Yağmur yağmadı seller akmadı ama UBP camdan baktı!

Dün meydanlarda olanlar şimdi belki oradaki heyecanı anlatıyor… Onca insanın gerçekten canına tak etmese orada olmayacağını da herkesten iyi bu hükümet biliyor.

Dün meydanlarda olanlar şimdi belki oradaki heyecanı anlatıyor… Onca insanın gerçekten canına tak etmese orada olmayacağını da herkesten iyi bu hükümet biliyor. Çünkü onların daha önce 2003’teki gidiş süreçlerini de böyle bir zeminde bu halkın meydanlardaki özgürlük şarkıları, insanlık kavgaları şekillendirmişti. Ama artık bu halk gelince yeniden, bir daha size aldanmayacak bilesiniz…

Demokratik seçimler, halkın uzun soluklu sözüdür; seçim sandıklarında şekillenir ve kesin bir yanıt içerir. Ama ne sonsuzluk ne de sorumsuzluk vardır bu tercihlerin devrinde. Sadece ulusal bir yapılanış içinde var olanlardan hareketle yol belirlenir. Amma velâkin yalana dur demek ve yalancıyı def etmek boynunun borcudur kendine demokrat diyenin. Kandırmacalarla, şaşırtmacalarla, oyalamalarla, kargaların güldüğü transferlerle, eveleme geveleme ile el etek öpüp eyvallah deme halleriyle, yağmur duasını maliye bakanıyla yapan elçilerle bu gemi yürümez! Peynir gemisini bile batırdınız! Ülkeyi zaten sel almış, el almış, yel almışken sizin derdiniz hala halkı susturmak mı? Yetmedi mi bu kadar abesle iştigal? Lütfen bir bakın etrafınıza ama bizden sizden diye değil… Özellikle hatta sizden olmayanlara bir bakın ne istiyor bu insanlar? Sizden olanlar dahi neden karışmış halkın arasına bir bakın! Neden bu kışta bu soğukta hem de mesai saatlerini kilitlemek adına eylem yapıyor; sokaklara meydanlara akıyor? Herkes mi partizan? Herkes mi size, vatana düşman? Güldürmeyin beyler orada o insanların içinde olsaydınız anlardınız ki hepsi de ekmeğinin, demokrasinin, haklarının peşindeki bizim insanımız sen gibi ben gibi…

Günün birinde işten yorgun argın dönen baba, eve gelir pijamalarını giyer, koltuğa oturup gazetesini eline alıp yorgunluk atmaya çalışır. Tam o sırada babasının yanına gelen çocuk : “Baba bana daha önce söz vermiştin, hadi beni sinemaya götür.” Diye tutturur. Yorgun babanın buna niyeti olmadığından ve kurtulmak için orada bulunan bir dünya haritasını parçalara ayırıp çocuğun önüne koyar. “Bunu düzeltirsen seni sinemaya götüreceğim.” Der. Bir müddet sonra çocuk babasının pijamasından tekrar çekiştirir. “İşte yaptım baba, hadi sözünde dur.” der. Baba dönüp bakar ve şaşkınlık içinde dünya haritasının düzelmiş olduğunu görür. “Bunu nasıl yaptın oğlum?” diye sorar. Çocuk, “Dünyanın arkasında bir insan resmi vardı. İnsanı düzeltince dünya kendiliğinden düzeliverdi.” Der.

İnsanı düzeltmeden dünyayı düzeltemeyiz değil mi? İşte UBP’ nin bu ülke için ifade ettiği de budur. Ülkeyi yırtık pırtık bir Kıbrıs haritasına çevirenler; sizin gidişinizle bu ülke ve insanımız hak ettiği gibi bir dünya düzeninde yaşayacaktır! Önce sizin darmadağın ettiğiniz insanımızı toparlayacağız ki Kıbrıs da düzelsin; yoksa maazallah haliniz ortada ve dili varmıyor insanın ama kalışınız yangına körükle varmak olacak; bu yangını sizin yağmurunuz da durduramaz!

Biz yüreğimizi yüreklerinizin yanına attık… Biz bu cennet ülkenin Akdenizli çocuklarıyız… Biz nice savaşlardan var olarak kaldık… Biz bu meydanların taşını, toprağını, insanını, harcını yüreklerimizdeki cesaret ve onurla yarattık… Biz bugün de buraya yürürken, insanlık ve onur için yola düştük… Bu memleket bizim derken sizi bile dâhil ettik bu BİZ kelimesine… Ceplerinizi değil gelin yüreğinizi doldurun bizimle… Bizim yolumuz umut yoludur; bu memleket umutludur, onurludur… Kim ne derse desin laf-ı güzaf; bu memleket bizim!
Bu haber 267 defa okunmuştur

:

:

:

: