UBP Hükümeti ile ol-mu-yor!

Güya ekonomide önlemler alarak mali açıdan açık veren bütçe denkleştirilmeye çalışılıyor… UBP öyle diyor!

Güya ekonomide önlemler alarak mali açıdan açık veren bütçe denkleştirilmeye çalışılıyor… UBP öyle diyor!

Daha önce de yazdık çizdik bu konuları çokca. Açığın kapanması için gelir gider dengesinin düzenlenmesi gerekir elbette. Bunun için ya gelirlerinizi artıracaksınız, ya giderlerinizi azaltacaksınız, ya da hem gelirlerinizi artırıp hem de giderlerinizi azaltacaksınız. Bunun başka da bir yolu yoktur. Ancak eğer ekonominin hacmini büyütmeden önlemler almaya çalışırsanız yaşam kaliteniz giderek azalacaktır.

Kuzey Kıbrıs’ta UBP hükümetinin yaptıklarına bakıldığında ekonominin hacminin bırakın büyümesini, giderek de küçültülmektedir. Piyasaya devlet tarafından akan para da giderek azalmaktadır. Ülkemizin özellikle hizmet sektörleri alanlarında girdilerinin artırılması gerekiyor ki ithalatta bozulan denge kurulabilsin. Bunun için de turizm sektörü ile eğitim sektörünün ağırlıkla güçlendirilmesi şarttır. Hal böyleyken son 2 yılda turizm alanında büyük hayal kırıklıkları yaşanmakta, tek havayolu şirketimiz olan KTHY batırılmış ve iflası açıklanmıştır. Çalışanları ise kelimenin tam anlamı ile sokağa atılmış durumdadırlar pervasızca. KTHY yerine anlaşma yapılan ATLAS-JET de 31 Ekim tarihinden sonra UBP hükümeti ile olan anlaşmalarının bittiğini söylemekte, hatta o tarihten sonra da İngiltere’ye uçamayacakları konusunda duyumlar alınmaktadır. Hükümet ise Mart’tan sonra yeni bir KTHY kurulacağından bahsetmekte, ancak bunun da somut adımları henüz görülememektedir. Havayolları ve turizmde durum bu kadar vahimken diğer bir sektörümüz olan Ekonomiden turizme, eğitimden tarıma, ulaşımdan iletişime, bayındırlıktan sağlığa, eğitim ve yükseköğretimde de çanlar çalmaya başlamıştır 2 yıldır. Öğrenci sayısı 48binlerden 39binlere düşmüştür. Türkiye’de yükseköğretim alanında var olan pozitif ilerlemelerden dolayı Kuzey Kıbrıs üniversitelerinin negatif etkilenmeye devam edeceği açıktır ancak maalesef bu alanlarda da köklü önlemler almak yerine geçici ara çözümlerle sorun halledilmeye çalışılıyor ancak görünen o ki bu yöntemlerle ekonomiyi toparlamak pek mümkün olamayacağa benziyor.

Sözün özü ekonomiden turizme, istihdamlardan çevreye, kamu sektöründen özel sektöre, velhasılıkelam ülkemizde var olan tüm yapay sistemlerde duvara toslandığı gerçek bir durumdur.

Hoş, yapay sistemlerde durum böyleyken, acaba doğal sistemlerle barışık olabiliyor muyuz diye de sorgulamak sanırım yanlış olmayacaktır Örneğin bu yıl içerisinde yaşanan sel felaketleri doğal sistemleri dahi bozduğumuzun bir kanıtı değil midir?

Geldiğimiz noktadaki politikalarla, bırakınız sistemleri sürdürmeyi, ülkenin sürdürülebilirliği dahi ortadan maalesef kalkmıştır UBP yönetim anlayışları ile.

Bu yazıda asıl parmak basmak istediğim nokta, bırakınız Kıbrıslı Türkleri en genelde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşlarının ülkemiz Kuzey Kıbrıs’taki yaşam koşullarının giderek kötüye götürülmesi, emekçisinden işverenine kadar iş yapamaz ve bulamaz duruma gelmiş olması, Yeşilırmak’tan Dip Karpaz’a kadar tüm vatandaşlarımızın hala daha denetimsiz ve plansız bir şekilde ülkeye gelen ucuz işgücünün ve ayrıca kayıt dışı işgücünün varlığından dolayı işsizlikten inim inim inlediği, neredeyse kamu dışında iş yapan vatandaş kalmadığı-ki kamuda da deniz bitmiştir-, son dönemlerde Türkiye’den ülkemize gelen yatırımcıların ülkemize neredeyse hiç katma değer katmadığı, özellikle turizm alanındaki tüm sektörlerde KKTC vatandaşı çalışanın bulunmadığı, otellerin tüm ihtiyaçlarını Türkiye’den karşıladığı-bu nedenle esnaf ve zanaatkarlara da iş olanağı yaratılmadığı, üretimin neredeyse tamamen sıfırlandığı, sebze-meyve-patatesten tutun da temizlik ürünlerine kadar hemen her şeyin, hatta zeytinin ve hellimin dahi ithal edildiği bir ülke durumuna getirildik bu kadar yılın önerileri ile! Otellerde çalışan geçtim müdürleri, geçtim şef garsonları ve garsonları, kat temizlikçileri dahi vatandaşlarımız tarafından doldurulmuyor.

Kıbrıs Türk sağ partilerini ve Kıbrıs Türk işadamlarını bu konularda anlamak inanın ki mümkün değildir. Bir ülke düşünün ki sağ partileri milliyetçi bile değiller, bırakın liberal olmalarını!

Bir ülke düşünün ki işadamları kendileri iş yapmak, üretim yapmak yerine yalnızca ithalatı ve yabancı ülkelerden çeşitli kredilerle iş kuracak olanları destekliyorlar kısa dönemli menfaatler uğruna, bu olacak gibi değil!

İşte tam da tüm bu konularda halkımızın özellikle CTP-BG’den beklentileri her geçen gün artmaktadır. Elbette 40 yılın sorunları 3-5 yılda çözülemez ancak artık arabayı doğru yola koymanın zamanı gelmiştir. En geniş katılımcılık anlayışları ile hazırlanmakta olan siyasal tezlerimizle ve programımızla bu yazının girişinde bahsettiğim tüm sistemlerdeki çıkış yollarını sol anlayışlarla ve eşitlik, adalet ilkelerinden taviz vermeden, emek ve Kıbrıs Türk sermayesinin asgari müştereklerdeki çıkarlarını birlikte koruyarak, özellikle de insanı merkeze koyarak demokrasi ve insan hakları temelinde, ve mutlaka toplumsal varoluşu öne çıkaracak projelerimizi halkımızla birlikte işe koymalıyız. Sürdürülemez bu ülkeyi sürdürülebilir yapılara taşımak CTP-BG’nin çözüm ve barış konularında olduğu gibi en önemli misyonu olmak durumundadır.
Bu haber 87 defa okunmuştur

:

:

:

: