Göçmenlik ve vatandaşlık

Ülkemiz için çok önemli bir konu olan Türkiye’den Kıbrıs’a yerleşmiş nüfus konusu mikroşövenizm’in tuzağına düşmeden ele alınmalıdır.

Ülkemiz için çok önemli bir konu olan Türkiye’den Kıbrıs’a yerleşmiş nüfus konusu mikroşövenizm’in tuzağına düşmeden ele alınmalıdır.

Yalnız Kuzey Kıbrıs’ta değil, bugün dünyanın pek çok ülkesinde, göçmen ve göçmenlik sorunu yaşanmaktadır.

Bütün dünyada, göçmen işçiler ve onların çocuklarının haklarını, ülkelerin sol partileri savunmaktadırlar.

Göçmenlik konusu bizim için insani bir konudur ve göçmen hakları sol düşünceye sahip CTP tarafından da savunulmaktadır ancak diğer ülkelerden bizim farklılığımız, küçük bir ülkeye, bir anakaradan sonu gelmez bir nüfus aktarımı ve yerli nüfusun, kendi toprağında azınlık haline gelme korkusudur. Bu, haksız bir korku da değildir.
Ne var ki, bilindiği gibi, adaya eskiden gelen Türkiye’de doğmuş vatandaşlarımız da bu akımdan etkilenmektedirler ve demografik yapının hala daha durmamacasına bozulmasından onlar da şikâyetçidirler. Çünkü yurdumuza bizlerin kontrolü dışında gelen her gelen yeni boğaz, ister 74 öncesi Kıbrıslı Türklerin ister 74 sonrası vatandaş olanların boğazından kesilerek doyurulmak zorundadır. Her gelen kaçak işçi, “onlar”ın da işini çalmaktadır. Buradaki “onlar” sözcüğü belli bir grubun ötekileştirilmesi anlamında kullanılmamakta, aksine, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan tüm vatandaşlarımızın da demografik yapının hala bozulmasından ve sürdürülebilir boyutları aşmasından dolayı hepimizin rahatsızlığı bir bütün olarak dile getirilmektedir.
CTP hükümeti döneminde çıkarılan Muhaceret Yasası’nın tüm olumlu uygulama ve yansımalarına karşın bazı eksikler içerdiği gözlenmiştir. Muhaceret Yasası’nın gözden geçirilmesi bir gerekliliktir ancak CTP’nin vatandaşlık konusunda izlediği politika, vatandaşlar arasında doğduğu yere göre bir ayırım yapılmasının insan haklarına aykırı olduğu, ama böyle küçük ve normalize olmamış bir ülkede de sonsuza kadar, her gelene beş sene sonra vatandaşlık hakkı verilemeyeceği doğrultusundadır.
Doğal vatandaşlık edinimi dışında, bilimsel, ekonomik katkı dahil, yeni vatandaşlık verilmesi hemen durdurulmalıdır. Doğal vatandaşlık doğumla kazanılandır. Evlilikle olan vatandaşlıkların da belirlenecek belli bir yıldan sonra (örneğin 3-5 yıl) verilmesi düzenlenmelidir. Bunların dışında bakanlar kurulu veya ilgili bakanlığın önerisi ve meclisin onayı ile yılda sembolik bir üst sayıyı aşmayacak şekilde (örneğin 100-150 kişi) yasalaştırılmalıdır.
İnsanın bir ülkede yaşaması için ille de o ülkenin vatandaşı olmaya ihtiyacı yoktur. Sürekli oturma izni ülkede oturma ve çalışma ihtiyacını karşılar. Sürekli Oturma izni sahiplerinin, AB’de yerel seçimlerde seçme (ve seçilme) hakkı sahibi olması da siyasi haklar bakımından, tatmin edici bir haktır. Bu Kuzey Kıbrıs’ta da böyle uygulanmalıdır.
Bizim koşullarımızda, vatandaşlık verilmesi ve göçlerde bu türden bir kısıtlama olmazsa, “göçmen”in değil ama “yerli”nin ve “hali hazırdaki vatandaşların” insan hakları ihlâl edilir hale gelir ve gelmektedir.

İNSAN KAYNAĞI PLANLAMASI VE ÜNİVERSİTELERİMİZ
Ancak, ülke ekonomisinin ihtiyaç duyduğu iş gücü mutlaka kayıt altında olmalı ve bu asla esnetilmemelidir. Ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlar dışında ülkeye çalışma amaçlı iş gücü kabul edilmemelidir. Bu, gençlerimizin geleceklerini ülkelerinde yaşayabilmeleri ve çalışabilmelerinin olmazsa olmazlarındandır. Bunun için eğitim sisteminin de mutlaka yeniden yapılandırılması, eğitimin üretim için planlanması ve insan yetiştirme düzeninin yaşamla ilişkilendirilmesi mutlak olmalıdır.
Özellikle ülkemizde var olan üniversitelerin ülkemizin ihtiyaç duyduğu meslek alanlarına insan yetiştirmesi planlanmalı, ilgili yüksek okulların üniversitelerimizde açılması desteklenmeli, bu mesleklerin yasalarla tanımları yapılmalı ve öğrencilerimizin bu alanlara yönlenmesi için cazibeler yaratılmalıdır.
Bu önlemler bir taraftan ülkeye gerekli olan insan kaynağının yetiştirilmesini gerçekleştirirken diğer taraftan da üniversitelerimizin öğrenci kapasitesine katkı da yaparak ekonomik kalkınmamızın önünü de açabilecektir. Son 2 yıldır üniversitelerimize Türkiye’den gelen öğrenci sayısında yaşanan düşüşe de mutlaka önlem almak gerekir. Türkiye’den gelecek olan öğrencileri ülkemize çekebilmenin yollarından biri de üniversitelerimizin Türkiye’deki üniversitelerle “birleştirilmiş programlar” gündeme getirmeleri olabilir. Örneğin 2 yılı Türkiye’deki bir üniversitede okuyup diğer 2 yılı Kuzey Kıbrıs’ta tamamlamak ve çift üniversite diploması almak gibi alternatifler yaratılabilinir. Bir başka açılım ise yabancı dil eğitimine daha fazla önem verip 3. Ülkelerden daha fazla öğrenci almanın yollarını hayata geçirmek üzerine olabilir.

Üniversite öncesi eğitim evreleri gerek yönlendirme sisteminin işletilmesi gerekse de öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine göre eğitim alabilecekleri şekilde programlanmalıdır. Özellikle temel eğitim dönemi diye adlandırılan ilk ve orta okul dönemleri tüm vatandaşlarımız için oldukça önemlidir ve asgaride tüm insanlarımıza kazandırılmak istenen kazanımlar bu evrede çok iyi planlanmalıdır. Bir başka önemli olan nokta da ülkemizde yaşayan göçmenlere yönelik yapılması gereken göçmen eğitimidir. Bu, özellikle hoşgörü eğitimi ile de tüm öğrencilere verilerek çok kültürlü eğitim anlayışları ie desteklenmelidir.
Bu haber 134 defa okunmuştur

:

:

:

: