Çözüme inançları varsa göstermeliler…

Sayın Hristofiyas’ın başkan seçilmesine 2 neden etki etmişti. Bunlardan birincisi CTP’nin ve Sayın Talat’ın sürdürmüş olduğu çözümü ve barışı isteyen ve destekleyen politikalardı.

Sayın Hristofiyas’ın başkan seçilmesine 2 neden etki etmişti. Bunlardan birincisi CTP’nin ve Sayın Talat’ın sürdürmüş olduğu çözümü ve barışı isteyen ve destekleyen politikalardı. İkinci neden ise özellikle Sayın Papadopulos’un adının ‘Mr NO’ olmasını gerçekleyen çözümsüzlük politikaları nedeniyle Kıbrıs Rum Halkının Avrupa ve Dünyada prestij kaybıydı. İşte bu ortamda 2008 şubat ayında güneyde yapılan başkanlık seçimlerini Sayın Hristofiyas kazanmış ve ardından da Sayın Talat’ın barış ve çözüm için uzanmış olan elini tutmak durumunda kalmıştı. Bu sürecin neticesiyledir ki Lokmacı Kapısı açılmıştır ve yine bu sürecin etkisiyledir ki 23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 anlaşmaları imzalanmıştır. Bu 2 anlaşma öylesine anlamlı anlaşmalardır ki 1977 ve 1979 doruk anlaşmalarından sonra ilk kez 2 lider bir birleşik federal Kıbrıs modelini ileriye götürebilmiş ve 2 toplumlu, 2 bölgeli, eşit siyasi haklara sahip 2 kurucu devletli, tek egemenlik ve tek uluslar arası kimlikli bir yeni devlet üzerinde mutabakata varılmıştır çerçeve olarak. Artık müzakere sürecinin önemi bu çerçevenin içini uygun bir şekilde doldurabilmek olarak şekillenmişti. Bu çerçevede 3 Eylül 2008’de başlayan müzakere süreci özellikle Yönetim ve Güç Paylaşımı üzerinde odaklanmış ve bu süreçte bayağı yol kat edilmişti. Öyle ki 2-3 nokta dışında liderler arasında genel mutabakatlar kabul edilmiş, geri kalan konular üzerinde de 4 Ocak 2009’da Sayın Talat tarafından Sayın Hristofiyas’a paket şeklinde öneriler iletilmişti. Bu arada AB ve Ekonomi konularında da yüksek düzeyde yakınlaşmalar sağlanmış, mülkiyet konularına geçiş için hazırlıklar da yürütülmekteydi. Yönetim ve Güç konusunda sunulan öneriler üzerinde yapılacak müzakerelerden sonra varılacak mutabakat sonrasında mülkiyete geçiş için de hazırlıklar yapılmaktaydı… Ancak gelin görün ki Kuzeyde CB seçimleri gelip çatmış, müzakerelere 31 Mart tarihinde ara verilmek durumunda kalınmıştı. Sözde Sayın Hristofiyas Sayın Talat ile birlikte veya ayrı ayrı Yönetim ve Güç Paylaşımı başta olmak üzere AB ve Ekonomi konularında 2 liderin üzerinde mutabık kaldıkları noktalar açıklanacak ve müzakere sürecinin devamı için kuzeydeki seçimlerin sonuçları beklenecekti… Maalesef Sayın Hristofiyas böylesi bir açıklamanın yapılmasına hiç yanaşmayıp Sayın Talat’ı bu konuda yalnız bıraktı. Uzatmayalım, seçimler yapıldı ve Sayın Eroğlu CB seçildi. Seçildiği daha ilk gün müzakerelere Sayın Talat’ın bıraktığı yerden devam edeceğini hem açıkladı hem de Sayın Ban’a yazdığı mektupta dile getirerek 23 Mayıs ve 1 Temmuz anlaşmalarını da kabul ettiğini vurguladı. Akabinde yeniden başlayan müzakere süreci ise maalesef Yönetim ve Güç Paylaşımı konuları yerine mülkiyet konularından başladı ve halen de bunun üzerinden sürdürülüyor. Ancak henüz herhangi bir yakınlaşma olduğu da söylenemiyor. Yönetim ve Güç Paylaşımı konularında geçmişte var olan mutabakatlardan ise 2 lider de hiç ama hiç söz etmiyorlar. Başlangıçta yılsonuna bir ç.özümü hedeflediklerini vurgulamış olsalar da bu konuda herhangi bir somut ilerleme henüz yaşanmamıştır. Sayın Eroğlu masadan kalkmayacağını ancak çözüm olmadığı takdirde B planını hayata geçirmek durumunda kalacağını vurguluyor sıkça, ancak bu B planının ne olduğundan bahsetmese de bunun 2 devletli bir çözüm olduğundan kimsenin kuşkusu yok. Sayın Hristofiyas ise zaten 2011’deki parlamento ve 2013’teki başkanlık seçimlerini düşündüğünden kendi iç kamuoyuna oynamaktan dolayı çözüme yönelik gerçek adımlar atamıyor. Kısacası Annan Planına hayır diyen 2 lider sözde masada bir çözüm için uğraş veriyorlar.

CTP-MYK geçtiğimiz günlerde yayınladığı deklarasyonda eş zamanlı olarak Maraş’ın yerleşime açılması, doğrudan ticaret tüzüğünün hayata geçirilmesi, Mağusa limanının işlevsellik kazanması, Türkiye’nin limanlarını Rum bandıralı gemilere açması, Çözüm için uluslar arası bir konferansın toplanması, müzakere sürecinin hakemli olarak ve bir zaman tahdidi konarak sürmesi ve Türk ve Yunan askerlerinin kademeli olarak adadan asker çekmesi konularının gündeme gelmesi için çağrıda bulundu tüm taraflara…

Kıbrıs sorunu ile ilgili olan taraflar eğer çözüm konusunda sam,imi iseler bu konuda somut bir adım atarak samimiyetlerini göstermelidirler. Burada Kıbrıslı Türk ve Rumların yanı sıra, Türkiye, Yunanistan, AB ve BM’ye büyük bir görev düşmektedir…Aksi halde çözüm uzak olan bir başka bahara kalma tehlikesi altında heba edilmektedir diyebiliriz…
Bu haber 65 defa okunmuştur

:

:

:

: