Kuzey Kıbrıs’ta bir taraftan çözüm süreci sürerken diğer taraftan da ekonomik kalkınmanın planlı bir biçimde başlatılması gerekmektedir. Ekonomik kalkınma için esas olan da Gayri Safi Milli Hasılayı (GSMH) büyütmektir. GSMH’nın büyütülmesinin ön koşulları ise ekonominin, devlet yapısının ve hukuk düzeninin bütünlüklü olarak ele alınması; adaletin, bilimselliğin ve ekonominin ciddiyetle öne çıkarılması ve olmazsa olmaz olarak ekonominin kayıt altına alınmasıdır. Özellikle ekonominin kayıt altına alınması toplumsal bir kültür anlayışına dönüştürülmelidir. Ekonominin kayıt altına alınmasında öncelikli adım olarak vergide otomasyon ve adalet sağlanmalıdır. Burada bir başka önemli konu da vergi sisteminde yapılması gereken düzenlemelerin de katkısı ile kamu ve özel sektör kuruluşlarının öz sermayelerinin artırılmasının gerçekleştirilebilmesidir. Vergi düzenlemelerinde bir başka önemli konu da hükümeti, Maliye Bakanlığı’nı ve Vergi Dairesi’ni denetleyecek olan bir bağımsız vergi denetim biriminin oluşturulmasıdır. Böylesi bir yapı ile öz sermayesi güçlü kamu ve özel kuruluşların hem ekonomik dalgalanmalara hem de rekabete dayanıklılığı artabilecektir. Bu ve benzeri düzenlemelerin yaşama geçirilmesi ile özellikle genç insanlarımızın, esnaf, zanaatkar, tarım işletmeleri ve girişimcilerin ve diğer kuruluşların, ekonomik hayatın önemli unsuru olan finans ihtiyaçlarının sağlanmasında, kendilerinden beklenen teminatın yalnızca taşınmaz mal ipoteği üzerinden değil, açık bilanço, proje ve fizibilite temelinde kredi mekanizmalarından yararlanma kabiliyetini de gerçekleştirebilecektir. Benzer bir biçimde ve aynı zamanda, bağımsız mali müşavirlik müessesinin güçlendirilmesi, etkin kılınması ve evrensel AB normlarına göre hem sorumluluk hem de etkinlik taşıyacağı bir bütünlükle geliştirilmesi de ekonomik istikrar ve kalkınma hareketi için oldukça önemlidir. KTHY, KIB-TEK, Telekomünikasyon, TÜK, DAÜ, LAÜ, vb. stratejik öneme sahip kamu kuruluşlarının kesinlikle kamu elinde kalması ve toplumun malı olması oldukça önemlidir. Ancak, bunların özerkleştirilmesi, etkinleştirilmesi ve verimlileştirilmesi gereklidir. Yani bunların yönetimlerinin özerkleştirilmesine yönelik tedbirler acil olarak planlanmalıdır. Ayrıca bu tür stratejik kurumların alternatif yan alanları ve bunların dışında kalan kamu kuruluşları için kamu-özel ortaklıklarının hayata geçirilmesi de düşünülebilir. Bu önlemler alınırken, insanların ekmekleri ve işleri ile oynamak, demokratik bir yapıya geçmeden bu adımları atmak kesinlikle doğru değildir ve bu yöntem bugünkü sorunların katlanarak ve daha da acı bir şekilde yaşanmasının önünü de açmış olur. Kıbrıs’ta çözüme doğru giderken, içte de daha demokratik bir yönetim yapısına ulaşmak ve özel sektörün istihdam da yaratabileceği şekilde önünü açmak oldukça önemlidir. Son dönemlerde CTP-BG tarafından yapılan politik tezlerin oluşturulması çalışmalarında özellikle kamu kuruluşlarımızın ekonomik verimlilikle çalışır hale dönüştürülmesi esası ile ekonomik alanda bir kısmı aşağıda belirtilen temeller çerçevesinde adımlar atılması önerilmekte ve tartışmaya açılmaktadır: Ülkemizdeki makro ekonomi yönetiminin uzun vadeli iş imkanlarını ve refah seviyesinin yükselmesini sağlayacağı bir stratejiye sahip olması, ülkemizde yapılacak olan altyapı yatırımları teknolojik yenilenmeyi ve mevcut insan kaynaklarının kabiliyet ve taleplerini dikkate alarak geliştirilmelidir. Çalışma ve yaşam koşulları eşit olanaklar çerçevesinde güçlendirilmeli; yaratıcılık ve girişimcilik güçlendirilerek, çalışanların yönetimde rol almaları ve yönetim ile sorumluluk paylaşarak işbirliği yapmaları sağlanmalıdır. Ülkemizde her alan ve sektördeki ürün, hizmet ve servis kalitesi yükseltilmeli, kalite ve güvenilir tüketim seçenekleri geliştirilmelidir. Ülkemiz koşulları dikkate alınarak sürdürülebilir ve uzun vadeli yatırım olanaklarının inşaat sektöründe atıl kapasite durumunda bulunan boş ve yeni bitmiş inşaatların ekonomiye yeniden kazandırılabilmesi için, gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasına katkı sağlanmalı ve atıl kapasite kullanımı gerçekleştirilmelidir. Kıbrıs’ta çözüm ve AB vizyon ve normları çerçevesinde, piyasa dinamiğinin etken olduğu, sosyal adalet ve demokratik hukuk devleti kurallarının temel olduğu, insan odaklı kalkınma ekonomisi modeli kuralları hayata geçirilmelidir. Girişim özgürlüğünün var olduğu, kamunun düzenleyici etkisi ile sermayenin ve kaynakların savurganlık içinde tüketilmediği ve tekelciliğin önüne set çeken, kamu düzenlemesi ile yönlendirmesinin yer aldığı ve planlamanın yol göstericiliğinde ve iç ve dış haksız rekabetin engellendiği bir anlayışla piyasaya giriş-çıkışların serbest olması gerekmektedir. Bu koşulların oluşturulmasıyla, üretim, verimlilik ve kalite artışı sağlanarak sürdürülebilir bir ekonomik yapı sağlanması desteklenmelidir. Ekonominin her alanında uluslararası normlara ve ülke koşullarına uygun standartlar getirilmeli, ekonomik gelişme için gerekli olan yasal altyapı ve uygun ortam sağlanması desteklenmeli ve mukayeseli üstünlüklere sahip olduğumuz ekonomik faaliyetler geliştirilmelidir. Kıbrıs Türk ekonomisinin geliştirilmesi sürecinde AB müktesebatına uyum çalışmalarının ilerletilmesi oldukça önemlidir. Ülkemizde yaratılan kayıt dışı gelir, büyük ölçüde KKTC’nin yerel ve TC’nin şube bankalarında mevduat olarak toplanmaktadır. KKTC’de Menkul Kıymetler Borsası’nın olmayışı ve yatırım fonları dahil, diğer yatırım yapılabilecek portfolye imkanlarının KKTC’de olmayışı, ister istemez paraların TC’de değerlendirilmesine neden olmaktadır. Hala faizlerin KKTC’de yüksek olması da, paranın kredi olarak piyasalara finanse edilmesine mani olmaktadır. Piyasada daha çok para tutulabilmesi için, başta faiz oranları, munzam karşılık oranları ve disponibilite oranları aşağıya çekilmelidir. Yatırımcının daha rahat yatırım yapabilmesi için, leasing sisteminin süratle uygulamaya girmesi gerekmektedir. Aracı bankaların leasing anlaşmalarına, devlet’in garanti vererek destek olabilmesi düşünülmelidir. En azından büyük sanayi yatırımı, enerji, atık ve yeniden dönüşüm projeleri, turizm, üniversite ve hastane yatırımları için kullandırılması düşünülen kredilere destek vermesi için ön ayak olmalıdır. Ülkede likit zengini olan Vakıflar Bankası, İş Bankası, Ziraat, Kooperatif Merkez ve İktisat Bankası’na ortak konsersuyum oluşturacakları ve sendikasyon kredisi gibi milyonlarca dolar tutarındaki yatırım projelerine sağlayabilecekleri kredileri, KKTC’deki projelere kullandırabilecekleri kağıt dönüşüm, biyodizel, atık yönetimi, solar energy gibi projeleri finanse etmeleri ve bu projelerin hayata geçmesiyle kendilerinin de kardan pay sahibi olabilecekleri düzenlemeler ve yenilikler yapılmalıdır. Böylelikle hem KKTC’de paranın kalması sağlanmış, hem istihdam yaratılmış, hem de KKTC’de yatırım iklimi ve altyapısı değişmiş olacaktır. Teknoloji ve bilgi geliştikçe, ülkedeki yaşam standardı da artmış olacaktır. Günün koşullarına göre Bankacılık sisteminin daha iyi denetlenebilmesi, suç gelirlerinin aklanmasının önüne geçilebilmesi ve Bankacılık sisteminde ihtiyaç duyulan düzenlemelerin gerçekleşebilmesi için yapılacak mevzuat çalışmaları desteklenmelidir.