Önyargı, bireylerin başka birey veya gruplara yönelik olarak sergilemiş olduğu genelde adil olmayan, hoşgörü içermeyen çoğunlukla da pozitif olmayan tutumlardır. Önyargıya dayalı tutum geliştiren bireylerin, bu önyargıya sebep olan konu hakkında genellikle hoşnut olmama, korku duyma, kin ve nefret besleme gibi negatif duygulara sahip olduğu belirtilmektedir. Önyargı, kalıp yargı ya da başka bir deyişle peşin hüküm, bireylerin bir kişi, bir grup veya bir olaya yönelik olarak yeterli ve nesnel bir bilgiye sahip olmadan önce ilgili konu hakkında bir karara varması biçiminde de açıklanabilir. Önyargı, genellikle çocuğun içerisinde büyüdüğü ortam ve kültürlerde ilk çocukluk yıllarında oluşmaya başlar denilmektedir. Aile eğitimi, okulda alınan eğitim, çocuğun içerisinde büyürken yaşadığı ve karşılaştığı yetişme koşulları, toplumun gelenek, görenek ve inançları türünden olgular önyargının oluşmasını etkileyen unsurlardır. Bu bağlamda bir önyargıyı oluşturan faktörlerin, bireylerin geçmiş yaşantılarında kazandıkları duygu, davranış ve eğilimlerden oluştuğu söylenebilir.
Önyargılar çoğunlukla milliyetçilik, din, cinsellik, ideolojik ve kültürel unsurlardan etkilenebilmektedir. Çok kültürlü ortamlarda yetişmemek önyargıların beslenebilmesini de sağlamaktadır diyebiliriz. Örneğin erkeklerin kadınlara oranla politikada daha başarılı olduklarını düşünmek, bir başka milliyetten insanların kendi milliyetlerine göre daha az üstün olduğuna inanmak, bazı yörelere ilişkin birtakım hoş olmayan tanımlamalar yapmak önyargının çeşitlerinden sayılmaktadır. Önyargı ile ilgili yapılan birçok araştırmada önyargıyı besleyen durumlar bazı kuramlarla açıklanmaya çalışılmıştır. Örneğin, engellenme ve saldırganlık kuramına göre önyargı, genellikle sosyal statüleri düşük olan grup veya bireylerin yaşadıkları belli başlı engellemelerden kaynaklanır. Bu gruba giren bireyler geçmiş yaşantılarında kazandıkları öfke ve düşmanlık duygularını genellikle kendilerinden daha düşük sosyal statüdeki kişilere önyargılı tutumlar geliştirerek gösterirler. Kişilik kuramına göre ise, bazı kişilik özellikleri de önyargının oluşmasına neden olmaktadır. Örneğin körü körüne bazı olayları sorgulamadan hüküm vermek, tartışarak belli noktalarda ortak düşünceyi oluşturmak yerine belli gelenek ve kurallara kritik yapmadan uymak ve buna uymayanlara öfke duymak da önyargının bir başka boyutudur. Önyargı, önyargılı davranan bireylerin yaşama kuşku duyarak ve çevrelerine güven vermeyerek oluşturdukları yaklaşımların bir ifadesi olarak da görülmektedir. Belli önyargılara sahip kişilerin veya grupların, yine belli kişi, grup ya da toplumlara yönelik sahip oldukları görüşler ya da diğer bir deyişle önyargılar vardır ki genellikle bu önyargıların doğru olmadığı onlara gösterilse bile onların bu görüşlerden vazgeçmeleri oldukça zordur. Değil mi ki Einstein “ Bir önyargıyı ortadan kaldırmak bir atomu parçalamaktan daha zordur” diyerek önyargıların ortadan kaldırılmasının ya da önyargılı insanları ikna etmenin güçlüğünden bahsetmiştir.
Birçok durumda önyargının ilgili olduğu alan ve grup üzerinde bu önyargıyı taşıyanlar ayrımcılık yapmaya başlamaktadır. Bu önyargılı konu birçok insan veya toplumun belli kesimleri tarafından kabul edilmeye başlandığında ise ayrımcılık yaygınlaşmaya ve ayrımcılık yapılan grup üzerinde baskı yaratmaya da başlamaktadır. Örneğin Almanya’da Nazilerin Yahudilere, ABD’de bazı beyazların ve özellikle Ku Klux Klan örgütünün siyahlara karşı geliştirdikleri inanılmaz boyutlardaki saldırılar, başlangıçlarında belli önyargıların üzerine gelişen negatif tutumlarla başlamışlardır.
ÖNYARGI ÜZERİNE YAŞANMIŞ BİR OLAY
Çok değerli hocam, 2 yıl önce kaybettiğimiz Prof.Dr.Sudi Bülbül, 70’li yıllarda ODTÜ’de önyargılar hakkında amfide yaptığı bir derste konuşurken yaklaşık 400 kişinin almış olduğu “halk eğitimi” dersinde, önyargı için hemen herkeste var olabildiğini ancak derecelerinin farklı olduğunu, insanların olgunlaşması ile de belki minimuma inebildiğini fakat sıfırlanmasının neredeyse olanaksız olduğunu anlatıyordu. Amfide arkalarda oturan bir grup öğrenci ise hocaya kendilerinin önyargılara sahip olmadığını bu nedenle herkeste önyargı vardır önermesine katılmadıklarını söylediler. Sudi hocamız ise “belki sizlerde diğer insanlara karşı daha az önyargı bulunmuş olabilir ancak sıfır önyargı olması neredeyse imkansızdır” diyerek onları sakinleştirmeye çalışmıştır çünkü hararetli bir biçimde karşı çıkmışlardı hocaya. Bu açıklamaya rağmen grup kesinlikle kendilerinin önyargılı davranmadıklarını, ODTÜ’lü gençler olarak hoşgörülü, geniş fikirli ve aydın insanlar olduklarını belirterek hocanın fikrini benimsemediklerini tekrardan vurguladılar. Hocamız daha fazla polemiğe girmedi ve ders de sona erdi. Sudi hocamızın dersi seçmeli bir dersti ve Hacettepe Üniversitesi’nden gelmekteydi. Part time hoca olarak ve dersi haftada bir gün blok halinde yürütüyordu. Ertesi hafta yeniden derse gelen hoca bir başka konu anlatmaya başladı amfide. Amfi her zamanki gibi tıklım tıklım doluydu. O gün dersi anlatırken Sudi hoca ön sırada kenarda oturan bir bayan öğrenci ile ders sırasında oldukça fazla ilgileniyordu. Arada gidip saçlarını okşuyor, zaman zaman yanağını okşuyor ve benzeri sıcak hareketlerle sevgisini gösteriyordu. Tabii bu arada bu hareketler herkesin ilgisini çekmeye başladı ve hatta amfideki öğrencilerin büyük bir çoğunluğu dersi dinlemek yerine hocanın bayan öğrenciye karşı tutumunu izlemeye ve “şimdi ne yapacak acaba” diye meraklanmaya başlamıştı. Bir hafta önce hoca ile önyargı konusunda itirazlaşan grup ise homurdanmaya başlamıştı bile. Her neyse bu türden hareketler ve izlemeler altında geçen ders süresince hoca da bayan öğrenci ile giderek daha da ilgilenmeye ve sevecen davranmaya devam etti. Bu arada homurtular da artarak devam etti tabii. Neyse uzatmayayım, bir ara hoca kızı kucaklayarak “canım çok seviyorum seni diyerek” onu yanaklarından öptü… İşte ne olduysa o an oldu ve arkadaki grup büyük bir feveran ile bağırmaya başladı ve hocaya “ayıp be hoca, yaşından başından da mı utanmıyorsun? Sabahtan beri kızı sıkıştırıp duruyorsun herkesin gözü önünde” diyerek tepki gösterdi… Hoca ise gayet sakin bir şekilde “tepkinize bir anlam veremedim çocuklar, ne olmuş öptüysem kızı? İnsanın kendi öz kızını öpmesi ne zamandan beri ayıp oldu?” diyerek herkesi şok etti ve ilaveyle “evet nerde kalmıştık geçen hafta? Diyorduk ki herkes önyargılı davranabilir ancak insanlar hoşgörülü oldukça bu önyargıları da azalır. Bu günlük dersimiz bu kadar. Haftaya görüşmek üzere” diyerek ayrıldı salondan. Salondan tıs çıkmıyordu… Özellikle arkadaki grup olmak üzere hepimiz bir yaşam dersi daha almıştık sevgili hocamızdan. Sonradan öğrendik ki önde oturan bayan Hacettepe Üniversitesi öğrencisi olup babası tarafından o gün derse sırf bu yaşantı için getirilmişti. Sayın Sudi Bülbül hocamıza da bu vesileyle Allahtan rahmet dilerim bu sayfalardan. Nur içinde yatsın.