23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 tarihlerinde Sayın Talat ile Hristofyas arasında varılan anlaşmalar temelinde 2 bölgeli, 2 toplumlu, eşit siyasi haklara sahip 2 kurucu devletin içerisinde yer alacağı ...
23 Mayıs ve 1 Temmuz 2008 tarihlerinde Sayın Talat ile Hristofyas arasında varılan anlaşmalar temelinde 2 bölgeli, 2 toplumlu, eşit siyasi haklara sahip 2 kurucu devletin içerisinde yer alacağı tek egemenlik ve tek uluslar arası kimliğe sahip Birleşik Federal Kıbrıs’ın oluşturulması için başlatılan çözüm müzakere süreci Sayın Eroğlu’nun Cumhurbaşkanı seçilmesinden sonra BM Genel Sekreteri Ban’a gönderdiği mektupta da teyit ettiği üzere Sayın Talat’ın bıraktığı yerden devam ediyor. Her ne kadar görüşme süreci istenildiği hız ve verimlilikte gitmese de özellikle BM Genel Sekreteri’nin liderleri 18 Kasım 2010 tarihinde New York’a davet etmesinin ardından yaptığı açıklamada onları 26 Ocak 2011 tarihinde bu kez Cenevre’ye çağırması, ardından BM Güvenlik Konseyi’ne de sunduğu raporda da belirttiği üzere liderleri Cenevre’ye kadar yoğun görüşmeler yapmaya ve uzlaşı noktalarını belirlemeye davet etmesi oldukça manidar gelişmelerdir. Kıbrıslı Türkler olarak Kıbrıs sorununun çözümsüz kalmasından dolayı yıllardır belirsizlik içerisinde yaşamaktayız. Çözümsüzlük ve belirsizlik bizleri ekonomiden sosyal sorunlara kadar yaşamın her alanında sıkıntılara sürüklemekte, toplumsal kalkınmamız için gerekli olan plan ve programların yapılmasını giderek daha da engellemektedir. Bir taraftan 2007 yılından beridir dünyada yaşanan ekonomik krizin toplumumuzu da derinden etkilemesi, diğer taraftan da ülkemizde var olan yapısal sorunlarımızın ekonomiden demografik yapımıza, çalışma yaşamında yaşanan kayıt dışılığın yaratmış olduğu sorunlardan çevre sorunlarına, eğitimden sağlığa kadar hemen hemen her alanda giderek daha büyük sorunlar yaşanmasına neden olması ve özellikle UBP hükümetlerinin yaşanan sorunları çözme potansiyelinden ve becerisinden uzak olması ülkemizi giderek daha büyük sıkıntılara sürüklemektedir. UBP hükümetinin 19 Nisan 2009 seçimlerine giderken halkımıza vermiş olduğu vaatlerin tam tersini yapmış olması halkı aldatmaktan başka bir şey değildir. Seçimlerden sonra tüm enerjisini Cumhurbaşkanlığı seçimlerine veren UBP yönetimi ne çalışanları ne esnafı ne zanaatkarı ne sanayiciyi ne tüccarı ne gençliği ne yaşlılarımızı ne emeklilerimizi ne de toplumumuzun geleceğini düşünmüştür. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra bu kez de kendi kurultaylarına endekslenerek bugünlere kadar toplumumuzun lehine hiçbir icraata imza atmayan UBP hükümetleri tam 20 aydır tüm insanlarımızın yaşamlarını karartmış ve ekonomik yaşamı neredeyse tamamen bitirmiştir. Ülkemiz tam bir keşmekeş içerisine sürüklenmekte, kayıt dışı çalışanların aşırı artmasından dolayı çalışan nüfus giderek daha da fakirleşmekte, sermaye sahiplerimiz de her geçen gün rekabet güçlerini hızla kaybetmekte, hem işverenler hem de işçiler işlerini ve geleceklerini kaybetmektedirler. Tüm bu olumsuz gelişmeler yaşanırken bir kısım işveren kesimin gelişmelerin farkında olmadan olduğuna inandığımız hükümete destek verme çabaları bizleri şaşkınlığa itmekte, ancak her şeye karşın tüm duyarlı çalışan ve işveren kesimlerle birlikte toplumumuzun var olma mücadelesini sürdürmeye devam etmekteyiz. Kıbrıs’ta federal bir çözüm isteyenler olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da toplumumuzun var olma mücadelesinin yanında kendi ayakları üzerinde durma mücadelesinin de öncülüğünü yapmaya devam edecek ve Kıbrıs’ta bir çözüme ulaşılmasından tutun da ekonomik ve toplumsal kalkınmamızın gereği olan vizyon ve projelerimiz ile halkımızı aydınlatmaya ve omuz omuza güzel günlere yürümeye devam edecek, barış, demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelemizi sizlerle birlikte ve halkımız için sürdürmeye devam edeceğiz.