Deli bir rüzgâr var, bulutları savurup yorarak esen ve eserken beni de içindeki girdaplara alan. Bir yağmur var yağacağım deyip de yağamayan son günlerde, azıcık ıslatıp geçen üzerimizden.
Güneşin yakıcı sıcaklığı da gitmiyor bir türlü. İklim değişiklikleri deniyor adına bilim adamlarınca bu zamansız mevsimlerin. Yalnızca iklimler mi değişen peki? Ya insanlar? Yoksa bu iklim değişiklikleri insanların davranışlarına da mı yansıyor dersiniz? Kim bilir, belki de içimizde esen fırtınalar da bu yüzdendir, ya da o bulutları savurup esen ve bizleri içindeki girdaplara saran da bu iklim değişikliklerinin yansımalarıdır bizlere… İçimde, sancılı bir zamansızlık, ışıksız gün batımı tutulmaları var. Ne zaman çözüm ve barışın özlemiyle ve özgürlükle çiçek açsam, ne zaman bilsem ki kokusuyla, çizgileriyle, gümüş tellerindeki en nazlı melodileriyle bizim hayat, sel olup aktı denizlere tüm biriktirdiğim güzellikler ve gözüm gibi severek suladığım çiçekler yıllardır. Ne zaman yağmur yağsa üzerimize çisil çisil, ve hasretle beklesek supa sucuk ıslanmayı, aniden dağılıyor bulutlar ve ardından yakıyor güneş. Yağan yağmur damlacıklarını da buhar ediyor üzerimizden… Ancak biz güneşi de zapt edeceğiz arayışlarımızda barışı ve yağmurları yağdıracağız üzerimize, toprağa. Tohumlarımızı fışkırtacağız yağmurun ıslaklığında ve güneşi kontrol edeceğiz filizler fidan olsun diye. İklim değişikliklerini kontrol edecek ve uyumlaşacağız değişimlerle hep birlikte…
Yok, başka türlü söyleyemem ki; sevmek, direnmek kuşatmalara… Sevmek; hor görenlerin içinde, saldıranlara karşı bilerek dik durmak sevdan onurunda. Sevdan barışsa, insanı sevmekse sevdan, ve kucak açmaksa yarınlarımıza hep birlikte kavganın ardından, bu sevda kavuşacaktır seninle inan kardeşim…
Sevmek, ışığı sende tutuşturan ve ışığa beni koşturansa barışa koşan halklar misali, sen sev kardeşim, sev ki büyüsün bu sevda.
Siyah beyaz fotoğraflar kadar sade ve özgün gökyüzü. Gri ve biraz üşüten bir serinlikle. Hepimizin, kaleleri var. Geçit vermeyen yolları. Ucu kapalı tünelleri. Hepimizin gizli adları var, kocaman sandıklara sakladığı hataları. Hepimiz hata yapmışızdır yaşamın uçsuz bucaksız yollarında. Ey halkım, senin kandırıldığın gibi kandırılmışızdır hepimiz açan güneşin dondurucu rüzgarında. Hepimiz sarılarak ısınacağız ayazlarımızda. Hesabını keseceğiz yanlışlarımızın üstü kalsın diyeceğimiz faturalarla...
Görmezden gelemediği hesaplaşmaları var hepimizin. Boynumuzda güvercin gerdanlığı… Güvercin gerdanlığının hikâyesini biliyor musunuz? Bilenler vardır ama yine de paylaşmak isterim şimdi, tam da bu yazının bu yolculuğunda. Güvercinlerin bazılarının boyunlarında kızıl bir gerdanlığa benzeyen kırmızı tüyler olurmuş. Bazen o kadar çok severmiş ki güvercinler birbirlerini, birbirlerinin boyunlarını gagalarlarmış, bazen bu sevda ölümcül hale gelse de, güvercin gerdanlığının özgün ve özel bir tılsımı var sanki.
Biraz Kıbrıs gibi. Bir sevdanın iki keskin yanı gibi. Çekip gidememek gibi. Kaldığın yerde de gittiğin yerde de eksik kalmak, yarım hissetmek gibi… Kendini tamamlayamamak, her adımda hep diğer yanını aramak gibi… Uzak düşsen de her türlü sıfattan ve tanımdan hariç, bir yolunu bulup içini onunla arındırman gibi… Başağın büyümesini göremeden güneşin zamansız açması yağmurları beklerken nasılsa, işte öyle tamamlayamamak zamanı… Uzun zamandır, hem içerde hem dışarıda o kadar yalıtıldık ki halk olarak, bazen ne istediğimizi unutur hale geldik. Bazen her şeyi istedik, bazen hiçbir şeyi istemedik… Bazen ezildik diye bazen kul köle düzenine isyan diye bazen özgürlük için bazen zincirlerimizi kırmak adına mücadele ettik. Vazgeçmedik, umutsuz kalma noktasında, yılma duraklarında, elden ayaktan düştük sandığımızda uzak ufuklarda ince saz baharlar gelip buldu bizi. Biz isimler olduk, mevsimlere. Biz sevgiler olduk, dünyalara. Biz inançlar olduk, zamanlara. Yatağındaki bebek kadar masum, yüzündeki her bir çizgiye yaşamın tecrübesini toplayan bir nine kadar bilen olduk. Kim ne derse desin biz, iki tam yarımdan bir bütüne yürümek isteyen yarımlardan biri olarak, yüreği tek ve dik duran bir halk olma yolunda sağlam durduk…
Şimdi, bir kitaba başlar gibi, yeniden başlamak lazım.
Şimdi, her bir tomurcukta kaldığımız yerden açmak lazım.
Şimdi, her bir ağaçta inadına ve uzun uzadıya yeşillenmek lazım.
Şimdi, koşar adım yakalamak lazım kaçırdığımızı sandığımız ara istasyonları…
Şimdi, yıllardır sonu gelmeyen bu yolculukta, istediğimiz hedeflediğimiz son istasyona varmak üzere yeniden yola koyulmalıyız.
Yeni umutlarla, yeni duygularla ve hep hayalimiz olan yeni başlangıçlarla yeni hayatlarımıza ulaşmamız lazım…
Yağmurları yağdırmak lazım şimdi…Ama yağmurlar sel olup çevremizdeki kötülükleri alıp götürmeli bu kez…Yağmurlar sel olup barışa akmalı artık…Ve güvercin gerdanlığını çıkarıp atmalıyız çok uzak diyarlara hep birlikte…