Bin güneş boğulması

Öyle zordur ki aslında insanın bildiklerini anlatırken akıl vermeden aklını kullan demesi âdem olana; hele ki ortalık toz duman olmuşsa ve yalan dolan hayatlar birbirine karışmışsa…

Öyle zordur ki aslında insanın bildiklerini anlatırken akıl vermeden aklını kullan demesi âdem olana; hele ki ortalık toz duman olmuşsa ve yalan dolan hayatlar birbirine karışmışsa… Anlatılanları can kulağıyla dinlerken biliriz değil mi hepsi doğru değildir bunların; dilin kemiği yok ki… Lâf-ı güzaftır bazen söylenenler… Bazen sessiz kalmak haykırmaktır; bazen cehaleti kapatır sükûnet; bir şey bilmediğin anlamına gelmez sessizlik her zaman. Bazen sadece sessiz kalmak istersin ve o suskunluk içinde sessizliğin ses bulur. Çünkü çok konuşmak da çok şey bildiğini göstermez…

Küçük bir öykü bu, özümüzde şekillenen:

Dört mum yavaşça yanıyordu. Ortam çok yumuşaktı ve konuştukları duyuluyordu.

İlki söyledi; ben barışım. Artık kimse benim yanık kalmamı sağlamıyor; sanırım söneceğim.Alevi hızla azaldı ve bütünüyle söndü.

İkincisi söyledi; ben inancım. Neredeyse artık herkes benim gereksiz olduğumu düşünüyor. O nedenle daha fazla yanık kalmama hiç gerek yok. Konuşmayı bitirdiği zaman bir rüzgâr hafifçe esti ve onu söndürdü.

Üçüncü mum, sırası gelince üzgünce konuştu; ben sevgiyim. Yanık kalmak için artık gücüm kalmadı. İnsanlar beni bir kenara bıraktı ve önemimi anlamadı. Kendilerine en yakın olanları bile sevmeyi unuttular. Ve hiç zaman yitirmeden söndü.

Ansızın… Bir çocuk odaya girdi ve üç mumun da yanmadığını gördü. “Neden yanmıyorsunuz? Sizin sonuna dek yanmanız gerekir…” Dedi. Ve ağlamaya başladı… Ağladı… Ağladı…

Birden dördüncü mumun sesi duyuldu: “Korkma.” Dedi. “Ben hala yanıkken diğer mumları yakabiliriz…” “Kimsin sen?” diye sordu çocuk gözyaşlarının ardından bakarak. “Ben umudum.” dedi dördüncü mum “ben varken, hala umut vardır.” (Anonim)

Bazen mangalda kül bırakmayanlara, vatan derken bin sesli koro gibi nutuk söyleyenlere; bazen düşman sayıp kendi halkını cenge girenlere; bazen vatanı parça pinçik satarken kılı kıpırdamayanlara; bazen ekmeğimize aşımıza göz diken engereklere; bazen gereksiz yer kaplayan cesaretsiz, basiretsiz, dirençsiz yüreklere gülüp geçesim geliyor! Ve böyle zamanlarda aklımda hep aynı Atasözü muzip ve keyifle aklıma gelip duruyor: Hani derler ya “Katranı kaynatsan olur mu şeker…” 30 yıldır ezbere biliriz ister iktidarda ister muhalefette UBP hep kendine benzer!”
Bu haber 132 defa okunmuştur

:

:

:

: