Sayın Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra müzakere sürecinde yaşananlar, ikide birde her iki lider tarafından yapılan çelişkili açıklamalar ve özellikle Kıbrıslı Türklerin UBP hükümetinin yürüttüğü politikalar neticesinde ekonomik sıkıntılardan geçmesi, halkın müzakere sürecine olan ilgisini giderek azaltmış gibi görünse de, aslında çözüme olan ihtiyaç da günden güne artmaktadır, her iki halk açısından da; her ne kadar sanki Kıbrıslı Rumların çözüme ihtiyacı yokmuş gibi görünse de, ki gerçekte her iki halkın ve hatta Türkiye ile Yunanistan’ın ve Bölgemizin Kıbrıs’ta bir çözüme oldukça ihtiyacı vardır ve BM de bundan büyük bir prestij kazanıp dünyanın diğer bölgelerindeki sorunların çözümü açısından motivasyon ve güven kazanacaktır.
Sayın Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra müzakere sürecinde yaşananlar, ikide birde her iki lider tarafından yapılan çelişkili açıklamalar ve özellikle Kıbrıslı Türklerin UBP hükümetinin yürüttüğü politikalar neticesinde ekonomik sıkıntılardan geçmesi, halkın müzakere sürecine olan ilgisini giderek azaltmış gibi görünse de, aslında çözüme olan ihtiyaç da günden güne artmaktadır, her iki halk açısından da; her ne kadar sanki Kıbrıslı Rumların çözüme ihtiyacı yokmuş gibi görünse de, ki gerçekte her iki halkın ve hatta Türkiye ile Yunanistan’ın ve Bölgemizin Kıbrıs’ta bir çözüme oldukça ihtiyacı vardır ve BM de bundan büyük bir prestij kazanıp dünyanın diğer bölgelerindeki sorunların çözümü açısından motivasyon ve güven kazanacaktır.
Sayın Eroğlu’nun politik yaşamı boyunca federal bir çözümden hep uzak durduğu yalnızca Kıbrıslı Türk ve Rumlar tarafından değil, tüm dünya tarafından da bilinmektedir. Evet doğrudur, Sayın Eroğlu müzakerelere Sayın Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğini açıklamış olmasına ve müzakere sürecine devam etmesine rağmen, Sayın Talat’a onca eleştiri yaparak ve Sayın Talat’ı Rumlara bir çok tavizler verdi diye suçlayarak seçilmiş olmasına karşın, son günlerde yıl sonuna kadar çözüme ulaşılmazsa herkes kendi yoluna gider diye açıklamalar yapması bir bakıma gerçek niyetini de ortaya koymaktadır ki o da en başta federal çözümden uzaklaşılmasıdır.
1955’te EOKA ve 1958’de de TMT’nin kurulmuş olduğunu biliyoruz. 1960’da Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuş olmasına karşın 1963-64 olayları ile Kıbrıs sorunu bugün bilinen halinin köklerini almıştı…Yani 50’li yıllardaki çatışmalar 60’lı yıllarda da devam etmiş, 1968’de de iki toplum arasındaki müzakereler Beyrut’ta başlamıştı. Yine bir on yıllık dönem sonra, 1974’te bu kez de 15 ve 20 Temmuz’lar yaşanmış, Cenevre görüşmeleri sonuçsuz kalmış, 1975’te nüfus mübadelesi anlaşması ile Kuzey ve Güney oluşmuştur. 1977 ve 1979 doruk anlaşmaları ile de 2 bölgeli, 2 toplumlu federal bir cumhuriyet üzerinde anlaşma sağlanmıştır…70’li yılların ardından bir başka on yıllık dönem sonunda 1983 yılında KKTC ilan edilirken, ardından yine 1983’te Peres De Cuellar Belgesi ile tanışmış toplumlar ve müzakereler devam etmiş ancak sonuçsuz kalınmış…Bir başka on yıllık dönem sonunda, bu kez 1992 yılında Butros Gali fikirle dizisi sunulmuş taraflara, müzakereler devam etmiş fakat bu kez de bir sonuç elde edilememiş çözüm açısından…Tarih bir başka on yıllık dönemi daha geçirtmiş toplumlara ve 2000’li yılların başında Sayın Denktaş ile Sayın Klerides yemekli görüşmelere başlamışlar ve ardından da 2002’de bu kez de Kofi Annan bir plan sunmuş taraflara ve nihayetinde bu plan CTP’nin hükümet döneminde yapılan görüşmelerle, ki Burgenstock’taki zirveye Sayın Denktaş katılmamış ve Sayın Talat Başbakan olarak müzakereleri sürdürmüş ve Kofi Annan planının eş zamanlı olarak referanduma götürülmesi gerçekleşmiştir; fakat maalese bu kez de Rumların ilk kez gerçekleşen bir referandumda “hayır” demeleri ile bir kez daha çözüme ulaşılamamıştır. Ardından Sayın Talat Cumhurbaşkanı seçilmiş, Sayın Papadopulos seçimleri kaybedip yerine sayın Hristofiyas gelmiş ve müzakereler yeniden başlamıştır. Belki de tarihinde ilk kez bu kadar detaylı görüşmüş olmalarına rağmen Sayın Talat’ın görev süresi bitimine kadar bir sonuca ulaşılamamış ancak oldukça önemli noktalarda ilerlemeler kaydedilmiştir…
İşte şimdi yeni bir on yıllık dönem daha bitiyor 2000’li yılların başında başlayan görüşmelerin üzerinden, ve belki de diğer bir deyişle yeni bir müzakere dönemi daha başlayacak önümüzdeki aylarda ve tarih önar yıllık dönemleri ile tekerrür edecek rastlantısal bir biçimde…Gerek Kıbrıs’ta gerekse ve özellikle uluslar arası siyasi kulislerde bu yeni müzakere sürecinin uluslar arası bir konferans ile başlayacağının sinyallerini vermektedir…Görünen odur ki iki lider şu anda sürdürdükleri müzakereleri bitirme iradesini bir türlü gösteremiyorlar ve çeşitli konularda başta BM ve Garantör Ülkeler olmak üzere uluslar arası toplumun desteğine ihtiyaç duyuyorlar.
CTP olarak gerek şu an süren müzakerelerin kesintiye uğrayıp sonlandırılmaması ve başarıya ulaşması veya federal bir çözüme ulaşabilmek için Uluslar arası bir konferansın toplanması ya da 4’lü veya 5’li müzakerelerin yapılarak en erken bir sürede çözüme ulaşılabilmesini desteklemekte ve bunun için de mücadelemizi sürdürmekteyiz, sürdüreceğiz. Artık Kıbrıs sorununun çözümü için yeni bir on yıllık dönem daha beklemek istemiyoruz Kıbrıslı Türkler ve CTP olarak…