Halk rüzgârı

Emeğin üstünden yalan politika yapıp tribünlere oynayanlar, emekçinin değerlerini sömürerek kendisi ve kendisi gibi olan yandaşları için piyasa yaratır; pay oluşturur ve afiyetle bölüşür! Üretmeden yer, içer, tüketir!

Emeğin üstünden yalan politika yapıp tribünlere oynayanlar, emekçinin değerlerini sömürerek kendisi ve kendisi gibi olan yandaşları için piyasa yaratır; pay oluşturur ve afiyetle bölüşür! Üretmeden yer, içer, tüketir! Buna keyif der ve bilir ki bütün kapitalist yapılarda emperyalist duruşun iç değeri bu minvalde kendine yol bulur. Ayakta kalmanın bedeli bizden olan ve olmayan ayrımındaki keskin virajdır. Burada yurttaşlık, halk, dünya görüşü işlemez; buradaki genel geçer değer partizanlıktır! Benden olan iyi benden olmayan kötü deniyorsa… İşte asıl büyük tehlike burada başlar, buradan beslenir ve buradan toplumu kemirerek yok eder. Çünkü değer veriyor gibi davranan bu değersizleştirme sonuçta öteki denende kin, nefret duyguları oluşturup zamanı gelince (benimkiler iktidara gelsin hele!) bedel ödetmeye kadar vardıracaktır işi! Eğer bu güzel toplumu, ne kazandıysa dişiyle tırnağıyla elde etmiş bu insanları usulca zehirleyerek yok etmenin yolu olarak bunu bulduysanız sokaklara bakın! Bazen gerçekten merak ediyorum. Oturdukları sırça köşklerden, kimlerle vedalaşmış kimlerden hatıra kalmış koltuklardan bize, halka bakınca ne düşünüyorlar diye? Ne hissediyorlar? Bir gün hesap sorulacaktır; diye telaşlanmazlar mı acaba? İnsanın vicdanı en büyük sorgucu değil midir zaten, en zor yanıtları istemez mi vicdan? Bazen gerçekten merak ediyorum, mesela işten durdurulan insanlar, eğitim haklarından yoksun kalanlar, rüyaların en derininde yakasına yapışıp da muhatabına kan ter döktürür mü diye? Sanmam ki rahat bir uyku uyusunlar; sokağa bakın, sokaktaki insan ne vakit yatağında huzurla uyuyabilirse size de o zaman revadır iç rahatı keyifli uykular. Kimsede sihirli bir değnek yok, her sorunu hemen çözüp hayatı refah ve ferah hale getirsin bir çırpıda. Toplumsal bir uyanış, toplumsal bir direnişe dönüşürken; dönüp bir bakacaksınız kendinize ne yaptık; neyi eksik yaptık diye… Soracaksınız kendinize alkışlayan hala neden alkışlıyor, bağıran neden susmuyor diye… Durup bir düşüneceksiniz, komşu, bakkal, terzi, lokantacı, öğretmen, öğrenci, esnaf, nene, bebek, neden mutsuz? Peki, mutlu olana ne verdiniz? Mutsuz olan neden çok yorgun, bıkkın ve küskün… Siz kimin için ve kime iktidarsınız? Soracaksınız kendinize, halkı ayırmak, sen-ben diye birbirine düşürmek reva-yı hak mıdır diye! Sokaktaki insan ne zaman gönül ferahlığı ile evine dönerse o zaman rahat edebilirsiniz, işimi dürüst, makamıma mevkiime yaraşır icraatlarla yapabilmişim diye! Biz bir tek şeyden her zaman emin olduk ve olacağız; bu konuda yoktur kimseye verecek hesabımız. Biz, CTP olarak hiçbir zaman emeklerin istismarı üzerinden var olmadık ve var olmayacağız! Hodri meydan diyeceğim ama biz zaten meydanları doldurduk çünkü bu sokaklar, bu caddeler, bu meydanlar bizim ve bütün nehirler bize doğru birleşince denizde rüzgâr; rüzgârda yelkenli oluruz biz! Der ki Sabahattin Ali Rüzgâr şiirinde:

“Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.
Rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.
Burda insan duman gibi genişler, büyür.
Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.”

Bu memleket bizim…
Bu haber 143 defa okunmuştur

:

:

:

: