Eğitim sistemimiz bir “uydu” oldu!

Ülkemizde insan yetiştirme konusu ne derece önemlidir sanırım herkes bilir. Hatta aile bazına indiğimizde Kıbrıslı Türklerin eğitime çok önem verdikleri gözlemlenebilir.

Ülkemizde insan yetiştirme konusu ne derece önemlidir sanırım herkes bilir. Hatta aile bazına indiğimizde Kıbrıslı Türklerin eğitime çok önem verdikleri gözlemlenebilir. Özellikle aileler çocuklarının iyi bir eğitim alması için hiçbir şeyden kaçınmazlar. Bu yıllardır böyledir. Hatta 1974 öncesine gidildiğinde dahi her türlü olanaksızlıklar içerisinde olunmasına karşın aileler çocuklarını yurt dışında okumaları için sürekli olarak teşvik ediyorlardı. Tıp tahsili için İsviçre, Hukuk için İngiltere ve diğer meslekler için de çeşitli ülkelere gitmenin koşulları yaratılıyordu.

1974 sonrasında tahsil için daha fazla Türkiye tercih edilmeye başlanmıştı. Ancak yine de Avrupa ve Amerika’da öğrenim gören öğrencilerimiz her zaman olmuştur. Bugün dünyanın birçok ülkesinde gerek akademisyen gerekse çeşitli meslek dallarında çalışan çok başarılı Kıbrıslı Türkler mevcuttur. Her ne kadar Kıbrıs’ta üniversitelerin açılmasından sonra özellikle Türkiye’ye giden öğrenci sayısında büyük bir düşüş yaşandıysa da, dünyanın çeşitli ülkelerinde öğrenime giden öğrenci sayısında da artışlar sağlanmıştır. Bugüne de baktığımızda durumun çok fazla değişmediği söylenebilir. Özellikle son yıllarda Avrupa’da öğrenim gören öğrencilerin artması buna bir örnektir.

Kuzey Kıbrıs’taki eğitim sistemlerine bakıldığında ise özellikle 1974 sonrası ve daha da özellikle 1985 sonrasında eğitim konularında karar alma mekanizmaları deyim yerinde ise Türkiye’ye endekslenmiş, eğitim mevzuatımızda bulunan “eğitim programları Türkiye ile paralellik gösterir” ilkesi paralelliğin çok ötesine geçerek “uydu” durumuna gelmiştir. Bu anlayış giderek Eğitim Bakanlığı yetkililerini kolaycılığa sürüklemiş olup “üretmek” yerine “adapte etmek” işlemlerini yerine getirmeye sevk etmiştir süreç içerisinde. Kıbrıslı Türkler giderek kendi eğitim değerlerini bırakıp Türkiye’deki sistem değişiklikleri ile kendilerini yenilemeye çalışmışlar, bu ise zamanla ülkenin ihtiyaç duyduğu alanlarda ve özelliklerde insan yetiştirme yerine tamamen “kitle eğitimi” mantığı ile hareket edilmiş ve dünyadaki yenilikleri takip etmek yerine Türkiye’deki mevzuatları sistemimize adapte etmek önemli olmuştur.

Buna bir örnek vermek gerekirse, örneğin 1971 yılında ben 19 Mayıs Lisesi’nde Orta 1. Sınıf öğrencisi iken Matematik kitaplarındaki yaklaşım değiştirilmiş ve kitap olarak da Sayın Salih Coşar’ın Modern Matematik kitabı kullanılmaya başlamıştı. O dönemlerde daha henüz Türkiye’de Modern Matematik uygulamaya girmemişti ancak Amerika’da Master eğitimi görüp geri dönen Sayın Salih Coşar, o dönemki Maarif Dairesi katkıları ile de Modern Matematik dersini toplumumuz eğitimine kazandırmıştı. O dönemlerde de Türkiye ile paralellik ilkesi olmasına rağmen bu uydu olmak anlamına gelmeyebiliyordu. Doğrudur, o zamanlarda kitapların büyük bir çoğunluğu Türkiye’den geliyordu ama bunun nedeni ekonomik güçlükler ve insan kaynağındaki yetersizliklerdi. Bugün insan kaynağı konusunda böyle bir sıkıntımız yok ve TC’den kitaplar da zaten paraları ödenerek alınıyor.

Diyeceğim o ki sevgili okurlarım, her ne kadar da önemsiyorsa halkımız eğitimini çocuklarımızın, giderek edilgen bir toplum haline getirildiğimizden dolayı çok da kendine güveni de kalmamıştır insanlarımızın ve belki de politik hedeflerin hepimizi getirmeye çalıştığı nokta da zaten kendi ayaklarımız üzerinde duramamamız ve dışa bağımlılığımızın sürmesi olduğundan dolayı üreten bir toplum olmamız da istenmemiş olabilir ve bizler de süreç içerisinde kolaycılığa kaçıp alan-veren ilşkilerinden, buyuran-uygulayan anlayışlarından eskisi kadar rahatsızlık duymayabiliyoruz. Bundan rahatsız olan kesimler ise zaten çeşitli sıfatlarla damgalanmakta ve dışlanmaya çalışılmaktadır.

Karar vermemiz gereken esas konu kendi ayaklarımızın üzerinde durup duramayacağımız konusu ve üretimdir. Bilinmelidir ki üretmeyen bir toplum dünyanın hiçbir yerinde halk olmamıştır ve olamaz da. Gerisi sanırım işin hikaye kısmı.

Ülkemizde CTP döneminde yazılan hemen hemen tüm kitapların UBP hükümeti tarafından bir kenara atılması ve yine TC’den satın alınıp okullarda okutulması olayına bir de bu gözle bakmak gerekir diye düşünüyorum.

Geçtiğimiz günlerde bir okurumdan aldığım bir mesajı sizlerle paylaşmak istiyorum bu noktada:



“Sayın hocam, Bugünkü yazınızı ikinci okuyucu olarak okudum. Köşesi olan diğer yazarlara da baktım. Küçük bir istatistiki değerlendirme yaptığımda gördüm ki bu an itibariyle en az ilgiyi sizin yazınız görmüş. Bu durum elbette yazınızın içerik anlamını önemsizleştirmez. Ancak, okuyucunun konuyla ilgilenme oranını gösterir. Anlaşılan o ki bizim okuyucumuz eğitim meselelerini ciddiye almıyor. Bu iddia doğruysa, üzerinde daha geniş analizler yapılabilir. Acaba eğitim meselelerine olan ilgisizlik sadece okuyucu ile mi sınırlı? Sanmıyorum. Kıbrıs''ta eğitim meseleleri insana üzüntü verecek derecede yüzeysel yaklaşımlarla ele alınıyor. Buna eğitim bürokrasisinin cahillik, basiretsizlik ve liyakatsizlikleri de eklenince ortaya şimdiki manzaraların çıkması kaçınılmaz oluyor. Bunların dışında akademi mensupları bilimsel yaklaşımla eğitimle ilgilenmek yerine siyasi yollardan medet umarak tuhaf bir çelişkiye düşüyorlar. Görünen o ki bizler eğitim konularını çözecek ciddiyete sahip değiliz.”




Bu görüşe daha fazla yorum katmak istemiyorum ben; bilmem siz ne düşünüyorsunuz?

Sevgili okurlarım, eğitim bir toplumun geleceğini şekillendirebilecek özelliklere sahip olan sistemler içerisinde belki de en önemlisidir. Peki biz bu önemi gösterebiliyor muyuz gerçekten?

Sevgiyle kalınız…

Bu haber 166 defa okunmuştur

:

:

:

: