Günümüzde bilim ve teknolojide yaşanan gelişmeler tüm toplumların yapı ve politikalarını değiştirmeye zorlamaya devam ediyor. Ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel tüm sistemler yeni paradigmaların etkisinde dönüşümler yaşamaya devam ediyorlar. Meslekler bile giderek değişiyor ve özellikle küreselleşmenin etkileri ile yapısal işsizlikler ortaya çıkıyor. Durum böyle olunca, teknolojinin ve özellikle bilişim teknolojisinin etkileri ile birçok insan iş değiştirmek zorunda kalıyor. Yaşam boyu eğitim bu açılardan da bakıldığı zaman oldukça önemli bir olgu olmuş durumdadır. Örneğin AB eğitim politikalarında Yaşam Boyu Öğrenme Programı genel eğitim, mesleki eğitim ve e-öğrenme programlarını tek bir çatı altında bütünleştirerek insanlara eğitim hizmetini uzatmış ve yaşam boyu alınabilecek şekle dönüştürmüştür. Küreselleşmenin ve bilişim teknolojilerinin hızla yaşandığı dünyamızda değişen teknolojilere ayak uyduracak insan yetiştirmek eğitim sistemlerinin en önemli amaçlarından biri haline gelmiştir. Eğitim sisteminde yaratıcı insan yetiştirmek şimdilerde bir üst basamağa daha çıkmış ve yaratıcılığı ve problem çözmeyi içeren yenilikçi insan yetiştirmek en temel amaçlardan biri olmuştur ülkelerin eğitim sistemlerinde. Yıllardır söylediğimiz bir deyiş vardır eğitimle ilgili “eğitim üretim içindir” şeklinde. İşte şimdi yaratıcı ve üretken insanlara yenilikçiliğin de eklenmesi ile küreselleşen dünyamızda ihtiyaç duyulan insanın en temel yapısı betimlenmiştir ve her ülke kendi ekonomik, siyasal ve sosyo-kültürel yapısına ve toplumsal ihtiyaçlarına göre bu yenilikçi insanı yetiştirmekle karşı karşıyadır. Bu yenilikçi insan kendi ülke koşullarının gerektirdiği biçimde üretken ve koşullara uygun olarak da yaratıcı olmalıdır ki küreselleşen dünyamızda toplumsal var olmaya ve toplumsal geleceğe taşınmaya katkıda bulunabilsin. Nasıl ki insan eğitimin merkezinde olmalıdır diyoruz ve hatta bunu öğrenci merkezli eğitim şeklinde seslendiriyoruz, bir başka açıdan da bakıldığında küreselleşme ile paralel gelişen bilgi toplumunun merkezinde de bilgi toplumuna insan yetiştirmek durumunda olan “eğitim” konmalıdır. Bir başka boyutla da bakılacak olunursa, günümüz dünyasında küreselleşme giderek daha da hızlı bir şekilde yaşanırken bilim ve teknolojideki gelişmelerin de tetiklemesi ile ve ekonomik hareketler de buna uygun bir biçimde şekillenirken, diğer taraftan da ekonomik ve siyasal gelişmeler dünyamızda bölgeselleşmeleri de gündeme oturtmaktadır. AB bu tür bölgeselleşmelere örnek gösterilebilir. Günümüz dünyasında küreselleşme ve bölgeselleşmeler yaşanırken diğer bir taraftan da toplumların kendi kültürel, sosyal ve siyasal yapılarını koruma noktasında duyarlılıklarının da arttığını gözlemliyoruz. Öyleyse bireylerin kendi yetenek ve ilgileri doğrultusunda ve bireysel ihtiyaçlarla eğitim almaları ne derece önemliyse, aynı derecede ve eş zaman ve eş değerli olarak bireylerin toplumsal, bölgesel ve küresel ihtiyaçlar doğrultusunda da yetiştirilmeleri oldukça yaşamsaldır. Çok kültürlü bir dünyada ve hatta çok kültürlü bir ülkede yaşarken eğitimin de buna göre şekillenmesi, eğitim sisteminde barışın ve hümanizmin öne çıkarılması, İnsanlık ve Avrupalılık bilincinin geliştirilmesi, toplumsallığın yükseltilmesi ve nihayetinde kendisi ile barışık sevgi dolu insan yetiştirilmesi oldukça önem kazanmaktadır. Bu vasıflara sahip olan insanların yaşadığı toplumlarda bir de yenilikçilik anlayışları ile sürdürülürse eğitim, bunun ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yapılarımızı geliştirmesi kaçınılmaz olur ve hepimizin ihtiyacı da budur diye düşünüyorum.