Toplumlar sürekli olarak değişiyor. İhtiyaçları değişiyor insanların her geçen gün. Teknolojik gelişmeler öylesine hızla yaşanıyor ki bu hıza yetişmek artık bir birey için neredeyse gerçekten de imkansız bir hale geliyor. Dünyamız giderek daha da küçülüyor küreselleşme diye anılan olgu ile. Yaşamın her alanında yaşanan bu gelişmeler artık daha farklı donanımlı insanların yetiştirilmesini zorunlu kılıyor. Yetersiz kalıyor eski eğitim sistemleri talepleri karşılamaya. Hatta eğitim sistemlerinde büyük bir kriz yaşanmakta bugün dünyanın birçok ülkesinde. Öğrenme ve öğretme tanımları ile ilgili yeni paradigmalar öne çıkıyor eğitimden psikolojiye, antropolojiden sosyolojiye kadar tüm davranış ve insan bilimlerinde. Eğitim en büyük yatırımı olarak kabul ediliyor ülkelerin. İnsan kaynağı ve insana yatırım geleceğe yatırım kabul ediliyor. Geleceğe yatırım yapma konusunda kimi ülkeler hızlı bir biçimde hareket ederken kimi ülkeler de maalesef bu adımı atma konusunda diretiyorlar. Hal böyle olunca da değişime karşı direnenler giderek geride kalıyor ve geleceklerini belirsiz tehlikelere atıyorlar. Ülkemizde de durum hiç iç açıcı görünmüyor insan yetiştirme bağlamında, ne kötü!
DEĞİŞİM ŞART
1980’li yılların sonunda yaptığım doktora tez çalışmamda kolej ve üniversite giriş sınavlarının olumsuz etkilerini araştırmış ve ülkemizdeki öğrencilerin öğrenmelerini nasıl kötü etkilediğinin bulgularını bulmuştum. Aradan 20 yılı aşkın bir süre geçmesine karşın maalesef bizler hala aynı kısır tartışmaların içerisinde boğulup bir arpa boyu yol alamıyoruz. Programları tartışan, içerikte ne olması gerektiği üzerine araştırma yapan, öğretim teknikleri hakkında yenilikler üzerine çalışan ve projeler üreten birçok eğitimcimiz olmasına rağmen sistem bir türlü değiştirilemiyor nedense! Hala 1800 ve 1900’lü yıllardan kalma okul ve sınıf ortamlarında öğretmeni bilgiyi veren öğrenciyi de bilgiyi alan durumunda görüyor, eski yöntemlerdeki sınav sistemleri ile de öğrenciye verdiğimizi sandığımız bilgiyi bize geri vermelerini istiyoruz! Ne yazık… Yaratıcılık yok, projeler yok, farklı düşüncelerin ortaya çıkmasını destekleyen bir sistem yok, araştırma hak getire, grup çalışması teşvik edilmiyor, istatistik yok, felsefe dersleri kaldırılmış, insan hakları/barış/hoşgörü/vb eğitimler hiç düşünülmüyor, tarih eğitimleri ile at gözlüğü takarak yürüyoruz hala, dünya insanı yetiştirmek, kültürel eğitime önem vermek, sanat ile ilgilenmek, her bireyin kendi yeteneğini ortaya çıkarabilecek etkinlikler yapmak yok! Yok, yok, yok… Ne var peki? Uslu çocuk yetiştirmek! Verileni itiraz etmeden almak, farklı görüş dile getirmemek! Bilgiyi mutlak kabul etmek ve rıza göstermek! Aşırı “milliyetçi” yetişmek ve otoriteye biyat etmek! Ayrıcalıklı insanlar yetiştirmek! Sürekli olarak birilerine hoş görünerek yaşamak! Ne kadar olumsuz kazanım varsa insanlara kazandırılmaya çalışılıyor maalesef bu köhnemiş sistemle. Tabii bunu yapan sistemin kendidir yanlış anlaşılmasın lütfen. Bu sisteme rağmen öğretmenlerimizin olumlu yaklaşımları sayesindedir ki arada bu sisteme göre “defolu” sayılan insanlarımız yine de yetişebiliyor çünkü özünde değişime taraftır bizim insanlarımız ve özünde insan sevgisi oldukça yüksektir. Barış yanlısı ve demokrattır insanlarımız. Irkçı hiç değillerdir. Köktendinci ise kesinlikle. Hoşgörülüdür insanlarımız bu kadar olumsuz gelişmeye karşın on yıllardır ülkemizde yaşadığımız. Ancak tüm bu olumsuzlukları içerisinde barındıran eğitim sisteminin artık topyekün değişmesi gerekmektedir.
NE OLMALI?
Ülkemiz eğitim sisteminin her şeyden önce tüm bireylere fırsat eşitliği temelinde olanaklar sunması olmazsa olmazdır. Eğitim sistemi bireylerin ilgi ve yeteneklerine göre planlanmalı ve bu yeteneklerin ortaya çıkabileceği şekilde olanaklar sunmalı tüm bireylere. Eğitim sistemimiz toplumsal ihtiyaçlarımıza göre de dizayn edilmeli ve mesleki eğitim ağırlık kazanmalı. Mesleki eğitime, yetişkin eğitimine ve yaşam boyu eğitime oldukça büyük yatırımlar yapılmalı. Bunu yaparken elbette dünyalı olduğumuz unutulmamalı ve özellikle küreselleşen dünyamızda ihtiyaç duyulan biçimde yetiştirilmelidir insanlarımız. Kendi kültürlerini bilen ve koruyan, ancak diğer kültürlerin de farkında olan ve kültürlerarası etkileşimin pozitif yönde olması için duyarlılık gösteren bireyler yetiştirmeliyiz. Kendi dilini en etkin bir biçimde ve güzel kullanan ama birkaç yabancı dili de bilen bireyler yetiştirmeliyiz. Bilgisayarı iyi kullanabilen, teknolojiye yatkın ve iletişim becerileri gelişmiş bireyler istiyoruz. Yalnızca problem çözen değil, problemlerin farkında olan ve problemleri önceden öngörebilen bireylere ihtiyacımız var geleceğimizde. Belirsizliklere hazır olan, farklı durumlara adapte olabilen ve çok kültürlü ortamlarda yaşayabilen insanlar yetiştirmeliyiz. Her türlü etiğe uyumlu, ahlak sahibi, barış yanlısı, insan haklarına saygılı insanlar yetiştirmeliyiz. Dünyalı insanlar yani… Bunların tümü nasıl olacak peki dediğinizi duyar gibiyim sevgili okurlarım… Tek bir cümle ile bitirmek istiyorum yazımı ve bu sorunuza yanıtı da bu cümle ile vermek… Dünyayı güzellik kurtaracak ve bir insanı sevmekle başlayacak her şey… Sevgi ve duyarlılık yeter…