Öğrenme ve öğretme” üzerine yeni paradigmalar

Öğrenme ile ilgili yeni kuram ve paradigmaların ortak noktası “bireylerin aktif olarak gerçek durumlar karşısında ve/veya gerçek bir problem çözerken kendi bilgilerini oluşturdukları” varsayımına dayanmaktadır.

Öğrenme ile ilgili yeni kuram ve paradigmaların ortak noktası “bireylerin aktif olarak gerçek durumlar karşısında ve/veya gerçek bir problem çözerken kendi bilgilerini oluşturdukları” varsayımına dayanmaktadır.

Oluşturmacı/Yapılandırmacı paradigmaya dayanan Bilişsel Psikoloji alanında çeşitli çalışmalar yürüten Wittrock “zihnimiz kendi yorumlarını oluşturmakta ve bunlardan sonuçlar üretmektedir” demektedir.

Gelişim Psikolojisi alanındaki çalışmalarında ise Driscoll
“oluşturulan yeni bilgiler kişinin zihinsel gelişimiyle koşut gitmektedir” diyerek oluşturmacılığa katkı yapmaktadır.

Antropoloji alanında da benzer sonuçlara ulaşan Brown ve arkadaşları “öğrenme toplumsal yaşam içerisinde bireylerin etkileşimleri sonucunda oluşan bir olgudur. Dolayısıyla öğrenme, toplumsal pratik içerisinde zaman, mekan ve toplumsal koşullara göre şekillenmektedir” diyerek öğrenmenin günümüz dünyasındaki algılanışını bütünsel bir açıdan ortaya koymaktadır.

İşte bu bakış açılarından yola çıkarak oluşturmacı/yapılandırmacı yaklaşımlarda zihnimizin ya da beynimizin bir mercek gibi davrandığını ileri sürebiliriz. Her bireyin kullandığı merceğe bağlı olarak aynı nesne farklı kişilerce değişik görülüp farklı algılanabilir. Bundan dolayı, “bilginin onu oluşturandan ayrıştırılarak veya soyutlanarak anlaşılması doğru değildir” diyebiliriz. Diğer bir deyişle “aklımız kadar görmekte ve anlamaktayız”.

Bireylerin karşılaştığı her yeni şey, eski bilgi, beceri, deneyim ve yaşantıların süzgecinden geçirilerek yeniden yorumlanır ve bilgi bireyin aktif girişimi (farkında olmadan) sonucunda bireyin kendisi tarafından oluşturulur.

Buraya kadar olan düşüncelerden yola çıkarak öğrenmeyi yeniden tanımlamaya çalışırsak “ESKİ BİLGİLERİMİZİN YENİ DENEYİM VE YAŞANTILARIMIZ IŞIĞINDA YORUMLANMASI VE OLUŞTURULMASI” şeklinde bir ifade kullanabiliriz.

Bu yeni tanımlama ve paradigma ile gerçekliğin bireylerin keşfini bekleyen mutlak ve tek olmadığı sonucuna varılabilinir. Yeni paradigmaya göre “gerçeklik(reality) nesnel bir şey değil, bu nedenle keşfedilemez (çünkü dışarda halihazırda var olan bir şey keşfedilebilir); tam tersine, “gerçeklik” bireyin aktif katılımıyla oluşturulur”

İnsanoğlu var olmanın bir koşulu olarak bir çevrede kendini bulur. Süreç içinde başlangıçta anlamsız olan çevresel olay ve olgulara anlamlar vermeye yani çevreyi “yorumlamaya” (yorumlamacı=interpretivist) başlar. Bu yorumlama gerçeğin “oluşturulmasının” (oluşturmacı=constructivist) ta kendisidir. Bu nedenlerden dolayı, gerçeğin oluşturulmasında bireyin perspektifi ve öznel yargılarının işe katılması söz konusudur. Bundan yola çıkarak, yorumlamacı/oluşturmacı paradigma gerçeğin nesnel(objektif) olamayacağını varsayar. Gerçeğin oluşturulması süreci kendi başına bir “öğrenme” süreci olduğuna göre, oluşturmacı öğrenme yaklaşımı teorik ve felsefi temellerini bu ortaya çıkan yorumlamacı ve oluşturmacı paradigmalarda bulur.

Oluşturmacı görüşte “öğrenme” “Sosyal bir çevrede oluşan ve karmaşık bir problemin çözümü sırasında öğrenenlerin var olan bilgilerindeki değişmelerin derecesi” olarak tanımlanırsa, “öğretme” de “öğrenenlere eski deneyim ve yaşantılarını kullanma olanağı yaratabilecek ve karşılıklı etkileşimleri temel alan ortamların hazırlanma süreci” biçiminde açıklanabilir.

Oluşturmacı/yapılandırmacı paradigmanın uygulanabilmesi için eğitimcilere önerilen etkinliklerin anabaşlıkları aşağıdaki gibidir:

1. İyi problem: öğrenenlere yeni tahminler yapma ve yeni şeyleri deneme olanağı veren problemler. Basit araç ve gereçler kullanarak çözülebilen problemler. Yeni bilgi oluşumuna olanak sağlayacak yeterince karmaşık problemler. Grup çalışmasına olanak sağlamalı. Öğrenenler tarafından konu ile ilgili ve ilginç olduğu düşünülmeli
2..Grupçalışması(colloboration) (a) öğrenciler arasında ilişki ve etkileşim artırılmalı (b) öğrenen ve öğretici arasında olabildiğince usta-çırak ilişkisinin oluşturulmasına çalışılmalı
Davranışcı paradigmalara dayalı içerisinde bulunduğumuz eğitim sistemimden oluşturmacı/yapılandırmacı paradigmalara geçmek için dönüşüm stratejileri olarak yapılması gerekenler ana başlıklarda aşağıdaki gibi önerilmektedir:

1. Oluşturmacı öğrenme paradigması içinde çalışabilecek profesyonel öğretmenin
yetiştirilmesi, istihdamı ve yeniden eğitilmesi.
2. Öğrenciyi “şekil verilmeyi bekleyen edilgen bir nesne” olarak görmek yerine onu kendine özgü bir öğrenme yöntemi, ilgi ve beklentileri olan tam bireyler olarak anlamak.
3. Öğrenmeyi hedef ve hedef davranışlara indirgeyen Davranışçı program anlayışının
acilen terk edilmesi.
4. Hiyerarşik,bürokratik ve merkezden yönetilen okul örgütlenmelerinden uzaklaşarak daha katılımcı, çevresiyle bütünleşmiş, öğrenci ve veli katılımına önem veren ve topluluk bilincinin geliştiği okul örgütlenmeleri yaratmak.
5. Okulda başarılan bir paradigmatik dönüşümün ev ortamları ile koşut gitmediği zaman başarılı olamayacağı varsayımından hareketle okulların aynı zamanda aile ve veli eğitimini gündeme getirerek eğitim ve öğrenmeyi çocuk ve ailenin birlikte gerçekleştirdiği ortaklaşa bir etkinlik haline getirmek.
Eğitim sistemleri toplumsal değişim ve dönüşümleri yaratan en önemli sistemlerin başında geliyorsa yukarıda bahsedilen konuların ciddiyetle ele alınması toplumsal geleceğimiz açısından kaçınılmaz olarak karşımızda durmaktadır.
Bu haber 67 defa okunmuştur

:

:

:

: