Geçtiğimiz Cumartesi Star Kıbrıs Gazetesindeki “Vizyon” köşemde ve Pazar günü de “Eğitişim” sayfamda eğitimde yaratıcılık konusunu sizlerle paylaşmaya ve eğitimde olması gereken yaratıcılık konusunda bir vizyonun oluşturulmasına katkı koymaya başlamıştım; bugün ve bu hafta bu konuya devam edecek, sizlerin görüş ve önerilerinizi de bekleyecek, bunları da yine sizlerle paylaşacağım…
ZİHNİ DUVARLAR
Düşünmeyi öğrenmek, düşünme hiyerarşisinde ilk basamağı oluşturmakta ve yaratıcı düşünme bunun üzerine yapılanmaktadır. Yaratıcı düşünmenin tanımlanmasından önce düşünmeyi öğrenmek kavramını ele almanın daha doğru olacağını düşünüyorum.
Düşünmeyi öğrenmekte ilk adım, düşünce sistemindeki engelleri ortadan kaldırmakla başlar. Düşünce sürecinde karşılaşılan bir kısım kavramsal engeller, kişinin bir sorunu doğru bir biçimde algılamasını, tanımlamasını ve çözümünü engelleyen zihni duvarlar oluşturur.
ALGISAL ENGELLER
Bunlardan algısal engeller; kişiyi ya sorunu görmekten ya da sorunu çözmek için gerekli bilgiyi açıkça algılamaktan alıkoymaktadır. Bu tür algısal engeller, sorunu tecrit etme, tanımlama güçlüğü, sorun alanını gereğinden çok daraltma eğilimi, sorunu çeşitli bakış açılarından görme alışkanlığının yerleşmemesi gibi özel durumlarla açıklanabilir.
DUYGUSAL ENGELLER
Düşünmeyi engelleyen duygusal engeller; düşünceleri araştırma ve değiştirme özgürlüğünü kısıtlar. Yanlış yapma, tehlikeye sokma ve başarısız olma korkusu; belirsizliklere dayanıklılığın az olması; güvenlik isteğinin yoğun oluşu; düşünce yaratmaktan çok yargılamayı tercih etmek; düşünce yoğunluğunda beceriksizlik; başarıya çabuk ulaşma isteği ve gerçeği hayalcilikten ayırdedememe, başlıca duygusal engellerdir.
İFADE ENGELLERİ
İfade engelleri, düşünce aktarımını ve iletişimi engelleyebilir. Çağrışım, düşünce ve ifade akıcılığını azaltabilir. Anlam veya kavramları taşıyan iletilerden oluşan ifade eylemi, düşüncenin gelişiminden ayrılması olanaksız, psikomotor bir davranıştır. İletimsel anlamda doğru olmayan dil kullanılarak sorunu çözme yaklaşımı; düşünceleri açıklama ve kaydetmede aktarımsal dil yetersizlikleri; yanlış ve/veya eksik bilgiye dayalı öznel ve/veya göreceli kavramlar, düşünme sistemindeki ifade engellerindendir. Düşünme hiyerarşisinde, düşünme engellerinin aşılmasıyla birlikte; yaratıcı düşünmenin esnek ufukları açılmış olacaktır.
ALGILAMA KAPASİTESİNİN GELİŞTİRİLMESİ
Bireyin kültür değerleri, ilgisi, dikkati, duyarlılığı ve güdüleri, problemin seçici algıyla tanımlanmasında önemli etkenler olmaktadır. Bireyin, obje ve olayların uyarıcı etkilerini sınıflama veya birleştirme suretiyle tepkilerini belirleyen kavramsal temposu; uyarıcıları kaydetmesi ve daha önce kazanılmış kavramları transfer ederek yeniden tanımlamaya yönelmesi; algılama kapasitesini belirlemektedir. Bireyin, algılama kapasitesini geliştirmesi ölçüsünde, yeni bilgi formları ve kavramlara dayalı olarak problemleri algılaması ve tanımlaması olanaklı olur. Böylece, düşünmeyi tetikleyici ipuçları ele geçirilerek, zihinsel hiyerarşiyi güdüleyen başlangıç eylemi gerçekleşebilir.
YARATICI DÜŞÜNCE
Birey açısından yaratıcılık, bireyin mevcut bilgilerinden yeni bilgiler üreterek yeni bileşimlere erişmesi anlamı taşımaktadır. Organizasyon açısından yaratıcılık ise organizasyonun mevcut bilgilerinden yeni bilgiler üretilmesine işaret etmektedir. Bu bağlamda, birey veya organizasyon, yeniliği ve özgünlüğü sadece kendi yaşam deneyimleri ve birikimleri bakımından değil, insanlık bilgisine yaptığı katkılar bakımından ele alarak düzenlemeye çalışıyorsa, gerçek ve işlevsel yaratıcılıktan söz edildiği söylenebilir.
Yaratıcılıkla ilgili literatürde, yaratıcılık, problem çözme becerisi olarak görülmekle beraber, gerçekte yaratıcı performansın, problemi fark etmeyi, farklı düşünmeyi ve çözüm geliştirmeyi gerektirdiği belirtilmektedir. Özellikle problemi fark edebilme, yaratıcı süreçte son derece önemli rol oynamaktadır. Çünkü yaratıcı düşünce, önceden kestirimlerin ve/veya sonuç çıkarmaların, birey için yeni, özgün, becerikli, farklı, bilinenlerin dışında akıl yürütmelerle edinilmiş veya en yalın haliyle en basit çözümlerin sunulduğu, zekice, sıra dışı, ilk bakışta absürd ve/veya sıra dışı sayılabilecek ve çoğunlukla nadir olması anlamına gelmektedir. Yaratıcı düşünebilenler, yeni alanlar oluşturmuş ve/veya yeni alanları araştıran, kendilerine özgün araştırma teknikleri oluşturmuş, düşünsel zincirleri kişisel ve bilinenden çoğunlukla farklı olan, yeni gözlemler yapan ve gözlemlerini bir şekilde kayıt altına alan, yeni yordamalarda bulunan ve bu yordamalara göre sonuçlara varan, yeni çıkarımlar yapan ve çıkarımları doğrultusunda bir kaç tane strateji geliştirerek uygulama aşamasında tutabilen kişidir. Yaratıcılığın özünde yaratıcı kişi için öncelikle bir sorun durumu vardır; bir problemin farkına varılarak tanımlanması, olası çözüm yollarının araştırılması ve sınanması, belli bir çözüme ulaşılması süreci yaşanmaktadır. Bireyin ürettiği akıcı fikir sayısı, bu fikirlerin özgünlüğü ve hayalindeki kavram ve temaların sayısındaki esneklik, onun farklı düşünebilme yeteneğinin niteliğini ortaya koymaktadır. Yaratıcı bireylerin geniş anlamda her tür tasarımda ve düşüncede akıcı, özgün ve esnek olmaları gerektiği düşünülmelidir.
YARATICI DÜŞÜNME SÜREÇLERİ
Yaratıcı düşünme süreçleri, birbirleriyle ilgili veya ilgisiz çağrışımsal öğeleri, belirli gerekleri yerine getirecek veya herhangi bir katkı sağlayacak şekilde yeni bileşimler içinde toplamak, yeniden anlamlandırmak, özgünleştirerek işlevsel yapıda (kuram ve/veya uygulama) sunabilmektir. Bu yeni durumda birleştirilen öğeler birbirlerine ne kadar uzaksa ve ne kadar işlevselleşebilmişse çözüm ve/veya devam eden süreçler o kadar yaratıcıdır.
Bu tanımlama çerçevesinde yaratıcı düşünme için dört süreçten söz edilebilir. Birincisi, belirli bir araştırma yaparken rastlantısal çağrışımlarla işe yarar yapılara ulaşabilmek; ikincisi birbirine benzer ve etkili çağrışımlarla çıkarsamalar yapabilmek; üçüncüsü, birbirleriyle çok uzak ilişkileri/ilgileri olan veya uzak ve klasik çağrışım bağları olan olayların bazı ortak özelliklerini ve/veya öğelerini bularak ortak paydalarla birbirine bağlayabilmek; dördüncüsü ise birbiriyle ilgisiz ve bağıntısız yapıları özgün formüllerle ifade ederek yeni ve kuramsal sosyal kavram tanımlarıyla bir biçimde birbirleriyle uzlaştırmaktır. Eğer bu çağrışımlar yaratıcı bir bileşim oluşturmak üzere birbirine bağlanacaksa, bunlar kişinin çağrışım hiyerarşisinin kapsamı içinde bulunmalıdır. Ayrıca, yaratıcı bir kişide çok ve özgün yapıda çağrışımlar oluşurken; yaratıcı düşünme sistemi edinmemiş kişilerde, bilinen ve kalıplaşmış, düz ve değişime dirençli az sayıda çağrışım olacaktır. Çarşambaya devam edecek…