Bilgi üretimi ve eğitim-öğretimle sıkı ilişki içinde olması gereken akademik yaşam, İnam’a göre (1995), dünyada büyük ölçüde yasayla, teknolojiyle, pratik hayatla bütünleşmiş durumdadır. Plato'nun kurduğu üniversite, Yunan toplumunun bütün kültürel hayatının nabzını tutmuş ve yaratıcı insanlar, düşünürler ve bilim insanları ortaya çıkarmıştır. Sanayi devrimi ve sonrası toplumsal değişimlerin, gelişen teknolojinin ve bilimsel süreçlerin katkısıyla, üniversite ve akademik yaşamın konumu, felsefesi ve anlayışının toplumsal yaşamla etkileşimi temel değişikliklere uğramıştır. Üniversitelerin ideal olarak amacı, bilimsel yaşamı toplumsal yaşam dinamikleriyle örtüştürerek, bilimsel yaklaşım ve çalışmaların etkinliğini yoğunlaştırmak, günlük yaşamın olgu ve sorunlarını bilimsel mercek altına alarak toplumun entellektüel bilincini olumlu şekilde yönlendirmektir. Bunu sağlamanın yolu, İnam’a göre (1995), üniversitenin bilginin kendi iç dinamiklerine göre özgürce üretildiği, tartışıldığı bir kurum olmasında yatmaktadır. Ancak akademik yaşamda başarı, yaratıcılık ve verimlilik temelinde bilim yapmanın yanında örnekleri yer yer görülebilen fırsatçılık temelinde işleyebilmekte ve bu durum yine birtakım ortamlarda olağan bile karşılanabilmektedir. Kişilerin var olan yaratıcılık potansiyellerini bilimsel çalışmalarda işlemek yerine günü kurtarıcı ve kısa hedefli çalışmalara yönlenmesi ya da yönlendirilmesi, nitelikten ziyade niceliğin geçerli olması, yukarıda belirtilen olumsuzlukların bir sonucudur. Bunun yanında akademik yaşamda bilim yapmanın temelini oluşturan yaratıcı ortamda özgürce bilim uğraşını sürdürme amacı katı bir ast-üst ilişkisi ve zihniyetiyle dışlanabilmektedir. Ayrıca içeriğinde duygusallığın ve geleneksel insan ilişkilerinin ağır bastığı popülist yaklaşımlar ve kişisel ayrımcılık politikaları, yaratıcılığın asgari koşullarını gerçekleyen bilimsel nesnelliği ve kurumsallaşmayı etkisiz kılmayı amaçlamaktadır. Bilim ortamını eleştirel yapısı ve etkileşimi gereği besleyen yaratıcılığa kapalı tutma yaklaşımları yer yer akademik ortamın kendini tekrarlaması ve içe kapanması sonuçlarını doğurabilmektedir. Sonuç olarak Kaplan’a göre (2003), akademik ortamlar genelinde yaratıcılık ele alındığında; Akademik ortamda yaratıcı, üretken insan ve ortamların güvencesi konumundaki normatif davranışların, evrensel üniversite anlayışı ve geleneklerin, bilimsel nesnelliğin, genelde otorite kurma/pekiştirme temelli yaklaşımlar, mevcut alışkanlıklar ve yeni gelişmelere kapalı olma olumsuzluklarına karşı idari ve yasal yönden korunması ve geliştirilmesi yeniden yapılanma çalışmalarının özünü ve gerekliliğini oluşturmalıdır. Yaratıcılığın ve yeniliklerin yönlendirdiği bilimsel uğraşın akademik yaşamda daha etkin olabilmesi için bu yöndeki çalışmaların desteklenmesi ve özendirilmesi yönünde nesnel akademik ölçütlerin geliştirilmesi ve yaşama geçirilmesi gerekir. Bunun yanında popülist, günü kurtarıcı ve mevcudu tekrar eden çalışmalara rağbet edilmesini gerçekleyen ortam ve fırsatların, yasa ve yönetmelikler desteğiyle olabildiğince önü kesilmelidir. Bilim uğraşısı, demokratik çalışma ortamında, yaratıcılık potansiyellerinin farkına varan ve bu potansiyellerini çalışmalarında işleyen birey ve toplulukların güvencesi olarak tanımlanmalıdır. Akademik ortamda rekabet, kişileri pasifleştirme yerine daha yaratıcı ve düzeyli çalışmaları teşvik etme yönünde tanımlanmalıdır. Bunun bir yolu da bilimsel uğraşta bireyin konumunu ast-üst ilişkisinin belirlememesidir. İçerisinde bilim insanlarının ya da adaylarının eşit koşullarda çalışmalarını sürdürerek yaratıcılıklarını ve deneyimlerini bu ortamda birbirleriyle paylaşabilecekleri sorun çözme odaklı ekip çalışması anlayışı yaygınlaştırılmalıdır. Bilgi üretimi, eğitim-öğretim ve akademik yaşam iletişimi bir bütün olarak ele alınıp bilim insanı ve/veya akademisyen ile öğrenenin yaratıcı potansiyellerini daha da arttırmayı hedeflemelidir. Bu sayede yaratıcılığı doğrudan ya da dolaylı etkileyen sorunlara karşı tavır geliştirilmiş olacaktır. Bu öneriler kapsamında, yaratıcılık olgusunun rehberliğinde, bilimsel araştırma ve yaklaşımların, kendi disipliner çizgileri, çalışma alanları yanında toplumsal yaşamın her alanına girmesi ve yönlendirmesi realitesi, ulusal bir politika olarak, yasa ve yönetmeliklerde, akademik ortamlarda benimsenmelidir. Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelerimizin son 2 yıldır öğrenci kaybına uğramasının çeşitli nedenleri vardır ve bunlar üzerinde mutlaka durulmalı, geleceğe dönük projeksiyonlar yapılmalı ve bugünden başlayarak önlemler alınmalıdır. Bu projeksiyonlar yapılırken ele alınması gereken konulardan biri de üniversitelerimizin niteliklerinin artırılması sorunsalıdır ki bunun da içerisinde öğretim üyelerinin yaratıcılıklarının artırılması düşünülmelidir. Bu makale böylesi bir gereksinimi tartıştırabilmek amacı ile kaleme alınmıştır.