre değişiklik gösteriyorsa da, hemen her toplumda bazı temel eğitim işlevleri vardır ki bunlar mutlaka işe vuruk hale getirilmelidir.

Örneğin, her toplum kültür aktarma işlevini etkili bir şekilde yerine getirmelidir.

Hemen her toplum kendi çapında yenilikçi, ilerici, yaratıcı ve üretken bireyler yetiştirmeyi hedeflemelidir.

Toplumlar kendi siyasi oluşum değerlerini yeni nesillerine aktarmanın yollarını bulmalı ve gerek siyasi değerlerinin kavranmasını gerekse barış içerisinde bir dünyanın hedeflenmesini amaç edinmelidir.

Ekonomi hiçbir toplumun vazgeçemeyeceği bir sistem olduğundan, ekonomik sistemin gerektirdiği bireyleri yetiştirmek ve bu bireylere gerekli olan tutum, davranış ve değerleri kazandırmak da eğitimin toplumsal işlevlerinden biridir.

Her toplum kendi insanının sahip olduğu yetenekleri geliştirmek durumundadır.

Her toplum kendi insanını, kendi kültürünü korumak ve geliştirmek durumundadır.

İşte bu nedenlerledir ki her toplumdan beklenen temel görevler, eğitimin toplumsal işlevlerini yerine getirebilecek bir modeli mutlaka yaşama geçirmesidir.

Toplumlar bireylerini çağa ayak uyduracak, çağı anlayıp yorumlayacak ve toplumlarını da sürekli geliştirip çağdaşlaştıracak bireyler yetiştirmek durumunda ve zorundadırlar.

Eğitim tüm bu hedefler açısından düşünüldüğünden, bu anlam ve amaçlarda en önemli araçlardan biri olarak görülmelidir.

Eğitim, artık yalnızca var olan bilgiyi aktarmaktan ve bilgi deposu insanlar yetiştirmekten kurtarılmayı bekliyor.

Eğitim insanlara sadece belli bir sürenin sonunda kazanılan diplomaya bizleri ulaştıran bir sistem ve süreç olarak görülmekten de kurtarılmalıdır.



NE YAPMALI?

Herşeyden önce, toplumsal işlevlerini yerine getiren bir eğitim sistemini tartışmalı ve yaratmalı;

çağdaş bir toplum oluşturmayı hedefleyen bir eğitim sistemi olmalı ki mutlaka gözleme, deneye ve araştırmaya dayalı olmalı;

düşünme, yorumlama ve yargılama yeteneğini geliştirip, bireylere sürekli olarak düşünce üreten, sorgulayan ve yorumlayan bir zihinsel yapı ve boyut kazandırmayı hedefleyip sağlamalı;

toplumsal beklentilerle bireylerin özelliklerini ve beklentilerini dengelemeli;

sanat ve sporla yoğrulmuş, doğa ile içiçe, insanı ve çevresini seven ve sayan insanlar yetiştiren bir model olmalı;

toplumdan kopuk olmayan, insanların güven duyduğu bir eğitim sistemi olmalı;

kazanılacak olan iletişim becerileri ile küçülen dünyada rahatlıkla iletişim kurabilen bireyler yetiştiren bir sistem olmalı;

Bunlar nasıl mı olacak diyorsunuz?

İşte işin en önemli noktası da bu ya…

Katılımcılıkla…

Paylaşımla…

İnsanı sevmekle…

Eğitimbilimciler, toplumbilimciler ve siyasetbilimcilerin farklı noktalarda durarak aynı noktaya bakma becerisini göstermekle bulunacaktır bahsettiğim eğitim modeli.

Aslında hiç de zor değil ama ortak bir vizyona sahip olmak bu konuda şart.

Gerisi aynı noktaya bakabilmeye kalıyor…


Bu haber 88 defa okunmuştur

:

:

:

: